Gözümüzde Hala Bir Bilinmez Olan Uzay Hakkında Geçen Yıl Öğrendiğimiz Ufuk Açan 10 Gelişme

49PAYLAŞIM

Her şeyi çözmüşüz gibi görünse de, daha gidecek çok yolumuz var...

Kaynak: https://thechive.com/2020/01/09/in-the-p...

2019'da uzay hakkında öğrendiğimiz şeyleri düşününce eminiz hepiniz Sauron'un gözüne benzeyen o kara deliği düşünüyorsunuzdur...

...ya da 2024'e kadar bir Ay geçidimiz ve Mars'a gitmek için kesin bir planımız olacağını hatırlıyorsunuzdur. Hatta yeni bir askeri birlik bile duyurulmuştu: uzayda düzenli kalmamızı sağlaması için Uzay Güçleri. Fakat bunlar geçtiğimiz yıl öğrendiklerimizin sadece bir kısmı.

NASA ve diğer uzay ajansları, üniversiteler ve özel organizasyonlar yukarıda neler döndüğünü anlamak için birçok gösterişli çalışma yürüttüler ve bu gelecek günlerde, hatta yüzyıllarda kosmosta nasıl hareket edeceğimizi değiştirecek.

Yani ciddi ciddi daha önce kimsenin gitmediği yerlere gitmeye başlayacağız ve bu kulağa biraz çılgınca geliyor.

1. Ay teknik olarak bizim atmosferimizin içinde...

Atmosferin ne kadar yükseldiğini hiç düşündünüz mü? Bu birçok tartışmaya sebep olan bir konu. Dünyanın çeşitli yerlerinden birçok organizasyon uzayın başladığı yerin 100 kilometro yukarıdaki Karman Çizgisi olduğunu beyan etmişti. Ayrıca okulda da atmosferin en yüksekteki kısmının 10,000 kilometre yukarıda son bulduğunu (egzosfer) öğrenmiştik.

Ortaklık yeterince karışık değilmişcesine Rus Uzay Araştırma Enstitüsü tarafından 2019'da yayınlanan ve NASA ve ESA'nın 20 yıl önce yolladığı gözlemsel uzay araçlarının verilerini inceleyen bir makalede, atmosferimizin daha da geniş olabileceği, hatta yaklaşık 630,000 kilometre uzağa ulaştığı ortaya çıktı.

Karşılaştırmak isterseniz, Ay yaklaşık olarak 384,000 kilometre uzakta. Yani bu araştırmaya göre Ay atmosferimizin ortasında bulunuyor!

2. Güneş yelkenleri gerçekten uzayda çalışabiliyor.

Basit terimlerle anlatmak gerekirse ışık partikülleri uzayda bir yüzeye çarptıklarında bu yüzeyi "hafifçe" itekliyorlar ve hareket ettiriyorlar. Yani eğer bir uzay aracı yansıtıcı yelkenlerle kaplanırsa güneş ışıklarıyla hareket edebilir olması "gerekiyor."

Temmuz'da Planetary Society adında bir grup, LightSail 2 isimli güneş yelkeniyle hareket ettirilen uydularının güneş gücüyle gezegenin etrafında stabil bir yörüngeye girdiğini duyurdu.

Bu demek oluyor ki yelkenliyle güç verilen uydular uzayda yakıt harcamadan yük taşıyabilir. Bu ise yıldızlar arasında seyahat için bir yol olabilir.

3. Satürn uyduların karşı gelinmez kralıdır.

Geçtiğimiz on yıllarda hangi gezegenin en çok uyduya sahip olduğu bir tartışma konusuydu. On yıl önce 63 ayı olan Jüpiter'in bu unvana sahip olduğu düşünülüyordu. Bu gezegen unvanını Ekim'e kadar da korudu, ta ki Satürn'ün yörüngesinde bir grup yeni uydu keşfedilene kadar.

Yeni teleskoplar kullanan araştırmacılar Satürn'ün sandığımızdan 20 adet fazla uydusu olduğunu ortaya çıkardı. Yani Satürn'ün uydu sayısı 82'ye yükseldi.

Bu uydulardan bazılarının gezegenin etrafında dönmesi 3 yıldan fazla uzun sürdüğü için hepsinin sayılmasının bu kadar sürmesi hiç şaşırtıcı değil.

4. Ekinler Mars'ta ve Ay'da gayet iyi büyüyebiliyor.

Yakın zamanda yayınlanan bir araştırmaya göre Marslı filminde büyüdüğünü gördüğümüz bitkiler gerçekten de uzayda yetişebiliyor. Hollandalı araştırmacılar zamanı gelip de Ay ve Mars'ta üsler kurduğumuzda ekin ekmenin mümkün olup olmayacağını anlamak için Mars ve Ay topraklarını test etmeye karar verdiler.

NASA tarafından geliştirilen bazı organik materyaller eklenmiş Mars ve Ay topraklarını kullanan ekip 10 farklı ekin ekti. Bu on ekinden dokuzunun iki toprakta da iyi büyüdüğünü gören araştırmacılar yenilebilir parçalar ve tekrar ekilebilir tohumlar ürettiler.

Ayrıca ekinlerin iki gezegende de radyasyonda ve ekstrem sıcaklıklarda hayatta kalmasını sağlayacak ve iyi bir hasadı garantileyecek materyaller de keşfettiler.

5. Uzayda sağlıklı kalmanın anahtarı şarap olabilir.

Harvard Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre kırmızı şarapta bulunan bir antioksidan insanlarda kemik ve kas kaybını engelleyebilir. Şimdiye kadar, astronotlar kas kaybını en aza indirgemek için sürekli egzersiz yapıyorlardı. Çikolatada da bulunan bu bileşikse artık yiyecek paylarına eklenerek kaybı yavaşlatabilir.

Bu bileşiğin ateşli hastalık ve diyabet karşıtı nitelikleri olduğuna inanılırken, araştırmanın sonraki basamağında astronotları en iyi fiziksel durumda tutmak için ne kadar gerektiği araştırılacak.

6. Meğer Mars'ta da deprem oluyormuş!

Burada deprem olmasına alışmış olsak ve daha önce Ay'da sarsıntı kanıtları bulmuş olsak da, Mars bu zamana kadar hep bir "ölü gezegen" olarak düşünülüyordu. Jeolojik aktivitesi, tektonik levhaları ya da manyetik alanı olmadığı için Mars'ın hareket etmeyeceğini düşünüyorduk.

NASA InSight uzay aracına göreyse 2018 Kasım-2019 Nisan ayları arasında kızıl gezegende çeşitli sarsıntılar yaşanmış. Bu da Mars'ın jeolojik olarak aktif olduğunu gösteriyor ve gelecekteki seyahatlerimiz hakkında tahminler yürütmemizi sağlıyor.

7. İlk yıldızlar arası kuyruklu yıldızımızı bulduk.

2019 Ağustos'ta amatör bir astronom başka bir yıldız sisteminden geliyormuş gibi görünen bir kuyruklu yıldız keşfetti. Kuyruklu yıldız bizim güneş sistemimizde bulunmayan niteliklere sahipti ve son 6 ayı hiçbir şey yokmuşcasına bizim buralardan uçarak geçiriyordu.

8. Güneş sistemi dışındaki bir gezegenin yaşama elverişli bölgesinde su bulundu.

Evrensel olarak anlayışımız güneş sistemimizde hayatın canlanması için iki şey gerektiği yönünde: su ve ne fazla sıcak ne fazla soğuk olan yaşama elverişli bölge. Şu anda yaşama elverişli bölgedeki tek gezegen bizimki. Komşularımız ya çok uzaklar ya da çok yakınlar.

Fakat 2019'da araştırmacılar güneş sistemi dışında yaşama elverişli bölgede bulunan bir gezegende su buldular. K2-18b adındaki bu gezegen 110 ışık yılı uzakta. Montreal Üniversitesi ve Londra Üniversitesi Akademisi'nden ekipler, gezegen bize yaklaştıkça su buharı ve bulutların görülebildiğini ayrı ayrı fark ettiler.

Tabii bu orada yaşayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Bu gezegen daha çok Neptün'e benziyor. Fakat bu ayrıca bizimki gibi bir gezegenin oralarda bir yerlerde olabileceğini gösteriyor.

9. Galaksimizin şekli diskten çok cipse benziyor.

Okulda Samanyolu Galaksisi'nin spiral şekilli olduğunu ve oldukça düz göründüğünü öğrenmiştik, meğerse bu doğru değilmiş.

Polonya'da bir araştırma timi, galaksimizdeki diğer yıldızlarla güneş arasındaki uzaklığı ölçmeye karar verdiler ve Samanyolu'nun 3 boyutlu bir haritasını çıkardılar. Dış kenarlardan başlayarak bakıldığında galaksimizin eğriliyor gibi göründüğü ve bir ucunun aşağı, bir ucunun yukarı doğru S şeklinde eğrildiği ortaya çıktı.

Bilim insanlarının bu şekilde 3 boyutlu bir harita oluşturması ilk kez yaşanıyor.

10. Evren düşündüğümüzden daha hızlı genişliyor.

Evrenin Büyük Patlama'dan beri sürekli büyüdüğü bir sır değil. Galaksilerin birbirinden ne kadar uzak olduğuna bakarak, bilim insanları evrenin yaşını tahmin edebiliyorlardı. Şu an ise en yaygın olarak kabul edilen genişleme hızına göre evrenin 13.8 milyar yaşında olması gerekiyor. Kısa süre önce yayınlanan bir araştırma ise bununla çelişiyor.

Nisan ayında Hubble teleskobu evrenin sandığımızdan %9 daha hızlı genişlediğini keşfetti. Bu da evrenin düşündüğümüzden bir ya da iki milyar yıl daha genç olabileceği anlamına geliyor.

Daha şaşırtıcı olan ise bilim insanlarının evrendeki bazı yıldızların 13 milyar yıldan daha yaşlı olduğuna dair kanıt sahibi olması. Eğer evren sadece 12.5 milyar yıl yaşındaysa, yıldızlar nasıl Büyük Patlama'dan önce var olabilir?

Daha öğrenecek çok şeyimiz var.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
safemod

Samanyolu galaksisini ruzgar gülüne benzetirsek biz rüzgar gülünün yaprak ucundayiz. Eğer ortalarda olsaydık galaksinin ortasini goremedigimiz gibi göremeyecek ve şimdi ki bilgilerimizin neredeyse hiçbirini muhtemelen bilemeyecektik.

kurtali1983

Uzay sırlar deryası. binlerce yıl bile geçse uzay ile ilgili sorular azalmayacak aksine çoğalacak. Bir rivayette gelişmiş bir uygarlıgın bozulan atmosferlerini onarmak için uzayda altın avına çıktıkları yazar. Dünyaya geldiklerinde de dünya üzerinde ki altını toplamak için biz insanları kodladıkları söylenir. insan oğlunun dnasında altına hassasiyet vardır. Belkide altına olan tutkumuz bu yüzdendir.

kurtali1983

Evet aynen öyle merak eden insanlar biraz kafa yorarak araştırsınlar istedim.Zor elde edilen bilgi zor unutulur mantıgıyla direk kim olduklarını yazmamıştım olayın cazibesini kaçırdın artık :)

mr.hate

#10 Milyon mu? Milyar olmasın o?

bkt-dmrc

şu 10. maddeyi yazdıktan sonra bi daha okudun mu editör soruyorum sana okudun mu :D

sokakmagandasi

Peki sen 3 milyar 750 milyon sen milyar

Görüş Bildir