E Biz Kime Güveneceğiz? Adli Tıp Tarihinde Yaşanmış 10 Tüyler Ürpertici Skandal

-

Adli tıpa kendimizi en yakın hissettiğimiz anlar, Behzat Ç’de Akbaba’nın adli tıpçılığa soyunduğu anlardı kabul edelim. Ama adli tıp bu demek değil, Suç mahalline en önce damlayan olay yeri incelemeciler adli tıp çalışmalarında faydalı olabilecek her türlü parmak izi, saç teli, deri kalıntısı, izmarit, vs. ne varsa eni konu arar ve bulduklarını adli tıpa teslim eder. Büyük cinayet vakalarını kontrol altına alan ve dedektifleri yönlendiren adli tıpçı arkadaşlarımız haliyle kusursuz kimseler değil, hepimiz gibi insan. Ancak elbette küçücük bir hataları büyük sonuçlar doğurma potansiyeline sahip.

Bu potansiyeli hayata geçirenler yok mu? Elbette var. Öyle büyük hatalar yaşanmış ki adli tıp tarihinde “hadi canım” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Hepsini yazacak değiliz elbette, ama size “yuh” dedirtecek birkaç tanesini biliyoruz.

1. Olay mahallinde hatıralık eşya savaşı (1922).

1920’li yıllarda New Jersey’e bağlı New Bruinswick kasabasındaki herkes din adamı Edward Wheeler Hall ve sevilen sanatçı Eleanoir Reinhardt Mills’in birbirlerine aşık olduğunu biliyordu. Bu ikilinin eşleri dahi kaçamağa göz yumuyordu. Taa ki Edward ve Eleanor’un vurularak öldürüldüğü geceye kadar. Üstüne üstlük sesi ile öne çıkan Eleanor’un dili kesilmişti!

Cesetler başka bir adli bölgeye bağlı olduğu için kasabanın ekipleri olaya müdahale edememiş ve diğer ekip de gelene kadar ortalık adeta talan edilmişti. Gazeteciler birbirlerine delilleri paslıyor, önemli eşyalar olay yerine gelen kasaba sakinleri tarafından hatıra olarak alınıyordu. Hiçbir temiz parmak izi, ya da kanıt oluşturabilecek bir şey kalmamıştı ortada. Her şey birbirine girmiş, erişilebilen kanıtlarda onlarca farklı iz oluşmuştu. Her ne kadar görgü tanıkları din adamının karısını suçlasa da mahkeme delil yetersizliği nedeniyle davayı
düşürdü.

2. İşinden nefret eden laboratuvar çalışanı Dookhan (2012).

Massachusetts adli tıp ekibinde çalışan Annie Dookhan’ın 2012’lerde incelemesi gereken pek çok örnek olmasına karşın şaşılacak derecede hızlı çalışıyordu. Haliyle bu hızı bir süre sonra göze battı. 9 yıl boyunca Dookhan ne yapmıştı? Affedersiniz kendisi kıçını yaydı ve sonuçları manipüle etti. Negatifleri pozitif yaptı, kokain örneklerini suçlu olmasını istediği kişilere bulaştırdı, testleri allak bullak etti. Üstüne üstlük kapak sağlam kapansın diye de mahkemelere çıkıp testleri ile ilgili tanıklık yaptı.

İçinde eğitim bilgisi ile ilgili yalan söyleme, yalan tanıklık yapma, kanıtlarla oynama ve mahkeme kararlarına müdahale etmenin bulunduğu 27 farklı suçla yargılanan Dookhan, sadece 3 yıl hapis yattı. Şimdi elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor. Tıpkı suçsuz bulunmasına yataklık ettiği 200 suçlu gibi. Umarız o suçlulardan biri sana denk gelir Dookhan!

3. Bir tecavüz vakasındaki hata sonrası yanlış incelenen 843 tecavüz vakası! (2013)

Pek zeki laboratuvar çalışanının işgüzarlığı yüzünden New York adli tıp ofisi hayatının en büyük skandalı ile boğuşmak zorunda kaldı. Şaşkın eleman tüm bunlar olurken yeniden stajyerlik programına başvurduğunda her şey ortaya çıkmış. Meğer yıllardır negatif olanları pozitif, yanlış pozitif olanları da yanlış negatif olarak raporluyormuş!

En azından 26 vakada delil olabilecek bulgular gözden kaçmış, 16 vakada yanlış deliller yanlış kutulara gitmiş ve 19 davayı yanlış sonuçlandırmış. E be New York polisi stajyer adama niye böyle büyük davaları teslim ediyorsunuz ki kuzum?

4. Hukuki veri hırsızlığında ava gidenin avlanması (2007).

İngiltere’nin Kent şehrinde adli tıp merkezini soyan hırsızlar ellerini kollara sallaya sallaya veri merkezinden dev bir sunucu ile çıkar. Çalınan sunucu, pek çok önemli dava ile ilgili önemli bilgiler içermektedir. Artık bu bilgileri satacaklar mıydı ne yapacaklardı bilemiyoruz. Ama tüm bu hırsızlık meğer boşunaymış çünkü çaldıkları sunucudaki tüm bilgiler zaten çözülmüş davalara aitmiş.

Sunucuyu boşuna çaldıklarını anlayan hırsızlar nasıl şüphe uyandırmadan kaçabileceklerini düşünüp, dev kasayı evlerinde bırakıp kaçmışlar. Tüm veriler kurtarıldıktan sonra Kent şehrindeki verilerin güvenliği uzunca bir süre tartışma konusu olmuş.

5. O.J. Simpson davasındaki kan örneği (1995).

Adli tıbbın belki de en popüler olduğu dönem ve vaka 1995’teki O.J. Simpson vakası olabilir. Nicole Simpson ve Ron Goldman’ın cinayeti ile suçlanan O.J.’in her duruşması televizyonlardan canlı veriliyor, dönemin şovlarından fazla izleniyordu. İşte bu sayede de delillerde nasıl büyük bir hata yapıldığı da ortaya çıktı.

O.J.’in ayak numarasına uyan kanlı ayak izleri bulunmuş ama kimse ayakkabıları bulup %100 kanıtlamaya yeltenmemişti. Yine olay mahallinde Nicole’un evindeki kanlı parmak izi not düşülmüş ama önemsenmemişti. Tüm bunların üstüne O.J.’in kan örneğindeki karşılaştırmanın yanlış yapılması ve bunun mahkemeye geç belirtilmesi ile ortalık ayağa kalktı. Savunma avukatları bunu fırsat bilip kanıtların manipüle edilmiş olabileceğini ve bu saatten sonra hiçbir adli delilin geçerliliğinin olamayacağını savundu. Sonunda pek çok komplo teorisi ile birlikte O.J. Simpson aklandı. Bravo size.

6. Halen bir çözüm bulunamayan depolama faciası.

Tüm bu işin bir de fiziksel depolama tarafı var ki bunun detaylarını ne siz sorun ne de biz söyleyelim. Ömrünü bu sektöre adamış çalışanlar kariyerleri boyunca binlerce delilin maddi yetersizlik, umursamazlık ve yer kısıtlaması sebebiyle yok olduğunu itiraf etti. Öyle ki Austin Polis Departmanı’na yılda en az 60.000 yeni delil geliyor ve ellerinde hali hazırda 600.000’den fazla kanıt var. Müthiş bir sistem olmadığı sürece bunları takip etmek takdir edersiniz ki mümkün değil.

North Carolina’daki Joseph Sledge bu durumun en büyük kurbanlarından biri. Cinayetten dolayı 36 yıl hapis yatan Sledge’in suçsuz olduğu polis memurunun çalıştığı raflardan birinin üzerinde “unuttuğu” DNA örneğinin bulunması ile kanıtlandı. Adam dev sadaka vermiştir diyeceğiz ama 36 yıl yatmış zaten.

7. Brüksel’deki dev güvenlik açığı (2016).

Geçtiğimiz yıllarda terör ve pek çok saldırı ile boğuşan Belçika güvenliği en büyük testini adli tıp merkezlerindeki yangınlarla verdi. Kundakçılar tarafından ülkedeki 10 merkezden 6’sı yakılmış, binlerce delil yok olmuştu. 400’den fazla teröristin yargısında ve belki de en önemlisi, Paris saldırılarındaki delillerin bir kısmı bu yangınlarda yok olmuştu.

İngiltere’deki Kent olayında olduğu gibi Belçika’da da güvenlik birkaç kamera ve demir telden başka bir şey değildi. Daha korkuncu ise nükleer santrallerin ve araştırma merkezlerinin de bu tip saldırılara açık olduğunun açıklanmasıydı. Belçikalılar şansa yaşıyor valla.

8. Saç kökü hatası (2015).

FBI’ın 2015 yılında yayınladığı bir basın bülteni, adli tıp tarihinin en büyük skandallarından birini de beraberinde getirdi. Yapılan bir araştırmaya göre saç teli incelemelerinin %90’a yakını hatalı veriler içeriyordu. Mitokondri incelemesi yapılan testlerden önce mikroskobik inceleme yapılıyor ve benzerlikler araştırılıyordu fakat bu yöntemle %100 DNA eşleşmesi hiçbir zaman yapılamıyordu.

Masumiyet Projesi adı altında başlatılan incelemelerde 329 hükmün DNA testleri tekrardan incelendi ve 74’ünde hatalı mikroskobik inceleme olduğu ortaya çıktı. Asıl şaşırtıcı olan ise 3000’den fazla davanın tekrardan açılması ile sonuçlanan bu skandalın nasıl örtbas edilmek yerine açıkça dile getirildiği. Başka şeyler mi dönüyor yoksa?

9. Güvenilir otopsi tanığın sahtekarlığı! (1992)

90’lı yılların skandal doktoru Dr. Ralph Erdmann, mahkemelerin tanıklık etmesi için sürekli başvurduğu, güvenilir bir isimdi. 3000’den fazla otopsi yapan ve Batı Teksas’ın 41’den fazla bölgesine hizmet veren doktorun aslında tam da davalara ilaç gibi gelecek otopsi tanıklığı etmesi bir süre sonra şüphe uyandırmaya başladı.

Yapılan incelemeler sonucu Erdmann’ın otopsi raporlarının tamamen düzmece olduğu, bazı kurbanların hiç incelenmeden raporlandığı, yerinde olmayan organlar hakkında varmış gibi tanıklık yaptığı ortaya çıktı. En büyük davalarından bir tanesinde ise kurbanın kafasında kurşun olduğu için kafanın tamamen yok olmasına yardım ettiği ortaya çıkan doktor, tüm suçlarını kabul edip, yargılandı. Ancak hem tıp hem de adalet sektöründe örnek niteliği taşıyan dosyası halen dahi tartışılıyor.

10. İdam cezalarındaki hatalar.

Adli tıbbın yaptığı hataların sonucunu sadece olayda suçsuz olarak yargılananlar değil, bu kişilerin tanıdıkları ve ailesi de çekiyor. Amerikan İstatistik Bürosu’nun yaptığı açıklamaya göre 1977’den 2016’ya kadar Amerika’da 1442 idam cezası gerçekleşmiş. Yargı sürecinde bunlardan 140 tanesine ilişkin adli tıp hataları bulunmuş, 18 tanesi son anda DNA testleri sonucu kurtarılabilmiş.

Bugüne kadar 2030 kişi DNA testleri ve hatalı işlem sonucu idam cezasından kurtarıldı. Fakat bu sayıdan çok daha fazlası ise kurtarılamadığı için masum olarak hayata hapishanede veda ettiler. Örneğin Frank Lee Smith, idam cezasını beklerken hücresinde kanserden dolayı öldü. Fakat ölümünden 11 ay sonra anlaşıldı ki Smith meğer suçsuzmuş. Bunun vebalini kim ödeyecek şimdi?

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
caxxo

Bir zamanlar anadolu'da geldi aklima son otopsi sahnesi.

penguen-geri-dondu

yurt dışı ile ilgili olaylar ama sevil atasoy konulmuş bu nedir yaaaaaaaaa

gaddemit

Bir de birçok cinayet davasında aynı kişinin DNA'sının bulunması sonucunda yıllarca bu DNA'ya sahip kişinin arandığı, aslında bu DNA'nın, örneklerin alındığı kulak çöplerini üreten firma çalışanlarından birine ait olduğu gerçeğinin uzun süre sonra farkedildiği olay var. Garip hatalar.

kdramadelisi

Ahhhh sonuncu...Çok kötü.

nazliturk

Sonuncu üzdü...

Başlıklar

2016Behzat ÇBelçikaİdamİngilterePolisTecavüzTerörolay
Görüş Bildir