Ünlü ressam Van Gogh’un 1888’de kestiği kulağı, 3 boyutlu yazıcı teknolojisiyle geri döndü. Ressamın kulağının kopyası, akrabasından alınan DNA ile yeniden yapıldı. Hollandalı ünlü ressam Vincent Van Gogh'un kulağı, akrabalarından alınan DNA ile laboratuvar ortamında kopyalanarak Almanya'daki bir müzede sergilenmeye başladı. Ünlü ressamın kardeşi Theo’nun torununun torunundan doku alan sanatçı Diemut Strebe, üç boyutlu yazıcı kullanarak Van Gogh'un kulağının bir kopyasını yaptı. Strebe, dokuların Boston'daki Brigham Hastanesi'nde genetik mühendisleri tarafından kıkırdağa çevrildiğini ve bilgisayar görüntüleme tekniği kullanılarak Van Gogh'un kulağına benzetildiğini söyledi. “Bilimi bir tür fırça gibi kullanıyorum, tıpkı Vincent'in resim yaptığı gibi” diyen Strebe, ressamın kullandığı zarfta bulunan DNA örneğinin bir başkasına ait olduğu ortaya çıkınca dokuyu akrabasından almak zorunda kaldığını belirtti. Besleyici bir solüsyonun içinde 'canlı tutulan' kulak, Karlsruhe kentindeki Sanat ve Medya Merkezi'nde 6 Temmuz'a kadar sergilenecek. Ziyaretçiler, 'Van Gogh'un kulağına' konuşabilecek. Bir bilgisayar, ziyaretçilerin sesini işledikten sonra sinir uyarılarına dönüştürecek ve hafif bir ses çıkaracak. Strebe, eserini gelecek yıl da New York'ta sergilemeyi planlıyor. Resim dünyasının en gizemli sanatçılarından biri olan Van Gogh'un 1888'de arkadaşı ünlü ressam Paul Gauguin ile tartıştıktan sonra sol kulağının bir kısmını kestiği sanılıyor. Van Gogh, 27 Temmuz 1890'da bir tarlanın ortasında kendisini tabancayla vurmuş, iki gün sonra tüm kariyeri boyunca kendisine maddi destek sağlayan kardeşi Theo'nun kollarında ölmüştü. Kaynak: AA
Bond'dan Bourne'a çantasında bir sürü para ve pasaportla dolaşan ajan görüntüsü biraz klişe gibi görünebilir ama ikinci pasaport peşinde olanlar sadece casuslar değil. Giderek artan sayıda 'ekonomik vatandaş' da yeni pasaportlar alıyor. Vatandaşlık işlemleri konusunda danışmanlık yapan 'Henley and Partners' şirketinden Christian Kalin, dünya genelinde her yıl binlerce kişinin, ikinci hatta üçüncü bir pasaport aldığını, bunun için harcanan paranın 2 milyar dolar civarında olduğunun tahmin edildiğini söylüyor. 'İnsanlar yatırım portföyleri gibi pasaport portföylerini de çeşitlendiriyorlar' diyen Kalin'e göre, en çok pasaport alanlar, Çinliler, Ruslar ve Orta Doğu vatandaşları. Bu pazarda, ekonomik sıkıntı içindeki ülkeler dikkat çekiyor. Sadece geçen yıl içinde Antigua ve Barbuda, Grenada, Malta, Hollanda ve İspanya, zenginler için yatırım yoluyla doğrudan ya da dolaylı vatandaşlık veren programlar açıkladı. Ancak vatandaşlık sürecindeki şeffaflık konusunda kaygılar dile getiriliyor. Ocak ayında Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Vivienne Reding, 'Vatandaşlık satılık olmamalı' dedi. Ancak halihazırda, en az altı ülke ikamet şartı aramadan yatırım yapanlara doğrudan vatandaşlık veriyor. Yani vatandaşlık doğrudan satılıyor. En ucuz vatandaşlık Karayipler'de minik bir ada ülkesi olan Dominika'da. Bu ülkenin vatandaşlığı 100 bin dolara alnbabiliyor. Pasaport işlemleri beş ila 14 hafta alıyor. Dominika, Uluslar Topluluğu'nun üyesi olduğu için İngiltere'de ayrıcalıklı bir statüye sahip ve bu ülkenin vatandaşları, aralarında İsviçre'nin de bulunduğu 50 ülkeye vizesiz gidebiliyor. 1983'te İngiltere'den bağımsızlığını ilan eden St Kitts ve Nevis'te vatandaşlık farklı yollarla edilebiliyor. 1984'ten beri uygulanan bir yöntemle, St Kitts ve Nevis Şeker Endüstrisi Çeşitlendirme Vakfı'na 250 bin dolar bağışta bulunanlara vatandaşlık veriliyor. Bu vakfın amacı, hükümetin ana endüstri dalı olan şeker dışındaki sektörlere yönelmesine yardım etmek. İkinci seçenek ise ülkede en az 400,000 dolarında bir taşınmaz almak. Amerikan Hazine Bakanlığı, İranlıların bu ülkenin vatandaşlığını alarak ABD'de yatırım yapmasının yaptırımları delebileceği uyarısında bulunduğu için 2011'den bu yana İranlılar vatandaş olamıyor. Antigua ve Barbuda'da 2013'ten beri uygulanan bir programla 400 bin dolarlık emlak ve ya da 200 bin dolarlık bağış karşılığında vatandaş olunabiliyor. Başbakan Baldwin Spencer programın ekonomik yavaşlama ve yeni kaynak bulma arayışı kapsamında başlatıldığını açıkladı ve St. Kitts ve ABD'deki programları örnek verdi. ABD'deki EB-5 vize programıyla belirli bir alanda 500 bin dolar yatırım yapan ve 10 kişiye istihdam sağlayanlara Yeşil Kart veriliyor. (1990'dan beri 6,8 milyar dolar yatırım karşılığında 29 bin kişiye vize verildi. Vize yılda 10 bin kişiyle sınırlı.) Malta, ikamet şartı olmadan 650 bin Euro yatırımla yabancılara vatandaşlık verme planlarını açıklayınca AB'nin tepkisini çekti. Bu planla Malta, en ucuz AB vatandaşlığı alınan ülke olacaktı. Malta tepkiler üzerine bir yıl ikamet şartı getirdi ve yatırım miktarını 1 milyon 150 bin Euro'ya çıkardı. Kıbrıs da yatırım yoluyla doğrudan vatandaşlık veren başka bir AB ülkesi. Mart'ta, ekonomik kriz nedeniyle para kaybeden Rus yatırımcıları yatıştırmak için vatandaşlık bedeli 5 milyon Euro'dan 2 milyon Euro'ya düşürüldü. Bazı ülkeler, zenginlere doğrudan vatandaşlık yerine ikamet izni veriyor. İkamet izni, vatandaşlığa kapı aralıyor ve bazen Portekiz'deki gibi 'Altın vize' olarak anılıyor. Zenginlere ikamet izni veren ülkeler arasında Avustralya, Belçika, Portekiz, İngiltere, ABD, Singapur ve İspanya da var.BBC Türkçe
ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'un zombilere karşı yazılı bir savunma planı olduğunu biliyor musunuz? Zombi istilasına karşı önlem almanın sadece filmlerde yaşandığını mı sanıyorsunuz? Pentagon'un CONOP 8888 adını verdiği zombilerle mücadele belgesi internete sızdırıldı ve bu resmi belge, oyun senaryolarına oldukça benziyor. 'Sızdırılan doküman eğitim amaçlı orduda kullanılıyor, dokümanların amacı öğrencilere ordudaki basit terimleri ve kurgusal eğitim senaryosunu öğretmek' diyor Donanma Kaptanı Pamela Kunze. Amerika Birleşik Devletleri Stratejik Komutanlığı'ndan bir sözcü ise, CNN'e yaptığı açıklamada, ' Bu belge Amerika Birleşik Devletleri Stratejik Komutanlığı'nın bir planı değil ' diyerek her şeyin bir eğitim senaryosu olduğunu, gerçekte zombilere karşı bir önlem almadıklarını kanıtlamaya çalışıyor.. CONOP 8888 adlı belgede Vejetaryen Zombiler, Tavuk Zombiler, Uzaylı Zombiler, Bulaştırıcı Zombiler, Radyasyona Duyarsız Zombiler, Kötü Büyücü Zombiler ve Silahlı Zombiler gibi çeşit çeşit zombi türünden bahsediliyor. Belgeye bakacak olursak Tavuk Zombiler hakkında şu bilgi şaşırtıcı. ' Tavuk Zombiler, doğruluğu kanıtlanmış tek tür olarak karşımıza çıkıyor. Tavuk Zombilerin genellikle California'da bulunduğu biliniyor.' Planda, zombilerle mücadelede en önemli noktanın kafalarına doğru nişan almak olduğundan ve kurşun zombilerin beyinlerine isabet ederse etkisiz hale geleceklerinden bahsedilmiş. Plana göre öngörülen en kötü senaryo ise, zombilerin insanların tümünü etkileyip dünyayı zombilerin yurdu haline getirmeleri. Ciddi de olsa, eğitim amaçlı da olsa, dünya üzerinde birilerinin zombilere karşı önlem almaya çalıştığını görmek şaşırtıcı...Chiponline
Bilim insanları mıknatısla kontrol edebildikleri sperm şeklinde robotlar üretmeyi başardı. Basit bir tasarıma sahip olan robotların baş kısmı metalle kaplı ve esnek gövdeleri insan spermlerinden altı kat daha uzun. Buzdolabı magnetlerinin yarattığı manyetik alandan daha güçlü olmayan bir manyetik gücün kullanılmasıyla robot ileri doğru 'yüzebiliyor' ve sabit bir noktaya doğru yönlendirilebiliyor. Applied Physics Letters isimli fizik dergisinde yayınlanan bulgulara göre bilim insanları robotun tıpta ve üretimde kullanılabileceğini söylüyor. Hollanda'daki Twente Üniversitesi'nden robotik mühendisi Dr Sarthak Misra BBC'ye yaptığı açıklamada, 'Biyolojik yapıdan esinlenerek sperm hücresine benzeyen ama tamamen laboratuvarda üretilen bir mikro-robot inşa ettik' dedi. Spermler bazı bakteriler gibi kırbaca benzer bir 'flagellum' kullanarak sıvı içerisinde ileri doğru hareket edebiliyor. Bu yeni alet güçlü ancak esnek bir polimerden yapıldı. Baş kısmına konulan metal tabakayı yerleştirmek için de elektron demeti ile buharlaştırma yöntemi kullanıldı. Alet elektromıknatıs halkalarının oluşturduğu hareketli bir alana konduğunda metal kısmı farklı yönlere doğru hareket etmeye zorlandı. Robot büyüklüklerine kıyasla biyolojik benzerine göre oldukça yavaş hareket ediyor. Saniyede gövde uzunluğunun 0.5'i kadar kıvranabiliyor, insan spermi ise aynı süre içerisinde gövde uzunluğunun birkaç katı kadar mesafe alabiliyor. Önemli olan ise Dr. Misra ve ekibinin robotu bir miktar kesinlik içerebilecek şekilde hareket ettirmeyi başarmaları. Manyetik alandaki değişiklikleri bir bilgisayar yardımı ile ayarlayarak bu küçük robotu sabit bir noktaya doğru hareket ettirebilmişler. Bunun anlamı bu küçük robotların nano-üretimde ya da tıbbi amaçlarla gerekli maddelerin istenildiği gibi konumlanmasında kullanılmaya elverişli olmaları. Dr. Misra'ya göre bu da, hedefe ilaç ulaştırmaktan tüpte döllenmeye kadar birçok uygulamanın önünü açıyor. Bu uygulamaların hayata geçebilmesi için araştırmacıların yeni tekniği daha karmaşık ortamlarda test etmeleri gerek. Araştırmacılar bu deneyler konusunda ilerleme kaydederken, 'manyetik spermlerini' ise daha da küçültüp daha hızlı hale getirmeye çalışıyor. Avustralya'nın Sydney kentindeki Victor Chang Kardiyak Araştırma Enstitüsü'nde moleküler motorlar üzerinde çalışan Dr. Matthew Baker BBC'ye çalışmanın 'harika' olduğunu ancak bu küçük makinelerin insanların kafalarında canlandırdığı anlamda robotlar olmadıklarını söyledi. Baker, 'Bunlar sadece birer küçük metal parçaları. Esas işi yapan içinde hareket ettikleri alan. İşin akıllıca kısmı salınabilen, küçük, ayarlanabilir manyetik alan' dedi. Araştırmacı ekipten Dr. İslam Halil'e göre de hareketi sağlayan gücün ve navigasyonun dışarıdan sağlanması aletin bu kadar küçük olabilmesini sağlıyor. Halil, 'Teknoloji geliştikçe ve birçok ürün daha da küçük hale geldikçe nesneleri nano ve mikro ölçeklerde bir araya getirmek giderek zorlaşıyor' dedi ve ekledi: 'Küçük robotlar, manyetik sperm hareketlerini kontrol amacı ile dışsal bir manyetik alan üzerinden nesneleri bu ölçeklerde kontrol etmek ve bir araya getirmek için kullanılabilir.'BBC Türkçe
Apple, gerçekleştirdiği WWDC 2014 etkinliğinde yeni yazılım dili Swift'i tanıttı. Yeni yazılım dili birçok yenilik ve kolay kullanım vadediyor.Apple, dünyanın dört bir yanındaki 9 milyon geliştiricisiyle buluşturduğu 2 Haziran'da ABD'nin San Francisco şehrinde düzenlenen WWDC 2014 konferansında tamamen yazılımlara odaklandı. Her ne kadar başta iWatch olmak üzere bazı Apple kullanıcıları sürpriz göremedikleri için hayal kırıklığı yaşasa da, WWDC 2014 kodlama dünyası için çok önemli yenilikler ortaya koydu. Sadece üçüncü parti yazılımcıları değil, son tüketiciden firmalara kadar gelecekte herkesi ilgilendirecek en önemli yenilik ise Apple Swift olarak açıklandı. Tamamen yeni bir programlama dili olan Apple Swift, adıyla da çağrıştırdığı gibi yazılımların sadece daha hızlı değil, aynı zamanda çok daha iyi sonuçlar verecek şekilde 'tutarlı' hazırlanmalarını sağlıyor. Kısaca, Apple tüm kodlayıcılar için yepyeni ve göz ardı edilemeyecek bir programlama dili sunuyor. Apple Swift, programlayıcıların bir cihaza bir komut öğretmeleri için elleriyle yazdıkları ve son derece zahmetli olmasının yanı sıra hatalara açık olan kodları bir üst seviyeye taşımayı vaat ediyor. Kısaca, C'nin üzerine yazılan ve Apple'ın geleneksel olarak kullandığı programlama dili Objective C, 30 yıllık kullanımının ardından Apple Swift ile birkaç yıl içinde rafa kalkabilir. Apple Swift, yazılımcılara oluşturmak istedikleri algoritma deseni ve onunla uyumlu matematiksel fonksiyonu görsel olarak sunarak işlemlerini son derece hızlı ve kolay yapmalarını sağlayacak. Beklendiği başarıyı göstermesi halinde, geliştiriciler kodlamayı çok daha hızlı yapacakları gibi, uygulamaların test süreci de belirgin ölçüde azalacak. Ancak Swift, geliştirici dünyasına adapte olması kolay olmayan zorluklar da getirecek. Swift eğitmenlerinin son derece az olması nedeniyle kodlayıcılar yeni programlama dilini öğrenme sürecinde sıkıntı çekecek. Ayrıca, sadece iOS 8 ile uyumlu yazılımlar geliştirmeye odaklanmak yakın dönemde karlı bir iş olmayacak. iOS 10'a kadar ömrünü sürdürmesi beklenen Objective-C'nin, Swift öğrenimi sırasında unutulmaması da şart. ‘Güvenlik araştırmacıları için de kaynak olacak’ Secrove firmasında güvenlik araştırmacısı olan Nebi Şenol Yılmaz, WWDC 2014'te 'gelecek yılların teknolojisine damga vuracak bir çok yenilik tanıtıldığını' söylerken, en önemli iki yeniliğin Metal Graphic API ve Swift programlama dili olduğunu belirtti. 'Bilindiği üzere Apple bugüne kadarki uygulamalarında Objective-C kullanıyordu. Performans ve esneklik gereklilikleri neticesinde Swift ortaya çıktı. Yine sunumlardan anlaşıldığı üzere, Apple artık tüm geliştirme yatırımlarını Swift’e yapıyor. Apple’in deyimi ile Swift, derlenmiş dillerin performansıyla scripting (komut dizisi oluşturma) dillerinin esnekliğini birleştiriyor. Geleneksel XCode ortamı kullanılacak olsa da, geliştirme anında sonuçların görülebiliyor olması en büyük artılarından birisi. Tabii ki bunun yanında Objective-C’ye göre daha az kod yazıyor olmak her geliştiricinin hoşuna gidecek. Kısaca 'derleyici performans için optimize edilmiş, dil de geliştirici için optimize edilmiş' durumda. Yılmaz, Swift'in güvenlik araştırmacılarına da yeni bir kaynak sunacağını belirtti: 'Swift’in, tasarımı açısından geliştiriciye daha kolay güvenli kod geliştirme imkanı tanındığı, dil tasarımındaki sadeliğin bunu sağlayacağı söyleniyor, fakat güvenlik araştırmacıları açısından bakıldığında, hata avcılığı yapılacak birçok built-in kütüphane geliyor olacak. Her ne kadar son kullanıcı hataları söylendiği gibi en aza indirilecek olsa da, gerek son kullanıcı hataları gerekse Swift’in sağlayacağı yeni geliştirme kütüphaneleri birçok güvenlik araştırması için yeni hedef noktaları olacaktır.' ‘Swift geliştirilmeye açık bir dil’ Yazılım geliştiricisi Bekir Onat Akın ise Al Jazeera Türk'e şu yorumda bulundu: 'Java, C# (C Sharp), Objective-C dillerinin tümü fonksiyonel programlama özelliklerini geliştiriyor. Apple da Objective-C 20 senedir kullanıldığı için böyle bir yenilik sunması bence doğru bir hamle. Dil olarak her zaman ilk tercihim C#’dir ama Swift bence oldukça güçlü bir programlama dili olacak. Swift'in şu an görünen tek dezavantajı, Apple ekosistemi içinde kalması. Biraz geliştirilirse, sunucu tarafında bile kullanılabilir bir dil haline gelebilir. Swift'in yüksek bir performans sunacağını ve belli bir noktadan sonra Javascript gibi karmaşık bir hale gelmeyeceğini düşünüyorum.' Mobil oyunda 'Metal' dönemi WWDC 2014'te tanıtılan bir diğer önemli geliştirici aracı, mobil oyun pefromansını artırmayı amaçlayan Metal oldu. Swift gibi kendisine özgü bir yazılım öne çıkaran Apple, endüstri standardı 3D-grafik API (uygulama programlama arayüzü) OpenGL'in yerini alması için Metal'i kullanmak istiyor. Metal, iPhone 5S, iPad Air ve en yeni iPad Mini'de yer alan 64 bit A7 işlemcisiyle uyum gösterecek oyun yazılımı olacak. WWDC etkinliğinde Metal'i tanıtan Apple Yazılım Mühendisliği Kıdemli Başkan Yardımcısı Craig Federighi, Metal'in OpenGL'e kıyasla 10 kat daha yüksek hız sunacağını ve API nedeniyle performansın düşmeyeceğini belirtti. Metal sunumunda yer alan Epic Games CEO'su Tm Sweeney, Metal'in sunacağı hız artışını 'baş döndürücü bir değişim' olarak tanımladı. Sonbaharda iOS 8 ile sunulacak Metal, A7'nin aradığı oyun yazılımı olsa da, kullanıcıların gözüne girmek için ana akım uygulamalarla da iyi bir uyum sağlamak zorunda. Kaynak: Al Jazeera
...televizyon tarihinin en uzun soluklu bilim-kurgu dizisi olan Doctor Who'nun gün geçtikçe popülaritesi artıyor. Kasım 2013'de 50.'yılı geride bırakan dizinin, geçmişine bir nevi saygı duruşu niteliğindeki bu videolar, modern seri ile diziyi yakalamış olan hayranlar için iş görür nitelikte olacaktır.Dip Not: Doktor'un yaşı genellikle tutarsızdır size Doktor'ların kendi sezonlarında kendi söyleyip kendilerinin bile tam emin olmadığı en büyük yaşları veriyorum.
Amerika Moda Tasarımcıları Birliği Ödülleri'nde 'Moda İkonu' seçilen Rihanna, ışıltılı bir fileden oluşan kıyafetiyle gündem oluşturdu. Elbisenin sırrı ise eski bir fotoğraf karesinde gizli. Rihanna ile pişti olan bu kadın Josephine Baker 1920'lerde Paris'te fırtınalar estiren ve Siyah Amerikan kültürünün güzellik ve canlılığının simgesi haline gelen kadın dansçı ve şarkıcı. Ve 3 Haziran onun doğum günü! Attığı tweetle zamanının çok ilerisinde düşünen, çeşitli milliyetlerden bebekleri evlat edinen, insan haklarına saygı mitinglerine katılan ilk siyah efsaneyi onurlandıran Rihanna bu kez ince görmüş.
Akıllı telefon kullanıcılarının, cihazlarına yükledikleri mobil uygulamaların birçoğunda şart koşulan sözleşme şartlarının onayı ile kişisel verilerin erişimine kolayca ulaşılabiliyor.Google’ın sosyal platformu Google+’ın mobil uygulaması yükleyip kullanıcılarına hizmet verebilmesi için fotoğraf ve video çekme, ses kaydı yapma, telefon rehberine ulaşma gibi daha birçok izin istiyor. Fakat akıllı telefon kullananların birçoğunun dikkate alıp detaylı bir şekilde okumadığı bu kullanıcı sözleşmeleri ile kişisel veriler depolanabiliyor. Radikal yazarı Serdar Kuzuoğlu , Google+ gibi aynı yetkiye sahip farklı uygulamaların da kullanıcıların haberi olmadan, istediği zaman ön ya da arka kameradan gizlice fotoğraf/video çekip, mikrofonu açıp ortam dinlemesi yapabilmesinden telefondaki bütün bilgileri ele geçirebileceği tespitinde bulundu. Kuzuoğlu'nun 'Gizlenen darbe planı sonunda bulundu' başlığıyla Radikal'deki köşesine taşıdığı (4 Haziran 2014) yazısının ilgili kısımları şöyle: Kendi türünün leşiyle beslenen kümes hayvanları gibiyiz. Sosyal medya çağında tek sermayemiz mahremiyetimiz. Elektronik dünyada neredeyse her şeye kişisel haklarımızdan feragat ederek ulaşabiliyoruz. Üstelik bu çoğumuzu rahatsız da etmiyor artık. Mahremiyet endişesi yakın gelecekte komik bile kaçabilir (10 yıl önce birine internette herkesin gerçek ismini ve fotoğrafını kullanacağını söyleseniz size gülerlerdi). Bu sancılı geçiş döneminde hepimiz nasibimiz ölçüsünde heybemizi dolduruyoruz. Tedirgin olmakta sonuna kadar haklıyız. Çünkü bugün bize ait bilgilerin ne amaçla kullanıldığına yönelik tahmin ve paranoyalarımızın ötesinde bir bilgimiz yok. Kişisel verilerin sıkı düzenlemelerle korunduğu bir geleceğin bedelini ödüyoruz bugün. Durumun vahametini zihnimizde canlandırmak için Google’ın sosyal platformu Google+’ın mobil uygulamasını örnek alalım. Yükleyip kullanmamız için bizden istediği yetkilerden bazıları şöyle: Fotoğraf ve video çekme, ses kaydı yapma, bulunduğumuz yeri tespit etme, telefon rehberimize erişme ve değiştirme, diğer sosyal ağ hesaplarımıza erişme, Google fotoğraflarımıza bakma, USB belleğimizdeki verileri okuma ve değiştirme, hesap ekleyip çıkarma, telefondaki yüklü diğer hesapları görme, NFC ile veri alışverişi yapma, internetten veri yükleme, ağ erişimini yönetme, bluetooth ile başka cihazlara bağlanma, telefonun uykuya geçmesini engelleme, duvar kâğıdını değiştirme, ses ayarlarını değiştirme, veri senkronizasyonunu yönetme, sistem ayarlarını değiştirme, takip ettiğimiz haber kaynaklarına bakma ve değiştirme... Yeter mi? Mobil uygulamaların çoğu okumadan onaylanan kullanıcı sözleşmelerindeki gibi çoğu kişinin bakmaya tenezzül bile etmediği ekranlarda topladığı bu yetkilerle çalışıyor. Google+ ile aynı yetkiye sahip kötü niyetli bir uygulama neler yapabilir düşünelim isterseniz. Haberimiz bile olmadan bizi adım adım takip edebilir, istediği zaman ön ya da arka kameradan gizlice fotoğraf/video çekip sahibine yollayabilir, mikrofonu açıp ortam dinlemesi yapabilir, telefonumuzdaki bütün bilgileri çekebilir. Daha da korkuncu, bizimle ilgisi olmayan dosyaları telefonumuza yükleyebilir, rehberimize adını bile duymadığımız kişileri ekleyebilir. Bir baskınla el konulan tabletinizden ‘Gezi Parkı Eylemleri Provokasyon Stratejisi’ başlıklı bir dosya ya da telefon rehberinizden azılı teröristlerin numaralarının çıkması işten bile değil anlayacağınız. Telefonunuzda bu yetkilere sahip en az üç, dört uygulama olduğuna bahse girerim (Bende onlarcası var). Şirketlerin vicdanı, kanunların caydırıcılığı ve devletin ilkelerinden başka tutunacak dalımız yok. Nedense hiçbiri bana aradığım huzuru vermiyor. Çağın en büyük açmazı da burada başlıyor. Yarı gönüllü bir işbirliğindeyiz. Teselli etmese de herkesin aynı durumda olduğu fikriyle avunuyoruz. Intel’in efsane CEO’sunun o meşhur sözünü de hiç unutmayalım: Sadece paranoyaklar hayatta kalır!T24
Linke tıkladığınızda görmüş olduğunuz interaktif harita, ilk cinsel ilişki deneyiminin ülkelere göre yaş ortalamalarını gösteriyor. Veriler, Durex’in 2009 yılında yapmış olduğu global araştırmanın sonucunda oluşturulmuş. Fareniz yardımıyla araştırmaya katılan ülkelerin üzerine geldiğinizde, ortalama ilk cinsel deneyim yaşını görebiliyorsunuz.Araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de ortalama ilk cinsel deneyim yaşı 17,8. İlk cinsel deneyim yaşının bu kadar düşük olması üzerinde, erken yaşta evlilik oranının yüksek olmasının büyük bir etkisi var.Elde edilen raporlar, ilk cinsel deneyimini en geç yaşayan ülkenin, ortalama 23 yaş ileMalezya olduğunu gösteriyor. En erken yaşta cinsel ilişkiye başlayan ülke vatandaşları ise15,6 yaş ortalamasıyla İzlandalılar.
unu yapamazsın, bunu yapmamalıydın, başaramıyorsun, başaramazsan şöyle olur, böyle olur… Hepimiz kendi kendimize yapıyoruz bunu. Sürekli kendimizle konuştuğumuz, ne yapsak susturamadığımız bir iç sesimiz var.“Mindfuck” kitabının yazarı Petra Bock’ın “iç bekçimiz” olarak adlandırdığı bu sesin sahibi, ne yazık ki hiç de bizim tarafımızı tutmuyor ve yaşamak istediğimiz hayatı sabote ediyor.Almanya’nın ünlü yaşam koçu, “Mindfuck” (Beyni Becermek) isimli kitabında bu sesin nereden geldiğini, neler söylediğini ve onun olumsuz etkilerinden kurtulma yollarını araştırıyor.Mindfuck, aslında bir sinema-televizyon terimi diyebiliriz. Hani korku filmi izledikten sonra bir süre etkisinden çıkamaz, hafif ürkekleşir ve her zaman odamızda olan ağaç gölgesini bir an için katilin gölgesi gibi algılama eğilimine gireriz ya, İşte “mindfuck” terimi de, gerçekte olmayan bir şeyin etkisinde kalarak gerçeği deforme etmemiz, yanlış yorumlamamız gibi bir durumu ifade ediyor. Etkisinde kaldığımız şey ise bizzat evdeki ses.Uzman ağzından açıklamak gerekirse, kişiliğimiz iki düzlemden oluşuyor; bunların ilki, içinde gerçek potansiyelimizin uyukladığı biri; diğeri de, bize sürekli ne yapmamız gerektiğini, daha doğrusu ne yapamayacağımızı söyleyen kişi. İkinci kişiliğimizin tuzağına sıklıkla düşüyor ve potansiyelimizi gerçekleştirmediğimiz bir yaşama razı oluyoruz...
Kanadalı fotoğrafçı Benjamin Von Wong Bali açıklarında bir batıkta inanılmaz bir fotoğraf serisine imza attı. Denizin 25 metre altında model olarak kullandığı serbest dalışçılar, deneyimli dalgıçlar ve sualtı fotoğrafçılarından oluşan çekim ekibiyle rüya gibi fotoğraflar yakalama imkanı buldu. İyi eğlenceler dileriz...
Bazıları müthiş havaya sokan bazıları uzaktan duyulunca bile yüzde gülümse oluşturan türden 16 dizi introsu. Dikkat! : Bazıları duygulandırabilir ve ''lan çok iyi diziydi gidip baştan izliyim'' dedirtebilir.
Sanal gerçeklik cihazları firmalar arasında yayılmaya başladı. 3 büyük devden sonra Valve ekibi de kolları sıvadı. Detaylar haberimizde. Sanal gerçeklik teknolojisinin gelişme süreçleri devam ediyor. En son Oculus, Samsung ve Sony’den gelen cihazlardan sonra bu ekibe Valve’de eklendi. Valve’nin üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü sanal gerçeklik cihazı ilk kez kullanıcıları üzerinde Dota 2 oynanarak denemesi gerçekleştirildi. “SANAL GERÇEKLİK CİHAZI İLE DOTA 2 DENEYİMİ” Cihaza dışarıdan baktığımızda Oculus Rift ve Morpheus cihazlarına göre çok kaba olmuş açıkcası. Cihazı kullanmak için yüzünüze taktığınızda yüzünüz adeta kayboluyor. Cihazda iki adet 1080p OLED panel bulunurken, başınız ile yapmış olduğunuz tüm hareketleri algılayarak yeni deneyimleri yaşamanızı sağlıyor. Valve’nin sanal gerçeklik cihazında dikkat çeken en önemli noktalardan birisi ise Dota 2 oyununu sunabilecek olması. Yüzünüze taktığınız cihazı oturduğunuz yerden tüm haritayı görebileceğiniz şekilde otomatik olarak alan oluşturan cihaz, istenildiği zaman yaklaşma ve uzaklaşma işlemlerini gerçekleştiriyor. “DİĞER CİHAZLARA GÖRE HANTAL” Önceki cihazlara göre yeni cihaz çok daha kullanışlı ve işlevsel olduğunu itiraf etmeliyiz. Fakat tüm bunlara rağmen rakiplerinin yanında biraz geride kalmış görünüyor. Valve ekibi sanal gerçeklik cihazının bir Oculus veya Morpheus kadar tutulup tutulmayacağını firmanın cihaz üzerinde geliştireceği ve izleyeceği gelişmelere bağlı olarak değişecek. Pchocasi - Merve AYGÜN
Doğuş Grubu tarafından Gezi Parkı eylemleri dosya konusu yapıldığı için yayını sonlandırılan NTV Tarih dergisinin eski kadrosu, yaklaşık bir yıl sonra yeni bir tarih dergisiyle okuyucu karşısında. 1 Haziran'da #Tarih adıyla çıkan derginin kapak konusu, 301 işçinin öldüğü Soma maden faciası. Ferit Şahenk 'in sahibi olduğu Doğuş Grubu bünyesinde çıkarılan NTV Tarih dergisi, Gezi Parkı eylemlerini konu alan ve kapağına sembol 'kırmızılı kadın'ı taşıyan Temmuz 2013 sayısı nedeniyle kapatılmıştı. Patronajın kararıyla derginin yayınının sonlanması ardından derginin genel yayın yönetmeni Gürsel Göncü başta olmak üzere pek çok gazetecinin holding ile yolları ayrıldı. Yayın ekibi, hazırlanan ancak basılmayan Gezi Parkı sayısını bir süre geçtikten sonra dijital ortamda okuyucularıyla paylaştı. Aradan yaklaşık bir yıl geçtikten sonra, aynı ekip, Doğuş Grubu'ndan bağımsız olarak #Tarih dergisini çıkardı. 1 Haziran’da çıkan #Tarih'in ilk sayısında kapağa Soma maden katliamı taşındı. Derginin ilk sayısında, ek olarak NTV Tarih'in kapatılmasına neden olan Temmuz, 2013 nüshası da veriliyor. Tarih, eski NTV Tarih Yayın Yönetmeni Gürsel Göncü yönetiminde aynı ekip tarafından hazırlandı. Bu kadroya ek olarak yine Gezi Parkı eylemleri sırasında istifa eden eski NTV Program Müdürü Murat Toklucu da derginin yazı işleri müdürlüğünü üstlendi.Tarih'in yayıncısı, Gezi Parkı eylemleri sırasında istifa eden eski Doğuş Yayın Grubu CEO’su Cem Aydın ’ın büyük ortağı olduğu Stüdyo Yapım oldu. Aydın, Gezi Parkı eylemleri sürerken başta NTV haber kanalı olmak üzere yayın organlarında yeterince yansıtmamakla eleştirilince önce 'yaşananların izleyicilerle ilişkileri tazelemek için fırsat olduğunu' söylemiş ancak süreç istifasıyla sonuçlanmıştı. NTV Tarih'te birlikte mesai yapan ancak Gezi Parkı sürecinde yolları Doğuş Grubu ile yollarını ayıran gazetecilerin birlikte çıkardığı #Tarih dergisinin Soma faciası temalı 1. sayısının kapağı şöyle: T24