Neresi Sıla, Neresi Gurbet? Avrupa'ya Göç Ettikten Sonra Yıllarca Memlekete Dönemeyen Gurbetçilerin Hasret Dolu Hikâyeleri

-

1961 yılında imzalanan anlaşma sonrası binlerce Türk vatandaşı daha iyi yaşamak ve çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakmak için yaşadığı toprakları, sevdiklerini ve her şeylerini geride bıraktı ve yepyeni bir hayata başladı. Kimisi sevdiklerini de götürdü yanında, kimisi yıllarca hem hasretlik hem de gurbetlik çekti. 

O gurbetçi hikâyelerine Twitter ve Instagram'da DiasporaTürk adlı hesap sayesinde tanık oluyoruz...

Kaynak: https://twitter.com/diaspora_turk

1. Niyazi Koçak, 1971 yılında Stuttgart'tan yazdığı mektupta unutulmanın nasıl bir acı olduğunu kelimelere döküyor...

"Emine... Resmim bir hayaldir. Gözlerim kara kara bakar. Azrail geldiği anda yok eder. Eğer ben ölürsem resmim ebedi sizlere hatıra olur. Resmimi saklayın, sakın yırtıp atmayın."

(Niyazi Koçak, Stuttgart - 1971)

2. "Madem çocuğumuz yok birer saksı tutalım."

Soldan sağa: Kumandar Fadime, Alime’nin Zeynep, Baykuş Şükran, kucaktaki bebek Kumandarların torunu İsmail... 

 (Beyza Ö. Okumuş - 1980)

3. Gurbetçi olmaktan daha beterinin hatırlanmamak, önemsenmemek olduğu anlaşılıyor...

"Bazı aileler vardı hani, çok önemsenmezdi. Ama her bayram kapınızı çalar, az oturup giderdi. Biz işte o aileydik."

4. Gurbettekinin özlemi tamam da, ya buradaki ne yapsın? Onların yüreği taş mı, demir mi?

"Baktıkça hatırlamak için değil, hatırladıkça her an bakmak için gönderiyoruz. Sakın bizi unutmayasın, bu resmimiz sana hatıra kalsın. Küçücük yavrular nasıl dayansın? Bizim yüreğimiz taş mı demir mi?"

(Türkiye’den Almanya’ya, 1972)

5. Memlekete dönmeyi istemek ama sırf daha iyi bir gelecek için 40 yıl durmak, durmadan çalışmak...

"İlk iş günü elime 575 Mark saydılar. Bir hesap yaptım, 'Bu parayı Antakya Valisi bile almıyor Mikdat, dur durduğun yerde' dedim. 40 yıl durdum."

6. Eskiden insanlar çocuklarına sevgilerini belli edemezlermiş, ayıp sayılırmış; işte bu anı da onun kanıtı...

"Dedem yıllarca Almanya’da çalışmış, annemin çocukluğunda onun yanında olamamış. Dedem rahmetli olduğunda pijamasının cebinden annemin küçüklük fotoğrafı çıkmıştı, 'Babam bize seni seviyorum diyemezdi ama beni ne çok sevdiğini o fotoğrafı görünce anladım' demişti." 

(Elif Büşra)

7. Dil bilmemenin acısı bir tarafa, doktora derdini anlatamamanın acısı diğer tarafa...

"Annemler bulgur pilavından muzdarip. Doktora gidiyorlar. Annem 'Karnımız ağrıyor' diyecek ama dil yok, bir türlü söyleyemiyor. Doktor çıkarıp kağıt kalem koyuyor önüne, 'Çiz' diyor. Annem alıyor kalemi eline, başlıyor minik minik noktalar çizmeye..."

8. Gurbette özlemle kavrulsalar bile sadece evlatlarının istediği kalemlik için nasıl mücadele edildiğini Belgin Biçen aktarıyor.

"İlkokul 1’deyim, fotoğraf çekimi var. Poz verdiğimiz sıraya arkadaşımın kalemliğini koydular. Babama mektup yazdım, 'Bana da alır mısın?' deyip fotoğrafımı gönderdim. Çok geçmeden cevap geldi. Babam o kalemliği bulamamış ama ona benzer 2 tane kalemlik göndermişti." 

(Belgin Biçen)

9. Sinemaya 'bile' gitmek...

"Babam bir gün Dortmund’ta Cüneyt Arkın’ın film afişini görmüş. Anneme hiç söylemeden onu dışarı çıkarmış. Birlikte ilk defa sinemaya gitmişler. Babam hâlâ 'Ben ananızı sinemaya götürdüm' diye böbürlenir. Annem de hep söyler: Babanız beni sinemaya bile götürdü." 

(Zeynep Karasu)

10. 'Gurbette Türk görmüş gibi mutlu olmak' deyiminin kanlı canlı örneği bu olsa gerek...

"Dedem ve yeğeni Fransa’ya kaçak girmeye çalışıyormuş. Sınırda bir kasabaya gelmişler. Dedem bakmış, 'Yahu bunlar Türk' demiş. Yeğeni de, 'Amca Allah aşkına burada Türk ne arar!' demiş. Dedem inat etmiş, 'Gidip selam verelim, bunlar eğer Türkse aleykümselam derler' demiş..."

11. "Benden bir arzunuz var mı?"

"Babam her ay yanımızda yapardı hesabı kitabı. Kime ne verecek, elde ne kalacak bilirdik. Ama önce şunu sorardı: Benden bir arzunuz var mı?"

12. Hem annenin hem de babanın gurbette olduğu bir çocukluğu hayal edemeyenler için Hülya Öztürk anlatıyor.

"Geleceklerini bildiren mektubu yastığın altından ayırmazdık. Gelmelerine 2 gün kala pencerede nöbet tutar, arabalardan fal bakardık. 'İlk araba sağdan gelirse bugün, soldan gelirse yarın gelecekler' diye. Kelimelerin yetmediği bir andı; ana babaya kavuşma anı." 

(Hülya Öztürk)

13. Bir türlü oturum izni alamayan Şükrü Güneş, İsveç kralı ve kraliçesine bir şiir yazıyor: "Belki kral beni de alır, çok severim seni İsveç."

"Bir türlü oturum izni alamıyordum. Ben de tuttum İsveç Kralı Gustaf ve Kraliçe Silviya'ya bir şiir yazıp gönderdim. 3 ay sonra iznim geldi"

14. Eşini gurbete uğurlayan Aynur Demirci, ikinci mektupta geçeklerle nasıl yüzleşildiğini kelimelere döküyor.

"Eşim ilk mektubunda 'Burası çok güzel, yurda geldik, yemek yedik, banyo yapıp yatarım' gibi şeyler yazmış. Eyvah dedim bizim adam kendini turist sanıyor. Gerçekten de 2. mektup geldiğinde gurbette olduğunu anlamıştı. Mektubu şiirle başlayıp türküyle bitiyordu." 

(Aynur Demirci)

15. "Ne yapayım, babam gibi kokuyor."

"Babam izne gelen arkadaşıyla hediyeler göndermiş. Adamın dizinin dibine oturdum, ayrılamıyorum. 'Annem rahatsız etme amcanı' diyor. Henüz 7 yaşındaydım ve 'Ne yapayım, babam gibi kokuyor' diyebildim. Baba kokusu sandığım şeyin deri ceket kokusu olduğunu bilemezdim."

16. Zeynep Karasu, karşılaştığı ırkçılıkla nasıl mücadele ettiğini anlatırken, babasının tavrıyla nasıl güçlendiğini aktarıyor.

"Okulumda nazilerin ve ırkçıların çoğunlukta olduğunu sonradan anlamıştım. 6. sınıftayken Alman bir çocuk sürekli beni rahatsız ediyordu. Bir gün dayanamayıp ona dersini verdim. Okul yönetimi babama bir mektup gönderdi. Ya uzaklaştırma alacaktım ya da hepten kovulacaktım..."

17. Gurbetin ayrıca yokluk olduğunu Selami Kumbasar çocukluğundan hatırladığı bir anla gözler önüne seriyor.

"Annem, babam ve kardeşlerimle, Stuttgart’ın bir köyünde, 6 kişi tek göz odada oturuyorduk. Odada küçük bir masamız vardı. Gece olunca annem masanın üzerine bir yastık koyar, kız kardeşimi orada yatırırdı. Kardeşimin yatağı aynı zamanda bizim soframız oluyordu." 

(Selami Kumbasar)

18. Babayla ilk karşılaşma...

"Babamın Fransa’dan geleceği gün erkenden sokağa çıktım. Uzaktan kırmızı bir araba göründü. Mahallenin çocukları arabanın peşinden koşuyordu. Ben de onlarla eve kadar koştum. Babam indi, etrafa baktı, sonra beni kucaklayıp sarıldı. Bu babamla ilk karşılaşmamdı." 

(Arif Koçkaya)

19. "Doktor bulamadı bana ilacı..."

"Babam Hollanda’da kaza geçirip yaklaşık 1 sene hastanede yatmış. O sıra bize bir kaset çekip yollamış. Ön yüzünde günlük konuşmalar, arkasında ise onun sesinden bir türkü. O gün bugündür 'Hastane önünde incir ağacı' zihnimde babamın sesiyle yankı bulur."

(Kadriye Özer)

DiasporaTürk hesabıyla yıllar öncesine ışık tutan editör Gökhan Duman'ın, gurbetçilerin fotoğrafları ve anılarıyla hazırladığı kitabı 11. Peron çıktı.

Bir yanın gurbet, bir yanın memleket olduğu arafta hayatların hikâyesini okumak ve daha fazlasına tanık olmak için DiasporaTürk'ün Twitter ve Instagram hesaplarını takip edebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
birinci-tekil-birey

Dayım vefat ettiğinde yengem kuzenleri anneanneme bırakıp Almanya'ya gitmişti. Dayımla beraber yazılmışlar ama dayımın ömrü yetmemişti. Ancak 1 yıl sonra kuzenler gidebilmişti. 46 yıldır Almanya'dalar. Şartlar değişti tabi Türkiye'ye dönmek gibi bir enayiliği hiç düşünmüyorlar. Ayrıca diğer yandan içerikteki en çarpıcı ve tek gerçek ise 5 numara.

turtles-can-flyy

Eskiden gerçekten gurbetlik çok zormuş Türkiye'de ekmek bulamayan mecbur Yurt dışına gidermiş sevdiklerini geride bırakarak benim de dedem Almanya'ya ilk giden kafiledendi.Annem anlatırdı daha çocukken gitmiş Almanya'ya dedem . her izne geldiğinde başında üşüşürlermiş acaba ne getirdi bize diye tabi bavullar geç açıldığıı için dayanamayıp sızarlarmış .ama şimdi öylemi gurbetlik orada refah içinde yaşayanlar ülkenin kaderine yön veriyor.

firat-aydin8

Nekadar yaziktir ki bugun demokratik refah seviyesi yuksek ulkelerde yasayip,2 hafta 5 yildizli otelde gecirdigi izininde Turkiyeyi cennet olarak nitelendiren ve diktatorlugu layik gören milyonlar bunlar

ashirogi-muto

24 Haziran seçimlerinde Cumhur İttifakı Almanya'dan %63,5, Fransa'dan %64,84, Hollanda'dan %72,64 oy aldı. Her fırsatta "Eeeey Avrupa!" diye bağıran reislerine alkış tuttular ve hükumetten bu kadar memnun oldukları halde ülkelerine geri dönmediler. İyi ki hasret içinde sürünmüşler, iyi ki aç sefil kalmışlar keşke daha çok acı çekselerdi. Şimdi de dilerim ki Avrupa'da ırkçılık yükselir de kapının önüne konulursunuz iki yüzlü omurgasızlar sizi! Olur da böyle bir durumda ülkenize döndüğünüzde hükumetten şikayet ederseniz suratınıza büyük bir gururla tüküreceğim. Türkiye'deki Akp'liler! Çoğunuz açsınız, sefilsiniz. Bunu görüyorum ve öyle zevk alıyorum ki anlatamam. Et, peynir zaten alamıyorsunuz umarım ekmek dahi alamayacak duruma düşersiniz. Size su veren itfaiyenin hortumunu s......!

r2d2

Aga bu kafa yapınız direk akpye hizmet ediyor bilmiyorum farkında mısınız? 2002'de Akp ortaya çıktığında tamda senin kafanda insanların hüküm sürdüğü bir dönemdi. O su veren itfaiyenin hortumunu siktiğin halk bu kafa yapınız yüzünden Akpyi başımıza sardı.. Siz bu kafa da olduğunuz sürece ve bunu büyük bir gururlar satır satır sosyal medya da yazdığınız sürece bu halk akpye oy atmaya devam edecektir. Zira oldukça itici oluyor ve benim gibi apolitik insanları da " ben bu kafanın oy attığı partiye oy atmam arkadaş" düşüncesine yönlendiriyor. Afferin sana...

firat-aydin8

atma moruk bokunuzda boguldunuz zaten busaatten sonra secim mi yapiliyor dogru durust,cahil alinmasin diye yanlisa yanlis demeyeceksek yasamanin bir anlami yok zaten

Başlıklar

AlmanyaFransaİsveçSıla
Görüş Bildir