Şaşırtıcı Bir Şeyler Öğrenmeden Günü Kapatmak İstemeyenlerin İmdadına Koşacak 14 Bilgi

-

Facebook'taki "Ben bugün bi'şey öğrendim" grubunda kim ne öğrendiyse ahaliyle paylaşıyor ve o bilgiden daha çok kişi yararlanabiliyor. O zaman bu bilgileri Onedio'da da paylaşalım ki çok daha fazla kişiye ulaşsın. Ne de olsa bilgi paylaşıldıkça çoğalan bir hazinedir. 😌

Bilgiler Hüsnü Karşın, Rauf Kösemen, Tayfun Ersoy, Ozan Sezgin'in derlemelerinden oluşuyor.

İlk içerik için buraya alalım:

Şaşırtıcı Bir Şeyler Öğrenmeden Gününü Kapatmak İstemeyenlerin İmdadına Koşacak 17 Bilgi - onedio.com
Şaşırtıcı Bir Şeyler Öğrenmeden Gününü Kapatmak İstemeyenlerin İmdadına Koşacak 17 Bilgi - onedio.com

1. 

Ben bugün Vahşi Batı'da bir adet merminin de bir bardak viskinin de fiyatının 12 cent olduğunu, cebinde para olmayan kovboyların viski için barmene bir adet mermi vermelerinin "atış" anlamına gelen "shot" kelimesini içkiyle ilintilendirdiğini öğrendim.

Bunun bir efsane olma ihtimali tabii ki var. Tek seferde hızlı içilmesinden dolayı mermiye benzetilmesi de var, Scot kelimesinden geldiğini söyleyen de var...

2. 

Ben bugün tişörtün "T kesimli" demek olduğunu ve yazılı olarak ilk kez Scott Fitzgerald tarafından bir öyküde kullanıldığını öğrendim. başlangıçta askeri bir kıyafet olan bu kolsuz, yakasız, düğmesiz bluz, İspanya Savaşı sırasında Amerikan denizcilerine giydirilmiş. Ardından sıcak ortamlarda çalışan çiftçiler ve diğer işçiler giymeye başlamış. Zamanla tişörtler renklendi, çeşitli yazı ve fotoğraflar basıldı. Bu basit T kesim yüzyıldan kısa sürede tüm dünyaya yayıldı, T-shirt giymeyen neredeyse kalmadı.

İngilizce sözcük "shirt" eski İngilizce "scyrte (biçilmiş giysi)" sözcüğünden evrilmiş. Bu eski İngilizce sözcük Hintavrupa anadilinde yazılı örneği bulunmayan (s)ker-1 "kesmek" biçiminden evrilmiş.

Görsel: Arzu Tramvayı filminde Marlon Brando bu tişörtü giymeseydi bugünkü anlamda t-shirt olmayabilirdi.

Kaynak

3. 

Ben bugün, siyah gülün dünyada sadece Halfeti'de yetiştiğini, gonca halindeyken siyah, daha sonra koyu kırmızıya dönüşen bu gül çeşidinin başka yerde yetişmediğini, kesilip taşındığında renginin kırmızı ya da bordoya döndüğünü, tohum olarak başka bir bölgeye ekildiğinde ise Halfeti topraklarındaki gibi siyah açmadığını öğrendim.

4. 

Ben bugün, dünyanın en iyi beş foto muhabirinden biri olarak bilinen Sebastião Salgado ve eşi Lélia Deluiz Wanick Salgado'nun, yıllar sonra döndükleri memleketleri Brezilya'da, Instituto Terra'yı kurduklarını ve Sebastião'nun babasından kalan ama 35 yıl içinde kuruyup çöle dönen topraklarda, 15 yılda 2.700.000 (iki milyon yediyüz bin) tropikal ağaç dikerek yeniden oluşturdukları ormanı Ulusal Park olarak dünyanın kullanımına sunduklarını öğrendim.

Ayrıca adı Robert Capa, Henri Cartier Bresson, Ara Güler ve Steve McCurry ile birlikte anılan Sebastião'nun muhteşem fotoğrafçılık macerasının tamamını görmek isteyenler, oğlu Juliano Ribeiro Salgado ve Wim Wenders'ın birlikte yönettiği Toprağın Tuzu'nu izleyebilir.

5. 

Ben bugün, öldüğümüzde bir ağaca yaşam kaynağı olmamızı sağlayabilecek bir tür "organik mezar" projesinin varlığını öğrendim. Bu yöntemi benimseyen insanları çoğaltarak mezarlıkların yerini ormanların almasını sağlama fikrini ise ilham verici buldum.

Orijinal fikrin sitesi de burada: http://www.capsulamundi.it/en/

6. 

Ben bugün "Bahçede acı jambonlu zayıf tavuk göğsü pişir." cümlesinin bir pangram, yani bir alfabedeki tüm harfleri kullanarak oluşturulan cümle olduğunu, kelimenin Yunancada bütün, hepsi anlamına gelen "pan" ve harf anlamına gelen "gramma" sözcüklerinden meydana geldiğini öğrendim.

"Pijamalı hasta yağsız şoföre çabucak güvendi." cümlesi de bir diğer versiyonu.

7. 

Ben bugün çeşitli sözlerimizin orijinal hallerini öğrendim.

Yanlış bildiğimiz atasözü ve deyimlere örnekler:

1. "Güzele bakmak sevaptır" değil, "Güzel bakmak sevaptır" biçimindedir.
2. "Azimle sıçan duvarı deler" değil, "Azimli sıçan duvarı deler" bçimindedir.
3. "Göz var nizam var" değil, "Göz var izan var." biçimindedir. (izan: anlayış, anlama yeteneği. nizam: düzen, kural)
4. "Eşek hoşaftan ne anlar" değil, "Eşek hoş laftan ne anlar" biçimindedir.
5. "Aptala malum olurmuş" değil, "Abdala malum olurmuş" biçimindedir. (aptal: alık. abdal: derviş)
6. "Kısa kes aydın havası olsun" değil, "Kısa kes aydın abası olsun" biçimindedir. (aba bir giysidir ve Aydın efesinin abası kısa ve dizleri açıktır.)
7. "Su uyur düşman uyumaz" değil, "Sü uyur düşman uyumaz" biçmindedir. (sü: asker)
8. "Saatler olsun" değil, "Sıhhatler olsun" biçimindedir. (sıhhat: sağlık)
9. "Su küçüğün söz büyüğün" değil, "Sus küçüğün söz büyüğün" biçimindedir.
10. "Elinin körü" değil, "ölünün kûru" biçimindedir. (kûr: mezar, gömüt)
11. "Sıfırı tüketmek" dğeil, "zafiri tuketmek" biçimindedir. (zafir: soluk)
12. "Eni konu" değil, "önü sonu" biçimindedir.

8. 

Ben bugün sevgi dolu bir öğretmenin nasıl fark yaratabileceğini öğrendim.

Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin sert mahallelerine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 çocuğun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemiş. Öğrencilerin hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmiş.

Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı bulmuş ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istemiş. Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176'sının olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor ya da iş adamı olduklarını ortaya çıkarmışlar.

Profesör çok etkilenmiş ve bu konuyu izlemeye karar vermiş. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi civarda yaşadıkları için, her biriyle buluşmuş.

"O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?" sorusuna verdikleri cevap hep aynıymış: "Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Her şey onun sayesinde."

Profesör, bu öğretmeni çok merak etmiş. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmeni bulmuş, bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, başarılı birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sormuş.

Yaşlı öğretmenin gözleri parlamış ve dudaklarının kenarında bir gülümsemeyle:

"Çok basit" demiş, "sadece o çocukları çok sevdim...''

Not: Hikayenin kaynağına dair bir araştırma yapma fırsatı bulamadım. Yine de sevgi dolu bir öğretmenin yaratacağı farkı inkar edemeyeceğimizi düşünerek paylaşıyorum.

9. 

Ben bugün neden artık kitap okuyamadığımızı öğrendim.

Kısaca özetle, dijital uyaranlar beyinde dopamin salgılatıyor, biz de artık bu dopamine bağımlı olmuş ve bilinçsiz alışkanlıklar geliştirmiş durumdayız. Dijital cihazlar yeni şeyler ve haberlerle sürekli dopamin ihtiyacımızı karşılarken, bir kitap bununla nasıl başa çıkabilirki?

Kaynak

10. 

Ben bugün Che'nin bir özel isim olmadığını, Latin Amerika'da "Hey sen!" anlamına gelen bir hitap şekli olduğunu, özellikle Arjantin'de ise "arkadaşım" anlamında kullanıldığını, babası Ernesto'nun che sözcüğünü (hey!) "delikanlı" anlamında çok kullandığını, Che'nin de aynı şekilde, tanısın tanımasın çevresindeki herkese, "dostum" veya "yoldaş" anlamında che diye seslendiğini, zamanla herkes ona che demeye başlayınca bu çok sevdiği kelimenin adının bile önüne geçtiğini öğrendim. Hatta bu ismi o kadar benimsemiş ki, devrimden sonra Küba parasına imzasını Che olarak atmış.

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4

11. 

Ben bugün Tosun Paşa filmindeki 'Tellioğulları' ile 'Seferoğulları' ailelerinin gerçek olduğunu, Mardin'in bu iki güzide ailesi arasındaki kan davasının taa Osmanlı'dan başlayıp, 150 yıl sürdüğünü; husumetten bıkıp 1956'da barıştıklarını, Tellioğulları'nın 'yeşil vadi'yi Seferoğulları'na bırakıp İstanbul'a taşındıklarını öğrendim.

12. 

Ben bugün, Liberya'da yaşayan Alfred J. Sirleaf'in, elektrikten yoksun, dolayısıyla ülkeleri ve dünyada olup biten gelişmelerden bihaber yurttaşlarına, 2000 yılından bu yana, başkent Monrovia'da, merkezi bir noktada bulunan "The Daily Talk" ismini verdiği kara tahta gazetesinden, her gün ve bedava olarak güncel haberleri aktardığını, uzun süre iç savaş belası ile uğraşan ülkesinde "barışın kilidini bilginin açacağını" düşünerek, maddi bir amaç gütmeden bu işe giriştiğini, dünyadan haberleri farklı medyalardan ve ülke içi haberleri de gönüllü muhabirlerden edinerek derlediğini ve tüm bu bilgileri, her yeni gün, sabahın erken saatlerinde kara tahtasına bıkmadan, usanmadan bir bir yazdığını, bu sıra dışı gazetenin masraflarını bağışçılarının yardımları ile karşıladığını, 2005 yılı içinde, hükûmeti eleştiren bir manşet ile yayın yaptığı günün ertesinde kara tahtasının hükûmet askerleri tarafından tahrip edildiğini ve Alfred'in hapse atıldığını fakat kısa süre sonra hapisten çıkan imtiyaz sahibimizin gazetesini yeniden inşa ettiğini, her gün yayına devam ettiğini ve The Daliy Talk'un, Liberya'da en çok okunan gazete olduğunu öğrendim...

Kaynak: The New York Times, Wikipedia

13. 

Ben bugün, İstanbul'un tarihi yapılarında daha önce karşılaşıp çok beğendiğim kuş köşklerinin, rivayete göre; Anadolu'da bir taş yontma ustasının yanlış yonttuğu bir taşı işlevsiz bir biçimde bırakmak yerine yapıya dahil bir yuva haline getirmesi ile yapılmaya başlandığını öğrendim... Tarihi 13. yüzyıla dayanan ve önemli bir çok yapıya eklenen bu yuvaların ilk örnekleri, mimari açıdan pek bir değer teşkil etmese de, hayvanlara barınak olması yönüyle paha biçilemez bir değere sahip... Sadece tarihi Türk yapılarında görebileceğiniz bu yuvalar zamanla daha da işlevsel hale getirilmiş, saçak altlarında, insanların ve diğer hayvanların ulaşamayacağı yüksekliklerde, Güneş görecek şekilde konumlandırılmışlar... 17. yüzyıl sonlarına doğru ise adeta minyatür saraylara, köşklere dönüşmüşler... 19. yüzyılda bu adet unutulmaya başlanmış ve yitip gitmiş... Günümüz modern örneklerinden birine Anıtkabir'de de rastlamak mümkün...

Fotoğraflar sırasıyla; Selimiye Camii, Ayazma Camii, Topkapı Sarayı Darphane, 3. Selim Türbesi, Anıtkabir...

14. 

Ben bugün, Afrika'nın doğusunda yaşayan Masaili çocukların bal bulabilmek üzere vahşi bir kuş türü olan bal kuşları (Honeyguide) ile iş birliği yaptığını zira bu tatlı besini sadece bu kuşlar ile birlikte hareket ettiklerinde bulabildiklerini, çocukların, bal kuşlarını çağırmak için ıslık çaldıklarını, kuşların da sadece insanlar ile iletişim kurarken kullandıkları bir ötme şekli ile onlara karşılık verdiğini, kuşun bal kokusunu takip ederek çocukları kovana götürdüğünü, arıların koruması altında bulunan, bu sebeple kuşların giremediği kovanlardan balı alan çocukların rehberlerine bal ile ödeme yaptıklarını, şayet kuşun ödülünü vermezler ise rehberlerinin onları bir dahaki sefere aslan inine götüreceğine inandıklarını öğrendim. Muhteşem bir ortaklık...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
fenni-sunnetci

ben de biryerlerden,liberya'yi amerikadan donen kole zencilerin kurdugunu bu yuzden amerika'nin liberyalilara wize uygulamadigini okumustum

dedittiremez-miyim

#1 ile #6 gereksiz bilgi.

musikisinas-don-vito

#5 zaten yapılmış bir şey. Anadolu'daki Türk mezarlarına bakın, hepsi birer ormandır zaten. Osmanlı'da bir ev yaptığında bahçeye en az bir ağaç dikmek, bir çocuk doğduğunda ağaç dikmek ve mezara gömülen bir insanın baş-ayak ucuna ağaç dikmek gelenekselleşmiştir. İslam geleneğinden gelen "bedenin kısa sürede çürümesi" düşüncesinden mi yoksa Asya Bozkır kültürüyle şekillenen şaman öğelerden ötürü ruhun doğayla iç içe olması amacıyla mı bilemiyorum ama modern insanın yeni keşfettiği bu hareket Türklerde zaten vardı. Keza o kuş yuvaları ve Batı'nın aksine sahip olduğu sokak hayvanları kültürü de... Genişlettiğimiz sınırlardan ziyade bence bu tür şeylerle daha çok övünmeliyiz.

z.zidane

Vay amk #7 de baya bir şey ögrendim editör eline saglık güzel araştirma olmus. Ve #14 harbi çok etkiledi be.

derin-a-clk

#14 bayıldım :)

Başlıklar

ArjantinAydınBrezilyaFacebookİspanyaİstanbulKitapManşetMardinSavaşTopkapı Sarayımanşetonediotatlı
Görüş Bildir