Vatan Grubu ve Liderleri Atatürk'ün Abdülhamit'e Suikast Suçlamasıyla Tutuklandıklarını Biliyor muydunuz?

510PAYLAŞIM

Ülkenin gidişatından rahatsız olan genç Harbiyeliler, onlara yöneltilen asılsız suçlamalar ve idamın eşiğinden dönen Gazi Paşa...

Kaynak: Sinan Meydan, SARI PAŞAM, “Mustafa Kemal, II. Abdülhamit ve İttihatçılar”, 2010

Onun öyle bir hayatı var ki 57 yılda neredeyse her şeyi yaşar; gün gelir cephede çadırda uyur gün gelir Dolmabahçe Sarayı'nda bir kahraman olarak ölür.

Biliyorsunuz vatan haini ilan edilip hakkında idam kararı da verilir ancak o ulusun biricik kahramanı, Başkomutan'ı olur. Aşık olur, kavuşamaz; evlenir, boşanır.  Dahası savaş meydanında vurulur ve Gazi olur. Çocukluğunda bile hem din okuluna gider hem de askeri okula. Özgürlük elbette onun karakteridir ancak her şeyi yaşayan bu adam gün gelir bundan da mahrum kalıp mahpusluğu yaşar...

1899'da Harbiye'ye giren Mustafa Kemal, Osmanlı'nın içinde bulunduğu durumun vahametinin farkındadır. Harbiye'de geçirdiği 6 senede düşünceleri olgunlaşır ve çare aramaya başlar...

1902’de teğmen olarak Harbiye’yi bitirir Mustafa Kemal ve kurmay sınıfına geçer. 1903’te üsteğmenliğe yükselir, 1904’te ise kurmay yüzbaşı olur. Harbiyedeki eğitim yıllarında ülke sorunlarıyla ilgilenmeye başlar ve arkadaşları ile gizli toplantılar yapıp gazete çıkartarak ülkenin içinde bulunduğu durumdan çıkışının yollarını arar ve tabii bu arayış özellikle sarayın pek hoşuna gitmez.

Arkadaşlarıyla kurdukları gizli grubun ismi Vatan'dır. Vatan grubu her cuma günü derslerden sonra bir sınıfta toplanır. Genelde bu toplantılara başkanlık eden Mustafa Kemal'dir.

Mustafa Kemal, elinde kağıtlarla sınıfın kürsüsüne çıkar, Türkçe ve Fransızca gazetelerden öğrendiklerini arkadaşlarına aktarır. Bunun yanında arkadaşlarıyla münazara etmeyi de ihmal etmez. Böylece karşılıklı olarak düşüncelerini geliştiren harbiyeliler aynı zamanda aralarındaki lideri belirlemiş olurlar. Bu lider de hem tarih bilincini hem tartışmalardaki ustalığını hem de hatipliğini geliştirir.

Yalnızca toplantılarla yetinmez Vatan grubu, bu toplantıların bir ürünü olarak gizlice gazete çıkarmaya başlar. Tabii ki gazetenin başyazarlığı Mustafa Kemal'e aittir.

Gazete deyince aklınıza hemen matbaa geldi öyle değil mi? Haklısınız ancak siyasi yazılar içeren bu gazete el yazısı ile çıkar. Yazarlar, hem Osmanlı hem de yabancı devletler hakkında yazarken aynı zamanda Batı'daki felsefe ve bilimi kendilerine konu edinirler. Ve gayet entelektüel duran bu gazeteyi tahmin edeceğiniz üzere el altından dağıtırlar, ta ki...

Ta ki bir gün baskın yiyene kadar. O tarihlerde bütün ülkede olduğu gibi Harbiye'de de jurnalciler vardır ve bunlar Vatan grubunun faaliyetlerini Sultan Abdülhamit'e yetiştirirler.

O tarihlerde Harbiye Nazırı olan Zülüflü İsmail Paşa kulağına çalınan bu haberler karşısında okul müdürü Ali Rıza Paşa'yı Yıldız Sarayı'na çağırır ve azarlar. Rıza Paşa olayın aslının olmadığını söylese de okula geri döndüğünde Vatan grubunu daha yakından takip etmeye başlar ve iki hafta sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları yeni gazetelerini çıkartırken sınıfı basar.

İsterseniz bu olayı Atatürk'ten okuyalım: "Bir gün gazetenin icap eden yazılarından birini yazmakla meşguldük. Baytar dershanelerinden birisine girmiş, kapıyı kapatmıştık."

"Kapı arkasında birkaç nöbetçi duruyordu. Ali Rıza Paşa’ya haber vermişler, sınıfı bastı. Yazılar masa üzerinde ve ön tarafta duruyordu. ” Ali Rıza Paşa, 1933'te tekrar görüşeceği Mustafa Kemal'i ve arkadaşlarını o gün şu sözlerle yalnızca uyarıp saraya bildirmeyerek belki de Türkiye tarihine yön vermiş olur: “Neden derslerinizle meşgul olmuyor da başka şeylerle uğraşıyorsunuz?” 

Tabiri caizse ucuz yırtan Mustafa Kemal, sınıf ve hayat boyu arkadaşı olan Ali Fuat (Cebesoy)'ın da ısrarlarıyla gazete çıkarmayı bırakır. Çünkü kafasında devrim yapmak vardır ve bu devrimin askeriyeden başlayacağını öngörür.

Bu yüzden ordudan atılmayı göze almayarak faaliyetlerini durdurur. Zaten mezuniyetine de az kalmıştır. Ve sağ salim 1905 yılında kurmay yüzbaşı olarak mezun olarak atamasını beklemeye başlar. Tabii sadece Mustafa Kemal değil Ali Fuat de dahil Vatan grubunun birçok üyesi mezun olur. Atatürk, Ali Fuat ve arkadaşları bir ev tutarlar ve burada toplanarak okuldaki düşüncelerini tartışmaya devam ederler; ancak farkında olmadıkları bir şey vardır, o da Fethi adındaki saray casusudur.

Zaten Harbiye'deki olaydan mimli olan Mustafa Kemal ve arkadaşları, Fethi'nin jurnalleri sonucu gözaltına alınarak sorgulanmak için Yıldız Sarayı'na götürülürler.

Çünkü itham edildikleri suç Sultan Abdülhamit'i öldürmektir. Tabii ki böyle bir itham için en üst derecede sorgulama yapılması icap eder ve Mustafa Kemal, bizzat Zülüflü İsmail Paşa tarafından sorgulanır. Padişah bu durumu öyle ciddiye alır ki iddiaya göre yan odadan sorguyu dinler. 

Ali Fuat Cebesoy hatıralarında gerek bu sorgu esnasında gerekse sonrasında gravürde gördüğünüz Kızıl Zindan'daki hapislik günlerinde işkence uygulamalarından bahseder. Yani anlayacağınız gözlerine bakmaya dahi kıyamayacağımız Atatürk'ümüz gün gelir işkencecilerin elinde kalır.

Vatan grubunun lideri olarak anılan 24 yaşındaki Mustafa Kemal "tehlikeli" sıfatıyla Kızıl Zindan ya da diğer adıyla Bekirağa Bölüğü'nde haftalarca kalacağı tek kişilik hücreye konur. Bu zindanın iki özelliği vardır;

Birincisi burada Sultan'ın kişisel tutukluları kalır.Bu yüzden ceza doğrudan Sultan tarafından verilir. İkincisi ise anlatılanlara göre bu zindandan çok az kişi sağ çıkar. Yani Mustafa Kemal, ölümle burun burunadır ve hayatı Sultan'ın iki dudağı arasındadır. 

Bu arada Ali Rıza Paşa, öğrencilerini savunmaya devam eder ve onların 2. veya 3. Ordu'ya gönderilmelerini ister. Zülüflü İsmail Paşa ise idam istemektedir. Sultan, denge gözeterek iki Paşa'nın isteğini de kabul etmez, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını Şam'a ve Beyrut'a sürer. Atatürk de Pekala biz de bu çöle gider, yeni bir devlet kurarız der.

Aradan 18 yıl geçer ve annesinin mezarının başında o günleri hatırlar Atatürk. Gelin isterseniz serbest bırakıldıktan sonra yaşadığı hissi ondan okuyalım.

"(...) Abdülhamit devrinde idi. 1320 (1905) tarihinde mektepten henüz kurmay yüzbaşı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana rastladı. Gerçekten bir gün beni aldılar ve baskı idaresinin zindanlarına koydular. Orada aylarca kaldım. 

Annemin, bundan ancak hapisten çıktıktan sonra haberi olabildi. Ve derhal beni görmeye koştu. İstanbul’a geldi. Fakat orada kendisiyle ancak üç beş gün görüşebildim. Çünkü tekrar baskı idaresinin casusları, cellatları ikametgâhımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi. Annem ağlayarak arkamdan takip ediyordu. 

Ben, sürgün yerime götürecek olan vapura bindirilirken benimle görüşmesi engellenen annem göz yaşlariyle Sirkeci rıhtımında acılar ve kederler içinde bırakılmış bulunuyordu. Sürgün yerinde geçirdiğim tehlikeler onun hayatının acılar ve göz yaşları içinde geçmesine sebep olmuştur. (...)"

Atatürk'ün Harbiye'deki sınıfını görmediyseniz hemen videoya buyurabilirsiniz.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir.

Atatürk'ün Kurban Bayramı İle İlgili Diyanet İşleri Başkanı'na Yaptığı Teklifi Duyunca Çok Şaşıracaksınız - onedio.com
Atatürk'ün Kurban Bayramı İle İlgili Diyanet İşleri Başkanı'na Yaptığı Teklifi Duyunca Çok Şaşıracaksınız - onedio.com
Bugünlerde Çok Tartışılan Başkanlık Sistemiyle İlgili Mustafa Kemal Atatürk Ne Düşünüyordu? - onedio.com
Bugünlerde Çok Tartışılan Başkanlık Sistemiyle İlgili Mustafa Kemal Atatürk Ne Düşünüyordu? - onedio.com
Osmanlı Döneminde Saraylar Soğuk Geçen Kış Günlerinde Nasıl Isıtılıyordu? - onedio.com
Osmanlı Döneminde Saraylar Soğuk Geçen Kış Günlerinde Nasıl Isıtılıyordu? - onedio.com
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
corpse-bride

osmanlının tarıhte en cok toprak kaybettıgı doneme ıyı bakmak gerek hangı devre denk gelıyor bı bakın derım

bseozyrt

Şaşırılacak bir durum degil bu.. Hayatı boyunca sarayda egitim almış , hükümdarlıgı boyunca (30 yıldan fazla bir süre) sarayından dışarı adım atmaktan korkan paranoyak bir adamdan bahsediyoruz. Hiç bir şey AKP lilerin anlattıgı ve hazırlanan o saçma yandaş belgeseller gibi degil emin olun. Devlet yönetmekte ne kadar başarılı oldugu en çok tartışılan konulardan biridir ama kişiligi ve karakteri bununla sabit

brazian

Ülke borç harç içindeyken, daha da fenası toprak kaybederken saray yaptıran Abdulhamit ten bahsediyoruz değil mi. Saray yaptırma sevdasi çok ilginç bizdeki. Boş bina yav.

feyk

milyonlarca kilometre kare toprak kaybetmis, kibrisi ingilizlere satmis, yunanistana karsi kazandigi savasta dahi masabasinda kaybetmis, gritin oylece elden cikisini seyretmis, zamaninin sayili donanmalarindan biri olan osmanli donanmasini halice kapatip senelerce curutmus, neticesinde balkan savasinda donanma canakkalenin disina cikamamis, tum ege adalarinin kaybina neden olmus. actigi zararlar saymakla bitmez. sorsan buyuk hakan derler.

gunesliler

Bizimkisi: Kandırıldık, aldatıldık... ((:

blizzard

O günlerde rağbet edilen ithamlarda biri Abdülhamit'e darbe, suikast vs. idi. Zaten Abdülhamit döneminde jurnalcilik Osmanlı tebasında aile mesleği olacak kadar yaygınlaştığından sohbet için toplanmış birkaç Türk gencinin bile saraya jurnallenmemesi mucize oluyordu. Türkiye'de kurulan ilk Türk takımının adı bu yüzden Black Stockings FC olmuştur.

enverani

Al işte yılmaz özdil görünümlü müjdat gezen kafalı bozkürt. Ulan adamın aracı ermeniler tarafından bombalanmış. (tevfik fikret denen ermeni artığı ise ermeni suikastçiyi "şanlı avcı" demiş). Ali suavi denen zat ile arkasına takılanlar saraya baskın düzenlemiş (ki 7-8 hasan paşanın kalas ile kafasına tek darbe ile amel defterini kapatmış) yani bunlar itham değil cahil herif. o sebeple veya bu sebeple içerden ve dışardan adama darbe ve suikast düzenlenmiş.

blizzard

Neo Osmanlıcı masallarla uyutulan meczupların istibdat dönemini bir takım bahanelerle meşru gösterme çabası yeni karşılaştığım bir durum değil. Bununla birlikte Fatih Sultan Mehmet'ten fazla Abdülhamit'in putlaştırılması her zaman ilgimi çekmiştir. Özellikle Kemalizm'in faşizm ya da emperyalizmin lokal versiyonu olduğunu iddia eden -lokal kelimesi burada ne alâkaysa!- biat kültürüne mensup eğitimsiz bireylerin II. Abdülhamit'in baskı dönemini savunmaları biraz tutarsız gibi. Kaldı ki Uşi Antlaşması ile İtalya'ya verilen adaların Lozan'da Yunanistan'a verildiğini zannedip İsmet Paşa'ya saldırırken Abdülhamit döneminde kaybedilen 1 milyon 592 bin 806 kilometre karelik toprağın lafını yapmamaları ilginç.

enverani

1- Lokal "belli bir yere değgin" yani kemalizm'in sadece T.C. sınırları içinde bulunmasına atıftı. 2. Abdülhamit'in dönemin pürü pak, baskısız olduğunu asla iddia etmedim. 3.Bak cahil kardeşim. sana anlatacağım herkes anlayacak emin ol. Uşi Antlaşması ile İtalya 12 adayı geçici olarak elinde tutacak Osmanlı İmparatorluğu Balkan Savaşlarında bu adaları savunamayacaktı. Anadolu'da Milli Mücadele verirlirken buralar işgal altındaydı. Peki biz buradaki onların varlığını ne zaman onayladık? Lozan da ve Lozan'dan sonra İsmet İnönü iktidarında. Ancak biz Lozan'a Kurtuluş Savaşını kazanarak gittik. Bunu unutmayın! Lozan'ın amacı ne idi? Misaki Milliyi kabul ettirmek. Lozan'a giden İsmet Paşa ve heyetine TBMM'nin taviz verilmemesini istediği 14 maddeden 4. sü ne idi? 12 ada ve ege adaları ile ilgili idi. Peki Lozan'da İsmet Paşa ve heyeti ne yaptı? Ne Misaki Milliyi kabul ettirebildi ne de adaları alabildi. 1938'den sonra'da Yunanlılara kaptırdık.

enverani

Ayrıca Lozan'ı büyük bir zafer olarak görenlerinde, körü körüne hezimet diyenlerinde cehaletinden beriyim. Zamanın şartlarına göre öğrenip, analiz etmeye gayret ederim. Çünkü Lozan'da sadece 12 ada yoktu ve sonuçta mutlak zaferde söz konusu değildi. Suçlu arama ve onu savunup bunu savunmama ithamın üzerine gelişmeleri aktarmaya gayret ettim. Senin gibi davarca kalıplaşmış görüşlerimi paylaşmadım.

Görüş Bildir