Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı

 > -

Tarihe Bu İfadeyle Geçecek | Mehmet Y. Yılmaz | Hürriyet

Tarihe Bu İfadeyle Geçecek | Mehmet Y.  Yılmaz | Hürriyet

… Başbakan’ın aralarında 3 yıl olan iki konuşmasında da, etnik kimliklerle ilgili olarak aynı vurguyu yapmış olması, bunun artık bir dil sürçmesi olmadığını, “amacını aşan” bir söz olmadığını açıklıkla ortaya koyuyor. Ve ne yazık ki ortaya ırkçı bir Başbakan portresinin çıkmasına da neden oluyor. Bir etnik kimliği hakaret olarak algılamak, ondan söz ederken “affedersiniz” eklemesi yapma ihtiyacını duymak, başka hiçbir şeye işaret etmiyor.

Bu açık bir ırkçı nefret suçudur! Ama kuşkusuz ki Türkiye’de kovuşturulamayacak bir suç! Birincisi söyleyen Başbakan, yargı kendisine bağlı, hiçbir savcının cesaret edip de bir fezleke düzenleyemeyeceği bir sistem var. İkincisi zaten dokunulmazlığı var, üçüncüsü cumhurbaşkanı olmayı da başarırsa zaten artık hayatının sonuna kadar sürecek bir dokunulmazlığa da sahip olacak!

Ama işlediği bu suçun kovuşturulamıyor olması, bu suçun üzerine yapışmış bir kara leke olarak ebediyete kadar kalmasına da engel olmayacak. Tarih, birçok başka kötü özelliklerinin arasında “ırkçı” sıfatını da isminin önüne ekleyecek, öyle anılacak. Bundan sonra istediği kadar kardeşlikten, “yaradılanı yaradandan dolayı sevmekten” söz etsin.

Haberin Tamamı İçin:

Günahı Olmayan İlk Taşı Atsın... | Markar Esayan | Yeni Şafak

Günahı Olmayan İlk Taşı Atsın... | Markar Esayan | Yeni Şafak

Eski Türkiye'nin 'kurucu ötekileri' Ermenilerdir. Türkiyeli Ermeniler bu ağır yükü her zaman sırtlarında hissettiler. İttihatçılar ve Kemalistler, gerçekte var olmayan, organik Türklüğü de dışlayan ırkçı bir vatandaşlık kafesini Ermeni düşmanlığı üzerinde bina ettiler. Devlet tabii ki tüm halktan nefret ediyordu ama, 1915 travması merkeze Ermenilerin alınmasını gerektirdi. Öyle ki, 1915'i reddetmek 'Türk' olmanın, Ermeni'yi aşağılamak ise kendine değer aktarmanın formülüne dönüştü. Ermeni değersizleştirildiği oranda 'Türklük' değer kazanıyor, ideoloji kökleşiyordu.

Koca bir devlet teknolojisi Ermeni düşmanlığı üretmek üzere programlandı ve bu ayrımcı devletin varlığına bağlandı. Kitleler ırkçı bir tarih anlatısı ile doktrine edildi. Bir yandan şeytanlaştırma devam etti, öte yandan da kılıç artığı Ermenilerin maddi varlıkları imece ile yağmalandı. 1923'ten sonra dahi rahat bırakılsalar bugün ülkede birkaç milyon Ermeninin yaşaması gerekirken, sadece Ermeni oldukları için çağdaş-laik Kemalistlerce eziyet gördüler, göçe zorlandılar, 50 bin gibi bir sayıya gerilediler. Vakıf mallarına devlet sürekli el koydu, dillerini ve dinlerini yaşamalarının önüne geçildi.

Türkiye'nin kuruluş hikâyesi işte böyle travmatik...

Haberin Tamamı İçin:

Biz Kaç Kişiyiz? | Aslı Aydıntaşbaş | Milliyet

Biz Kaç Kişiyiz? | Aslı Aydıntaşbaş | Milliyet

Daha önce yazdım, seçime 2 gün kala yeniden hatırlatayım: Bana göre bu seçimin tek artısı, Selahattin Demirtaş isminin ulusal siyaset sahnesine çıkışıdır.

Yoksa 2014 Türkiye’sinde o tanıdık ”Hutular ve Tutsiler” kavgasının ötesinde, demokratik açılım vaat eden, siyaseten heyecan veren pek bir şey yok...

Ortadoğu’daki her ülke gibi, kimlik ve aidiyet hissinin birey olma duygusunun önüne geçtiği, kabile reflekslerinin sorgulayıcı aklı yerle bir ettiği bir ülkede yaşıyoruz. Ne otoriterliğimiz orijinal, ne siyasi kutuplaşmamız! Ne otobüs duraklarındaki, sokak panolarındaki resimler, ne de onun karşısında yüzünü buruşturan zayıf muhalifler. Biraz Rusya, biraz Irak, sağdan-soldan esintiler derken günümüz Türkiye’si her haliyle ”çakma” bir rejim.

”Düşük beklentilerin hükümranlığı” (‘tyranny of low expectations’) diye bir ifade vardır İngilizcede. Beklentiler o kadar düşük ki iyi bir şeyler olunca hepimize göbek atma isteği geliyor. Ama ara sıra tuttuğunuz futbol takımının galibiyeti ve siyasilerin gafları dışında iyi şeyler nadiren oluyor...

Haberin Tamamı İçin:

Önümüzdeki Hafta | Tarhan Erdem | Radikal

Önümüzdeki Hafta | Tarhan Erdem | Radikal

Cumhurbaşkanı seçiminin hemen sonrasında Türkiye bir anayasa sorunuyla karşılaşacaktır.

Seçim sonucu, Pazar akşamı nihayet saat 10'da biliniyor olacaktır. Bundan sonraki işlemler, 6271 Sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu (Kanun) ve Anayasanın hükümlerine göre yürütülecektir.

Kanun'un 20'inci maddesinde, seçimin sonucunun belirlenmesi, ilanına ve kurumlara bildirilmesine ilişkin işlerdir. Bunları kısaca anlatayım:

1/Cumhurbaşkanı seçimi kesin sonuçlarının belirlenmesi ve sonucun , Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından TRT'de ilanı;

2/Sonucun Resmi Gazete'de yayımlanması

3/Sonucun TBMM Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Makamına bildirilmesi.

4/Seçilen Cumhurbaşkanı adına, YSK tarafından Cumhurbaşkanı seçildiğine dair bir tutanak düzenlenmesi.

Haberin Tamamı İçin:

Erdoğan Nerede Gaf Yaptı? | Akif Beki | Hürriyet

Erdoğan Nerede Gaf Yaptı? | Akif Beki | Hürriyet

… Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’na, mezhebini açıkça yaşama konusunda utanacağı, sıkılacağı, çekineceği hiçbir şey olmadığını söylemesinde yanlışlık görünmüyor. Sünniye Sünni demek, Aleviye Alevi demek tek başına bir ayrımcılık değildir, mezhepçilik yapmak değildir, olumsuz bir imada bulunmak değildir. Mindere çıkmışsanız, seçmenin hakkınızdaki her şeyi bilmeye; rakibinizin de sorup soruşturmaya, irdelemeye, kurcalamaya hakkı vardır.

Fakat yine de bir yanlışlık var ortada. Etnik veya dini hüviyetlerin hiçbiri, olumsuz bir anlam yüklenerek konuşulamaz. Aleviliği, Sünniliği, Zazalığı ya da Ermeniliği herhangi bir cümle içinde özür dilenecek, ayıp ve çirkin bir şeymiş gibi geçirirseniz, işte o zaman baltayı taşa vurmuş olursunuz.

“Bana Gürcü diyen oldu. Çıktı bitanesi afedersin, çok daha çirkin şeylerle, Ermeni diyen oldu. Ben Rizeli Türk’üm…” sözleri, maksadı aşacak şekilde yorumlanmaya müsaittir. Gürcü ve Ermeni diyenlerin, kendisine faşizanca saldırmayı amaçladığı, bunların sanki küçültücü ve aşağılayıcı nitelemelermiş gibi kullanıldığı kastediliyor besbelli.

Haberin Tamamı İçin:

Şaşılacak Bir Şey Yok | Cengiz Çandar | Radikal

Şaşılacak Bir Şey Yok | Cengiz Çandar | Radikal

Tayyip Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı seçiminin ilk turuna bir elin parmakları kadar bir süre kalmışken, ağzından çıkan “Benim için bir ara neler dediler. Gürcü dediler. Affedersin daha çirkinini söylediler, Ermeni dediler. Ama ben Türküm” sözleri 'ayrımcılık ' hatta kimisince 'ırkçılık' görülerek kıyameti kopartmışa benziyor. Ama ne yalan söyleyeyim, bu sözleri dinlediğimde, ben hiç şaşırmadım.

Kendisini yirmi yıldan fazla süredir izlemiş, hakkında çok kafa yormuş ve özellikle son bir yılı aşan bir süredir zihin yapısı ile ilgili sayısız yazı yazmış benim gibi birisi için, Tayyip Erdoğan’ın o sözlerinde şaşılacak bir yan yoktu.

Haksızlık etmemek için, hangi 'bağlamda' söylendiğini görelim; Erdoğan bir mitinginde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve HPD’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’a “Kılıçdaroğlu sen Alevisin ben Sünni. Bunu söyle. Demirtaş sen de Zazasın. Bunu söylemekten korkma” sözlerinin hatırlatılması üzerine şu tepkiyi verdi:

“Bırakın Türkiye’de Türk, Türk olduğunu Kürt Kürt olduğunu söylesin. Bunda ne var? Benim için bir ara neler dediler. Gürcü dediler. Affedersin daha çirkinini söylediler, Ermeni dediler. Ama ben Türküm.”

Haberin Tamamı İçin:

'Emin' ile 'Furgan' Ne Görüştüler? | Nazlı Ilıcak | Bugün

'Emin' ile 'Furgan' Ne Görüştüler? | Nazlı Ilıcak | Bugün

Selam Tevhid dosyası, “MİT Müsteşarı ve Başbakan da dinlendi” iddialarıyla, giderek daha ciddi bir hal alıyor. Çünkü, suçlamalar karşısında, ister istemez savcılar da kendilerini savunuyorlar.

Sabah Gazetesi, “Eski AK Parti milletvekili Faruk Koca ile Hakan Fidan’ın 1 Şubat ve 8 Aralık 2013 tarihli telefon görüşmeleri kaydedilmiş” diye yazıyor. Sabah’a göre, Hakan Fidan’ın karşısında, ikinci görüşmede “Emin” kod adı kullanılmış.

Dosyanın savcısı Adnan Çimen ise, Faruk Koca’nın dinlendiğini, Hakan Fidan’ın onunla görüştüğü için dinlemeye takıldığını belirtiyor.

Aslında, hem gazetenin hem savcının beyanları birbiriyle örtüşüyor: Hakan Fidan, Faruk Koca ile görüşürken kayda alınmış.

Haberin Tamamı İçin:

IŞİD Terörünü Durduracak Kimse Yok mu? | Murat Yetkin | Radikal

IŞİD Terörünü Durduracak Kimse Yok mu? | Murat Yetkin | Radikal

Beş yüz erkeği öldürmüş, beş yüz kadını da “cariye” olmak üzere esir almışlar.

Kadınların “cariye” olarak esir edilmesinin Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), yeni adıyla İslam Devleti (İD) adındaki terör örgütü askerlerinin tecavüzüne sunulması anlamına geldiğini kahrolarak var sayabiliriz.

Feyyan Dahil’in çığlığını duydunuz mu?

Duymadıysanız görüntüsünü izleyin derim.

Feyyan Dahil, çığlığını duyurmak için üyesi olduğu Irak parlamentosunun 5 Ağustos günkü oturumunda söz almaya bile kalkmadı.

Arka sıralardan öyle bir başladı ki konuşmaya, herkes tartışmayı kesti, o acılı kadının sesine kulak verdi.

“Size insanlık adına yalvarıyorum” diyordu Dahil; “Bizi dinimiz yüzünden öldürüyorlar. Şurada yazan La ilahe illallah yazısı için bunları durdurun”.

Haberin Tamamı İçin:

Köşeyi Dönüp Gözden Uzaklaşacak | Mümtaz'er Türköne | Zaman

Köşeyi Dönüp Gözden Uzaklaşacak | Mümtaz'er Türköne | Zaman

Galip ihtimal: Köşk’ün yeni misafiri 24 Ağustos’ta belli olacak. Her halükârda Erdoğan siyasette son menziline varacak; sonuçta kazanan İhsanoğlu olsa bile.

Bir dönem kapanacak ve yepyeni bir dönem başlayacak. Kişilere odaklananlar ve siyasetin yüksek gerilimine kapılıp duygularıyla etrafı yoklayanlar birçok şeyi gözden kaçırır. Liderler güçlü bir dip akıntıya uyum sağlayıp, arkalarını rüzgâra verip, tarihî şartları doğru okudukları için başarılı ve kalıcı olurlar. Erdoğan ve AK Parti 28 Şubat’ın ve onun yol açtığı ekonomik yıkımın anti-tezi olarak yükseldi ve sonrasında Türkiye’yi yepyeni bir senteze taşıdı. Ekonomi, 28 Şubat’ın gerçek mağduru olan Anadolu sermayesi marifetiyle canlandı ve AK Parti bu sermaye kesiminin önünü açarak büyümeyi ve böylece istikrarı yakaladı. Yükselen yeni sermaye sınıfı AK Parti’yi, AK Parti de bu sınıfı besleyerek hem siyaseti hem de ekonomiyi istikrara kavuşturdular.

Kronolojiyi şu şekilde hatırlayacağız: 2001 krizinde kendisini tüketen eski düzen, 2002-2007 arasında iktidarı ekonomi ile sınırlı olarak -Demirel iktidarları gibi- AK Parti’ye teslim etti. 2007’de esaslı bir çatışma yaşandı, 2007 ile 2010 arasında AK Parti, Özal’ın cesaretini tekrarladı ve askerî vesayeti sınırlamaya girişti. 2010’daki referandum ile tam elli yıllık vesayet düzeni tarihe karıştı.

Haberin Tamamı İçin:

Önce Genel Başkan mı Yoksa Başbakan mı? | Abdülkadir Selvi | Yeni Şafak

Önce Genel Başkan mı Yoksa Başbakan mı? | Abdülkadir Selvi | Yeni Şafak

'Kanımız aksa da zafer İslam'ındır' diyen ülkücülerin partisiydi MHP.

Onlar, 'Hira dağı kadar Müslüman, Tanrı Dağı kadar Türktüler'

Bu uğurda kan akıtıp, can verdiler.

Devlet Bahçeli'nin MHP'si ise ezandan, seccadeden, dua edilmesinden rahatsız oldu.

MHP'nin Erdoğan'la ilgili reklam filminde ezan, seccade, dua yer aldığı için, YSK'ya başvurması siyasi bir mesele değil, hazin bir tablo.

Biz ki minarelerde ezan sesi dinmesin, nur yüzlü ninelerin, ak sakallı dedelerin göz yaşlarıyla suladıkları seccadelerden duaları eksik olmasın diye mücadele verenleriz.

Bu MHP, gönlü imanı, ağzı dualı milliyetçilerin sesi olamaz.

Hiçbir siyasi gerekçe bunu mazur göstermez.

Ezandan, seccadeden, duadan rahatsız oluyorsanız, batsın sizin siyasetiniz.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAleviBaşbakanCumhuriyet Halk PartisiDiyetIŞİDIrakKemal KılıçdaroğluMilliyetçi Hareket PartisiNazlı IlıcakRecep Tayyip ErdoğanRusyaSelahattin DemirtaşTRTTerörTürkiye Büyük Millet Meclisifutbol
Görüş Bildir