Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Macera Filmi
Gerçek mi yoksa rüya mı? Belkide geriye kalan hayatınızı bu soruyu sorgulayarak geçireceksiniz. Yönetmen Christopher Nolan’ın ustalık yapıtı olan Inception, Leonardo Di Caprio’nun tüm zamanların en iyi performanslarından biriyle taçlandırılıyor.
İstiklal'in Yeni Bir Tiyatrosu Var: Kabile Tiyatro
Sürekli değişen gündemin başımızı döndürdüğü, iktidarın insana, sanata ve düşünceye nefes aldırmadığı şu süreçte salim kafayla bir şey düşünmek, gözünü kapatmak bile zorken Barış Yücedağ, Mahir Akgündoğdu onca gündemin arasında yüzümüzü gülümseten bir şey yaptı. Bu ikili İstiklal'in tam göbeğinde, Galatasaray Lisesi'nin az ilerisinde Kabile Tiyatro adında bir sahne kurdu.  Sanatın ve sanatçının hırpalandığı, sanat kurumlarının tek tek kapatıldığı şu günlerde yirmi yaşların ortalarında bir yandan sanat öğrenimine devam eden bu iki insan için her şey çok zor görünse de Barış Yücedağ'ın yazdığı Kabile Tiyatro'nun da ilk oyunu olan 'NRD' oyunundan ve mekan içerisindeki samimiyetten de anlaşılıyor ki; Hiçbir şey zor değil ve onlar için bu daha başlangıç. Oyunun yazarı Barış Yücedağ ile ayaküstü  bile sohbet ettiğinizde oradaki o enerjiyi hemen anlıyorsunuz.  Zaten mekanın en güzel özelliklerinden biri de bu, oyun bittiğinde kapılarını kapatan bir mekan değil. Oyun sonrası sıcağı sıcağına oyunun ve dünya meselelerinin konuşulduğu, zaman zaman yazar ve oyuncuların da dahil olduğu tatlı sohbetlerin gerçekleşmesi. 'NRD' ise gerçekten çok farklı bir oyun, hem metin ve metnin koyduğu diyaloglar olarak farklı hem de rejinin yarattığı dünya açısından farklı bu arada oyundaki birbirinden izlenesi oyunculuklar da işin bonusu ve bizim seyrettiğimiz yanı oluyor. Üç oyuncununda ayrı ayrı tebriği hak ettiklerini söyleyebilirim.  Daracık bir alanda gösterdikleri performans ne olursa olsun büyük bir alkışı hak ediyor. Oyunun içeriği hakkında bir şeyler yazmayı denesem de beceremedim, herkesin (bunu gerçekten söylüyorum.) kendinden bir şeyler bulacağı zaman zaman gülmekten kopacağı zaman zaman ise gözleri doldu dolacak hale geleceği bir oyun var karşınızda. Bu da ayrı bir başarı, metin olsun, sahnedeki iş olsun bize bambaşka ayak basmadığımız dünyadan sesleniyor gibi olsa da insanla bağını iyi kurmuş bir iş görüyoruz. 'NRD'yi ve Kabile Tiyatro'nun gelecek zamanlardaki diğer işlerini kesinlikle görmelisiniz.  'NRD' 6 Haziran Cuma Saat: 20:00'da Kabile Tiyatro'da Oyunun Yazarı: Barış Yücedağ Yönetmen: Rusudan Savaneli Oyuncular: Mehmet Kadir Osmanoğulları, Pınar İnandım, Samet Denizdurduran Diğer tüm detayları aşağıdaki hesaplardan öğrenebilirsiniz:https://www.facebook.com/kabiletiyatro https://twitter.com/kabiletiyatro https://twitter.com/bayuce Adres:Evliya Çelebi Mh. Meşrutiyet Cd No:31 D:5 34430 İstanbul 34430 Beyoğlu
MÜYAP'ın Youtube Kanalı Kapatıldı
YouTube’da Türkçe şarkıların ve içeriklerinin yöneticisi olan Müyap’ın bugün saat 13:30 itibari ile YouTube hesabı kapatıldı. Detaylar haberimizde. Emre Aydın, Şebnem Ferah, Sezen Aksu, Tarkan gibi starların yeni çıkan şarkı ve kliplerini yayınlayan Müyap’ın YouTube hesabı kapatıldı. Şuanda YouTube’da bulunan binlerce şarkıya giriş yaptığınızda “Bu video şuanda kullanılamıyor” hatası ile karşılaşıyorsunuz. Müyap tarafına şok olarak kapatılan kanalın neden kapatıldığı konusunda net bir karar yokken, tahmini olarak Netmüzik tarafından telif hakları ihlali veya içerik paylaşımı konusunda kararsızlık nedeni ile tüm videoların kaldırılması yönünde şikayette bulunulduğu tahmin ediliyor. “ŞİMDİ NE OLACAK ?” YouTube hesabı kapatılan Müyap’ın binlerce şarkısına şuanda erişim sağlanamıyor. Hal böyle olunca hem şarkıcıların ücretleri, hem de milyonlarca izlenme bir çırpıda havaya uçmuş durumda. Müyap çephesinden herhangi bir açıklama yapılmazken, YouTube ile bu durumun görüşülmesi gündemde. Ayrıca bir Twitter hesabından yapılan açıklamada Müyap’ın YouTube kanalının bugün kapatılacağı belirtilmiş. Detaylı açıklama Müyap tarafından yapıldığında konu güncellenecektir. Bir Twitter hesabından yapılan açıklama:
2014 National Geographic Gezginler Temalı Fotoğraf Yarışmasına Katılan 30 Efsane Fotoğraf
26- kez düzenlenen National Geographic ''gezgin'' temalı fotoğraf yarışması başladı ve fotoğraf kabul etmeye devam ediyor. 30 Haziran 2014 tarihine kadar fotoğraflar kabul edilmeye devam edecek. Yarışmaya katılmak için http://travel.nationalgeographic.com adresine gidip fotoğrafınızı yüklemeniz yeterli. Yarışmaya katılım ücreti fotoğraf başına 15 dolar.Birinci olan kişi National Geographic ekibi ile Alaska'da 8 günlük bir deneyim yaşama şansı yakalayacak.İkinci olan kişi Santa Fe'deki National Geographic fotoğraf atölyesinde 5 gün geçirecek.Üçüncü olan kişi ise  Maine yelkenlisinde altı günlük bir seyir geçirecek.Şu ana kadar yarışmaya katılan 30 etkileyici fotoğraflar sizlerle...
'Kendimi Sözlerle Daha İyi İfade Edebilseydim Sinemaya Bulaşmazdım'
“Kış Uykusu” filmiyle 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan yönetmen Nuri Bilge Ceylan , “Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda” dedi. Star gazetesinden Alin Taşçıyan ’a konuşan Nuri Bilge Ceylan’ın sözleri şöyle: “Kasaba filminde çok uzun diyaloglu bir bölüm vardır, çok iyi beceremediğimiz bir bölüm. O sahneyi yaşatamamış olmak beni çok korkuttu o zaman. O yüzden bir süre diyalogdan kaçmış olabilirim, ben beceremiyorum bu işi, diye. Ama o sahneyi çekememiş olmak bana sinemada çok şey öğretti. Bunun nedenleri üzerine çok düşünmek ve araştırmak zorunda kaldım. Hayattaki gerçek diyalogları gizli gizli kaydettim. Onların yapısını inceledim diyaloğu oluşturan şey nedir diye… Diyaloğun doğallığına çok takmıştım o zamanlar. Birçok yönetmen için de bir meseleydi o zamanlar… Tam da geldiğim bu noktada diyalogda doğallık o kadar da önemli görünmemeye başladı bana… Nedense… ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ da çok uğraştım o işle, biraz daha fazla diyalog vardı ve onların birbirinden çok farklı kasabalı karakterlerin ağzına oturtturulması gerekiyordu. Onda da Çehov’dan yararlandık, en az bu filmdeki (Kış Uykusu) kadar. ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’dan sonra bu filmde, o filme ait daha farklı bir dünya yaratma özgürlüğünü zannediyorum olsun istedim biraz. Tıpkı bir romancının daha özgür hissetmesi gibi diyalog konusunda. Sinemada da sırıtmayacak bir hale getirilebilir mi diye… Çünkü bana diyaloglar da çok keyif verir zaman zaman bir Çehov oyununda olsun ya da bir Dostoyevski romanında, Shakespeare oyununda falan… Bazen bir şeylerden sıkılıyorsunuz, bir şeyler deniyorsunuz.Girmediğiniz bölgeler, hala anlatmak istediğiniz, sizin için çok önemli, başat olan şeyler barındırıyor. Girmek istiyorsunuz, sırasını bekliyor bir şekilde”.   Amatörlerden profesyonel oyunculara… Amatör oyuncuyla da, profesyonel oyuncuyla da çalıştım. İkisinin de özelliklerini biliyorum. Amatör oyuncuyla çalışıyorsanız çok doğal, çok sahici şeyler almanız mümkün. Ama yazdığınız diyalogları kesinlikle değiştirmeniz lazım, her an! Onun yapabileceği, onun ağzına oturabilecek, sürekli yeni şeyler keşfetmek zorundasınız. Ama bu filmde (Kış Uykusu) biz yazdığımız diyalogları aynen istiyorduk. Çok dikkatli yazdık, tek bir kelimenin bile değişmesi, vurgusu bizim için çok önemliydi. O yüzden amatör oyuncu düşünülemezdi. Bir de amatör oyuncu zannedildiği kadar kolay değildir. En beklemediğiniz konularda sorun çıkarır. Çok naz yaparlar, mesela! Bu filmde iki üç tane amatör vardı. Bir hizmetçi karakteri var, otelde. Yani üçüncü çekimi yapmaya kalktığınızda neden, bitmedi mi, niye olmadı, ne gerek var diye soran birisi! Ama bir profesyonelle ellinciyi çekseniz de hala elli birinciyi çekmek için bir iştah görüyorum. O da insanın hoşuna gidiyor doğrusu.   Senaryodan kurguya… Senaryo nehir gibi… Bir nehrin doğuşu gibi oradan buradan bir sürü damla toplanıyor. Bir bakıyorsunuz bir gün yorgun bir ırmak akıyor. Nasıl ortaya çıktığı konusunda fazla bir fikrim yok. Her senaryoda da değişiyor bu, bazısında bir görüntü başlatabilirken bazısında bir konuşma… Eninde sonunda her şey! Daha doğrusu bir sanat yapıtının ortaya çıkması gibi bir kolaj, bir sürü şeyin harmonik, uyumlu biçimde bir araya gelmesi. Ama senaryo yazımı benim için didaktik bir süreç. Senaryo yazımı sırasında insan daha akademik düşünüyor sanki. O yüzden senaryo yazımını sette de kurguda da devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum ya da bunu yapabilceğim bir esneklik yaratmaya çalışıyorum. Senaryodan hiçbir zaman emin olmuyorum. Çekimde daha iyi bir şey arıyorum. Kurguda çalışmayabileceği korkusu beni çekimde başka alternatiflere yöneltiyor. Çünkü insan psikolojisi o kadar tahmin edilmez ve bilinmez bir şey ki kurguda neyin çalışacağına emin olmak gerçekten çok zor. Muhakkak hepimiz birer maskeyle yaşıyoruz; toplumsal hayatta bu maskenin nasıl kendi duygusunu gizlemek, başkalarını kandırmak ve bir sürü şey için ne şekiller alacağını bilmek, bütün o detaylar insanın senaryo aşamasında tümüyle hakim olabileceği bir konu değil. Hiç aklınıza gelmeyecek bir yüz ifadesini başka bir şeyle çarpıştırdığınızda duygusal olarak, etkisel olarak, ‘İşte bu insan doğasına daha uygun,’ diyorsunuz mesela. Hiç düşünmediğiniz bir şey! Bu yüzden kurguya biraz fazla malzemeyle girmek gerektiğini düşünüyorum. O yüzden son filmde bayağı bir malzeme çektik, 200 saatlik çekim var.   Görüntülerden stile… Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda. Görüntülerde de reflekslerim daha gelişmiş. Daha doğrusu film yaparken görüntü konusundaki kararları çok daha net veriyorum. Uzun düşünceler harcamama gerek olmuyor. O yüzden fotoğraf, sinema gibi sanatlara zorunlu oldum. Hatta doğama çok daha aykırı bir üretim süreci var sinemanın. Pek çok insanla cebelleşmek zorundasınız, bittikten sonra bile! Fakat onları nasıl yaptığımı da bilmiyorum ayrıca, görüntü konusunda gerçekten hiçbir stratejim yok. Ben senaryoda da şuradan çekerim, buradan çekerim diye çok düşünmem. Hele bunca filmden sonra! Çok rahat sete giderim nereden çekeceğimi bilmeden. O teknik elemanlar, odanın şekli falan hemen nasıl çekeceğim konusunda kafamda şekillenir. Çok çeşitleme yapmam, kamerayı oraya koy, buraya koy gibi bir çeşitleme değil de oyuncuların oyunlarında, söyledikleri sözlerde bir çeşitleme yaparım. Tekrarla oluşan şeyler, anlatabileceğim, analitik biçimde ele alabileceğim konular değil. Ama stil konusu benim için çok önemli. Bir filmin anlatım şekli, neredeye içerikten daha önemlidir. Çünkü hayatımızda bile bir insan size bir şey söyler, dinlemezsiniz, ikna olmazsınız ya da çok şey ilgilenmezsiniz. Ama başka biri başka bir şekilde söyler başka bir ilgi uyandırır. Söyleyiş şekli çok önemlidir, her şeyde! Dolayısıyla bir insanı belli bir dünyaya sokmak için bir yol bulmak zorundasınızdır. Bu yolu sürekli araştırırız, insanlar üzerinde daha etkili olmak isteriz, söylediklerimiz dinlensin isteriz. Bunu hayatta nasıl arıyorsak, sinemacı da söyleyeceği yolu bulma, stil konusunda kafa yormak zorundadır. Bu konu en çok dikkat ettiğim şeydir, ama içsel bir süreç. Dikkat ederim ama kendiliğinden olan bir şey. İzah etmem biraz zor ama böyle bir şey. En önemli şey benim için, özellikle kurguda çok dikkat ederim. Bir yönetmenin eninde sonunda bir filmde hesabını veremeyeceği bir tek karenin olmaması gerektiğini düşünüyorum. En küçük ayrıntının da hesabını verebilirim. Kurguya zaman çok ayırırım. Beni utandırmamalı sonradan çünkü ufacık bir şeye dikkat etmezseniz o yirmi yıl sonra bile gözünüze batmaya devam eder.  Denemelerden ustalığa… Kendi en sevdiğim yönetmenlere baktığımda çok da denemeci tipler olduğunu düşünmüyorum. Mesela Ozu denemeci bir insan değildir. Hep aynı filmi çekerdi, ama sadece git gide daha sofistike bir hale getirdi. Sanki bir Çinli ressam elemanları git gide daha azaltır gibi. Son filmleri iyice rafinedir. Keza Bresson öyledir, nitelikleri son filmlerinde ortaya çıkmaya başladı. Cesaret tek başına saygı duyulacak bir şey değil bana göre. Nereye gittiğine bakmak lazım. Sonuçta aptal cesareti diye de bir şey var. Sofistikeleşmeye başladığı zaman bir sinema içten gelen bir yere doğru gitmeye başladığını görüyorsunuz.  Korkulardan cesarete İçten baktığım zaman kendimi çok cesur görmüyorum, tam tersine çok korkak görüyorum. Onu da söylemem lazım. Sinema bir anlamda da korkuyla yapılan bir şey. Attığım her adım korkularla ve endişelerle de yaratılıyor. Daha sonra birisi cesaret diye de nitelendirmiş olabilir ama aslında süreç öyle işlemiyor. Sinema cesaretle yapılan bir şey değil bence, tam tersine sorular, korkular, kaygılar, zayıflık, yalnızlıkla yapılır. Bir sanatçının yalnızlık hissettiği için üretim yaptığını düşünüyorum. Benim için de en büyük meselelerden biri o. O korkunç yalnızlıktan kurtulmak için biraz… Bazen… Bunlar derin konular… Nefretten sevgiye… Ben gıcık olma potansiyeli yüksek karakterlerle uğraşmayı tabii ki seviyorum. Anlamaya çalıştığım karakterler de onlar. Gıcık olma kapasitemizin ardında kendimizi koruma güdüsü bazen yatar. Mesela alaycı birine gıcık oluruz ama ondan korkarız da. Gıcık olduğumuz karakterlere gıcık olmakla hayran olmak arasında ince bir çizgi var. Bir lafla, bir tek şeyle öbürüne bir anda dönüşebilir. Sinema yazarlığının anlamı da belki burada, bir şey hep göründüğü gibi değildir. Anlamı birden değişebilir. Sanat eserleriyle ilişkide ben katalizörlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İyi bir sinema yazarının da böyle bir katalizör olabileceğini düşünüyorum. Ben kendi tarihimden biliyorum. Hem insanlarla hem sinemayla ilişkimde. Bugün en hayran olduğum insanlar önce en gıcık olduklarım aslında! İlk görüşte sevdiğin bir insanı uzun süre sevemezsin. Kısa vadeli olur. Filmde de öyle olur. İlk gördüğümde yarıda çıktıklarım sonradan hayatımın en önemli filmleri haline gelmiştir. Ya da yıllarca sinir olduğum bir insan ilişkinin bir anda yön değiştirmesiyle en yakın dostlarımdan biri olmuştur. Öyledir hayat, sürekli kendimizi koruyarak, kollayarak sağ kalmaya çalışıyoruz aynı geminin içinde. Tehlikeli bulduğumuz insanları, belli bir formülasyonla hayatımızdan uzak tutmaya çalışıyoruz, kafamızın içinde. Ben ilginç bulduğum karakterleri filme koymaya çalışıyorum, sevgi duymuyorum onlara, sevgi duymam gerekmiyor daha doğrusu.” T24
Reklam
Reklam
Converse Gri Bir Dünya Hayır
Chuck Taylor All Star serisinin cesur ve renkli ruhundan ilham alan “SNEAKERS CLASH” projeleri,Amsterdam’daki lansmanın ardından İstanbul’da gerçekleşti. Türkiye’nin önde gelen grafik, illüstrasyon ve graffiti sanatçıları Leo Lunatic, Burak Şentürk, Cins ve Tayfun Pakdemir ‘le birlikte yürütülen projeler büyük ses getirdi. Converse All Star 2014 İlkbahar sneaker koleksiyonunun sezon açılışına denk gelecek şekilde belirlenen “SNEAKERS CLASH” projeleri, “Clash Wall” ve “Photo Clash” olmak üzere iki ilgi çekici interaktif deneyimle hayata geçirildi. İlk olarak Galata ki Lomografi’de gerçekleşen Photo Clash projesinde Burak Şentürk, Cins ve Tayfun Pakdemir, Twitter üzerinden gelen ve organizasyonda çekilen siyah beyaz fotoğrafları kendi tarzlarında yeniden yorumladılar. İllüstre edilen fotoğraflar, katılımcılar tarafından büyük ilgi gördü ve yine Converse’in Twitter sayfası üzerinden paylaşıldı. Leo Lunatic ise Galata’da gerçekleşen Clash Wall projesinde ünlü panda figüründen yola çıkarak duvarı adeta sanat eserine çevirdi. Converse severlerin sosyal medyadan ilettikler talepler üzerinden şekillenen proje Galata Kulesi’nin tam karşısındaki duvarda 1 ay süreyle sergilenecek. Converse All Star’ın Pazarlama Başkan Yardımcısı Rodney Rambo, “Converse “SNEAKERS CLASH” projelerini EMEA ülkelerinde gerçekleştirmekten büyük heyecan duyuyoruz. Chuck Taylor, her zaman yaratıcılığın ifade edilebildiği mükemmel bir tuval olmuştur ve nerede olursa olsun bir renk patlaması yaratmak için insanlara ilham kaynağı olmaya devam edeceğini umuyorum,” diye konuştu. Converse’in EMEA Bölgesi Marka Direktörü Martina Luger, “EMEA Bölgesindeki yaratıcılığın çeşitliliği bize inanılmaz ilham veriyor. Sanatçılar “SNEAKERS CLASH” etkinliği sayesinde yeteneklerini daha geniş bir kitleye sunma şansı bulacak ve uluslararası ölçekte özgün bir görsel etki yaratacak,” dedi. SNEAKERS CLASH, dinamik renk patlamalarının yanı sıra topuklu formları da içeren Converse All Star İlkbahar 2014 sneaker koleksiyonundan ilham alıyor ve gençlik enerjisinin kişisel bir ifadesi olarak ortaya çıkıyor. Canlı batik boyamalar, cesur renk blokları ve çarpıcı baskılarıyla yaratılan şık görünümler, bahar sezonunu canlandırmak için ideal. Gri bir dünyaya karşı durmak için tasarlanan dünyanın en sevilen sneaker’ı, dayanıklı kanvas seçenekleri ve lüks detaylarıyla kalabalıkların içinde şüphesiz dikkat çekecek.
Reklam
David Guetta'dan Mesaj Var
Dünya çapında on beş milyon albüm satışıyla milyonlarca müzikseverin kalbini fetheden DAVID GUETTA, Türk hayranlarına bir sürpriz yaptı ve videolu mesaj gönderdi. Bu güne kadar röportaj taleplerini bile geri çeviren Guetta’nın dünyanın dört bir yanında milyonlarca hayranı olmasına rağmen, Türk müzikseverlere özel çektirdiği video sosyal medyada da büyük ilgi gördü. Dünyanın en önemli DJ ve prodüktörlerinden, Grammy ödüllü DAVID GUETTA, ‘’Çok yakında, 27 Haziran akşamı beraber olacağız. Partilemek için Hazır ol İstanbul’’ diyerek İstanbul konserini iple çektiğini gösterdi. 2014 yazının unutulmayacak gecelerinden birine imza atacak olan ünlü DJ, AXE’ın katkılarıyla 27 Haziran Cuma İstanbul’a geliyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında İstanbul’da 17 bin kişiye muhteşem bir gece yaşatan GUETTA, Unilife organizasyonu ile bir kez daha İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. 27 Haziran akşamı KüçükÇiftlik Park’ta yapılacak konserde GUETTA’dan önce Mert Hakan, Suat Ateşdağlı ve Qubicon (Emrah İş & Faruk Sabancı) DJ kabininde olacak. AXE’ın ana sponsorluğunda, First, Tadelle, A Plus AVM, Durex, Redbull, Number1 FM ve DreamTV’nin destekleri ile düzenlenecek olan konser uzun süre hafızalardan silinmeyecek. Bugüne kadar Chris Willis, Fergie ve LMFAO ile “Gettin' Over You”, Nicki Minaj ile “Turn Me On”, Usher ile “Without You”, Neyo & Akon ile “Play Hard”, Sia ile gerçekleştirdiği “Titanium” ve “She Wolf”, son dönemde Skylar Grey ile “Shut Me Down” gibi hitleriyle Amerika ve İngiltere müzik listelerinde 1 numaraya yükselen Fransız DJ ve prodüktör DAVID GUETTA’nın indirim dönem biletleri satışta… Milliyet
Neslişah Abdülkadir Osmanoğlu Sultan 89 Yaşında Vefat Etti
IHA Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın torunu Neslişah Abdülkadir Osmanoğlu, vefat etti. Merhume Sultan, hayattaki 13 şehzade kızından en yaşlısı ve tek ikinci kuşak padişah torunu idi.Dolaşım bozukluğu ve damar tıkanıklığı şikayetleriyle bir müddet önce Marmara Üniversitesi Pendik eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yatırılan 89 yaşındaki Neslişah Sultan, bugün öğleden sonra saat 16.00’da vefat etti. İki sene önce vefat eden Fatma Neslişah Sultan’dan ayırdetmek için “Küçük” Neslişah Sultan olarak anılan Neslişah Abdülkadir Osmanoğlu, Osmanlı hanedan üyelerinin yurt dışına gönderilmesinden 10 ay kadar sonra 25 Aralık 1925 tarihinde Budapeşte’de doğdu. Babası, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın oğullarından Şehzade Mehmed Abdülkadir Efendi idi. Salih ve Ömer adında iki oğlu ile Meziyet Dilara ve Neslişah adında iki torunu bulunan Osmanoğlu, 1 Haziran 2014 Pazar günü Fatih Camii’nde öğle namazını müteakiben kılınacak cenaze namazından sonra Karacaahmet Kabristanı’nda annesi Fatma Meziyet Hanımefendi’nin yanına defnedilecek.
Reklam
Breaking Bad Film mi Oluyor?
Yokluğu hala boğazımızda bir düğüm olan Breaking Bad’in en yetkilisi ağabeysi Bryan Cranston, dizinin film olma olasılığı üzerine konuştu. Walter White a.k.a. Heisenberg a.k.a. Bryan Cranston, CNN’e verdiği röportajda “Hiçbir zaman büyük konuşmamak gerek. Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma.” dedi. “Ama Walter White öldü? O zaman nasıl Breaking Bad film olacak?” diye sorulması üzerine Bryan Cranston, “Sonuçta kimse Walter White’ın cenazesini görmedi. O yüzden kesin konuşulmasını istemem, zaman gösterecek.” dedi. Breaking Bad’de adaletin temsilcisi olarak gönlümüzü kazanan Saul Goodman’ın hayatından uyarlanacak dizi Better Call Saul’a konuk oyuncu olarak katılmayı çok istediğini söyleyen Cranston, böylece bir Emmy ödülünü daha garantilemiş oldu.Play Tuşu
Sezen Aksu: 'Hepimiz Ahmet Kaya'ya Karşı Suçluyuz'
Almanya’nın Bochum kentinde Kardeş Türküler ile aynı sahneyi paylaşan Sezen Aksu, “Biz hepimiz Ahmet Kaya’ya karşı suçluyuz” dedi. 21′inci yılını kutlayan Kardeş Türküler, Sezen Aksu ve Ermeni müzisyen ve besteci Ara Dinkjian ile Avrupa Turnesi kapsamında Almanya’nın Bochum kentinde bir araya geldi. Irkçılığa karşı, şarkılarla barış ve kardeşlik mesajlarının verildiği konserde Sezen Aksu, “Biz hepimiz Ahmet Kaya’ya karşı suçluyuz” dedi. Kardeş Türküler’in Avrupa Turnesi önceki gün 28 Mayıs günü Mannheim’de başladı. Perşembe günü de Bochum ile devam eden konserler dizisi, 15 Haziran’da Berlin ile son bulacak. Fırat Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, Bochum Ruhr Kongress salonunda verilen konseri binlerce kişi izledi. Konserde, Kardeş Türküler, Sezen Aksu ve Ara Dinkjian birlikte sahne aldı. Türkçe, Kürtçe , Arapça, Ermenice, Romence, Çerkezce ve Makedonca şarkılarının seslendirildiği konserde barış mesajları verildi. “Barış, kardeşlik için müzik yapıyoruz” Grubun solistlerinden Vedat Yıldırım, Kürtçe yaptığı konuşmada 21 yıldır kurulduklarını belirterek, “Barış, kardeşlik için müzik yapıyoruz. Tekçi ve milletçilik bir hastalıktır. Çekilmez bir bir yaşam biçimidir. Çoğulcu ve eşitlikçi yaşam için mücadele etmeliyiz” dedi. Soma’da yaşamını yitiren madencilerin de anıldığı konserde, “Gezi Direnişi”nin yıl dönümü olmasından dolayı, dayanışma mesajları verildi. İki bölümde oluşan konserde, ilk bölümde Kardeş Türküler sahnede kaldı. Eski ve yeni repertuarından şarkılar seslendiren grup üyeleri, sık sık kadına yapılan şiddete karşı parçalan söyledi. “Hepimiz Ahmet Kaya’ya karşı suçluyuz” Konserin ikinci bölümünde ise Kardeş Türküler’e Sezen Aksu ve Ara Dinkjian eşlik etti. Konserde Kürtçe bir parça seslendiren Sezen Aksu, sürgünde yaşamını yitiren Ahmet Kaya’yı da andı. Kaya’nın anısına sanatçının bir parçasını seslendiren Aksu, Kardeş Türküler ile aynı sahneyi paylaşmasından dolayı memnuniyetini dile getirerek “ Biz şimdiye kadar ayrı ayrı sahnelerdeydik ama hayata aynı vicdan sesiyle bakıyoruz. Çünkü hepimizi Allah yarattı. Nedir bu öfke ve cahillik” diyerek, tepki gösterdi. Sezen Aksu, Ahmet Kaya’ya yönelik linç girişimini de hatırlatarak şöyle dedi: “Kimse kendini farklı göstermesin. Hepimiz Ahmet Kaya’ya karşı suçluyuz.” IMC
Reklam
30 Mayıs: Bu Hafta Vizyona Giren Filmler!
Vizyon Tarihi:30 Mayıs 2014 Yapımı:2014 - ABD Tür:Aksiyon ,  Dram ,  Macera Süre:97 Dak. Yönetmen:Robert Stromberg Oyuncular:Angelina Jolie ,  Elle Fanning ,  Juno Temple ,  Sharlto Copley ,  Imelda Staunton Senaryo:Paul Dini ,  Linda Woolverton Yapımcı:Walt Disney Pictures Diğer Adı:Maléfique
Bu Hafta 8 Film Vizyona Girdi
Ömer Can’ın yönettiği ve Şerif Sezer ile Nail Kırmızıgül'ün rol aldığı 'Toprağa Uzanan Eller' ile 1954'te Düzce'de geçen bir hikayeyi beyazperdeye taşıyan 'Azem: Cin Karası' seyirciyle buluşacak.Türkiye sinemalarında bu hafta 2'si yerli 8 film vizyona girecek. 'Toprağa Uzanan Eller'Ömer Can'ın yönettiği ve Şerif Sezer, Nail Kırmızıgül, Melih Selçuk ile Medya İzgi'nin oynadığı 'Toprağa Uzanan Eller' izleyiciyle buluşacak. Senaryosunu Eda Tezcan ve Ramazan Demirli'nin kaleme aldığı film, Şanlıurfa'dan Çukurova'ya mevsimlik işçi olarak giden bir ailenin hikayesini beyazperdeye taşıyor. 'Azem: Cin Karası' Haftanın bir diğer yerli yapımı 'Azem: Cin Karası' adlı filmin yönetmen koltuğunda Volkan Akbaş oturuyor. Başrollerinde Zeki Şen ile Eylül Öztürk'ün yer aldığı filmin konusu, 1954'te Düzce'de geçen bir hikayeye dayanıyor. Savunucu anlamındaki 'Azem' büyüsünün ismini verdiği gerilim türündeki film olayın yaşandığı yerde, Düzce'nin bir köyünde geçiyor. 'Malefiz' 'Uyuyan Güzel' hikayesinin kötü karakterinin anlatılmamış hikayesi 'Malefiz' adlı filmi, animasyon ve görsel efekt süpervizörü Robert Stromberg yönetti. Stromberg'in ilk yönetmenlik denemesinde 'Malefiz' rolünde Angelina Jolie kamera önüne geçerken, filmde, Sharlto Copley, Elle Fanning ile Sam Riley rol aldı. Fantastik ve aksiyon türündeki 3 boyutlu filmin konusu şöyle: 'Siyah kanatlara sahip güzel bir kadın olan Malefiz, barışçıl bir orman krallığında büyüdüğü için insanlardan oluşan istilacı bir ordu gelip, topraklarının düzeni tehdit edene kadar huzurlu bir hayata sahiptir. İntikam hırsıyla dolan Malefiz, insanların kralıyla bir savaş verir ve kralın yeni doğan çocuğu Aurora'yı lanetler. Çocuk büyüdükçe Malefiz, Aurora'nın krallığa başarı getirecek ve Malefiz'in gerçek mutluluğunu sağlayacak anahtar olduğunu fark eder.' 'Başkanların Hizmetkarı' Oscar ödüllü yönetmen Lee Daniels'in yönettiği ABD yapımı 'Başkanların Hizmetkarı' vizyona girecek. Forest Whitaker, Robin Williams, Liev Schreiber, James Marsden ve Oprah Winfrey'in rol aldığı Film, 1952'den 1986'ya kadar Beyaz Saray'da uşaklık (kahyalık) yapan Cecil Gains'ın yaşamını anlatıyor. 'Kan Bağları' Fransız aktör ve yönetmen Guillaume Canet'in yönettiği ve Clive Owen, Billy Crudup, Marion Cottilard ile Mila Kunis'in oynadığı 'Kan Bağları', gerilim severleri sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor. Film, Fransız yönetmen Jacques Maillot'un 2008 yapımı 'Rivals' adlı yapımından uyarlandı. New York'ta 1974 yılında geçen filmde, polis memuru Frank ile hapisten yeni çıkan kardeşi Chris arasında yaşanan aksiyon dolu yaşam öyküsü beyazperdeye aktırıldı. 'Asabi Adam' Phil Alden Robinson'un yönettiği ve Robin Williams, Mila Kunis, Peter Dinklage ile Melissa Leo'nun oynadığı 'Asabi Adam' komedi ve dramı içinde barındıran bir film. Filmde Robin Williams tarafından canlandırılan Henry Altmann, bir trafik kazasından sonra gittiği hastanede Mila Kunis'in oynadığı doktor Sharon Gill'in teşhisiyle sadece 90 dakikalık ömrü kaldığını öğrenir. Ardından bugüne dek yaptığı hatalar için insanlardan af dilemek üzere New York'un altını üstüne getirecek bir maceraya atılır. 'Son Şans' Polonyalı yazar Stanislaw Lem'in 'Gelecek Bilim Kongresi' isimli kitabından uyarlanan bilim-kurgu, çizgi ve dram içerikli 'Son Şans' adlı filmin yönetmenliğini Ari Folman yaptı. ABD, Almanya, İsrail, Polonya, Lüksemburg, Belçika ve Fransa ortak yapımı olan filmin oyuncu kadrosunda Robin Wright, Harvey Keitel, Jon Hamm ile Paul Giamatti yer aldı. Yaşlı ve işsiz bir aktrise gelen son bir iş teklifi üzerinden yola çıkan film, kadının bu işi kabul ederken verdiği kararın nelere sebep olduğuna ve başına gelen olaylara odaklanıyor. 'Balık ile Kraker'in Maceraları' Dan Krech'in yönetmenliğini yaptığı haftanın bir diğer çizgi filmi 'Balık ile Kraker'in Maceraları'nda ise Fish adında bir balık ve Chips adında bir kedinin, hayallerini süsleyen sihirli kemiği almak için birbirlerine karşı verdikleri mücadele izlenebilecek.AA
Reklam