Son Osmanlı Padişahı VI. Mehmed Vahdeddin Ülkeyi Niçin ve Nasıl Terk Etti?

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Sultan Vahdeddin (ya da yaygınlaşmış telaffuzuyla Vahdettin) çoğunlukla tarih bilimden uzak bir şekilde, yıllardan beri ideolojik malzeme edilerek ele alınmış olan tarihî bir karakterdir. Bu son padişahı ak veya kara ilan etmeden tam manasıyla anlamaya çalışan ve gerçeği arayan insan sayısı yok denecek kadar azdır.

8 Temmuz 1918'de abisinin vefatı üzerine tahta çıkan VI. Mehmed, Suriye-Filistin'in kaybedildiği bir tabloyla karşı karşıyaydı.

Anadolu tehdit altında olmakla birlikte, bu vakitten sonra sultanın savaşın sonucunu değiştirecek bir şey yapması mümkün değildi. Bu zeminde, savaşın sorumlusu olarak görülen İttihat ve Terakki yönetimine yüklenerek yapılacak olan barış antlaşmasını iyileştirmeye çalıştı.

Son padişahın ilk hatası Damad Ferid'e güvenmek oldu. Zira Damad Ferid ne askerlikle ne de siyasetle kendini topluma kanıtlayabilmiş bir karakter değildi.

II. Abdülhamid zamanında dahi bizzat padişahın politikası olarak geri plana çekilen Damad Ferid, Mondros Ateşkesinden sonra hiç kimsenin topa girmek istemediği bir ortamda 4 Mart 1919'da sadrazam oldu. Her ne kadar kabiliyetli bir devlet adamı olmasa da padişahın İngilizlerin güvenini kazanarak barış şartlarını yumuşatmak politikası için, en uygun isim olacaktı.

Damad Ferid hükumetinin uygulamaları, bazı eski İttihat ve Terakki üyelerinin savaş suçlusu ilan edilerek idamlarına yol açtı.

Bu uygulamalar İngilizleri memnun etse de Türk halkı nezdinde büyük bir tepki çekiyordu. Nisan ayında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'in idam edilmesi halk arasında büyük bir üzüntü ve kızgınlığa sebep oldu. Ahali bu durumun sorumlusu olarak önce Damad Ferid ve sonra da onu sadarete getiren Padişah VI. Mehmed'i görüyordu.

Mustafa Kemal Paşa'nın tesiriyle 1919 yazında Milli Mücadele örgütlenmeye başlayınca, hükumet ve padişahın buna karşı tavrı daha büyük tepkilere yol açacaktı.

Mayıs ayında İzmir işgal edilmişti ve orada yaşanan vahşet halkın zihninde silahlı savunmadan başka bir seçenek kalmadığı fikrini doğurmuştu. Oysa padişah ve sadrazam böyle bir hareketin başarıya ulaşacağına inanmıyorlardı. 

Dolayısıyla İngiltere ile arayı açacak olan Kuvayı Milliye hareketini engellemeye çalıştılar. Özellikle Mustafa Kemal ve Rauf (Orbay) Beyler adına birçok yakalama kararı çıkartıldı ve çeşitli valiliklere onların sözlerine itibar edilmemesi hakkında telgraflar yazıldı.

1920 yazında Damad Ferid'in Kuvayı Milliye'ye karşı İngiliz destekli Kuvayı İnzibatiye namlı bir silahlı teşkilat kurması, Anadolu halkı nezdinde büyük bir ihanet olarak algılandı.

Padişahın bu uygulamalara göz yumması ve Damad Ferid'in sadaretten alınması tavsiyelerine karşı ''ben istersem Rum Partiği'ni de Hahambaşı'nı da sadarete getiririm'' gibi radikal bir tavrı benimsemesi, olumsuz bir hava yaratıyordu. Ancak Sevr Antlaşması ile beklenildiğinden çok daha ağır şartlara imza koyulması padişahın Damad Ferid'e olan güvenini sonlandıracaktı.

Padişahın resmen düşüşü ise 1922 yılının sonlarına doğru, Milli Mücadele'nin zaferle tesciliyle birlikte olacaktır.

TBMM esasen 16 Mart 1920 itibariyle hükumeti tanımıyor ve halkın temsilcisinin tamamen kendisi olduğunu savunuyordu. Bu tarih İstanbul'u İngiliz kuvvetlerinin resmen işgali ve Misak-ı Milli'yi kabul eden son Mebusan Meclisini dağıttığı tarihti.

3 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasından bir gün sonra İstanbul hükumeti de istifasını sunacaktır. Bir süredir zaten bölgede bulunan Refet (Bele) Paşa da resmen şehirde kontrolü ele almıştır. Padişahı ülkeyi terk etmeye sebep veren unsur ise ölüm tehlikesidir.

Tam bu sıralarda, Kuvayı Milliye'yi ağır şekilde eleştiren gazeteci Ali Kemal Beyoğlu'nda tıraş olduğu sırada berberden kaçırılmıştır.

Ali Kemal'in İzmit'te linç edilerek feci şekilde öldürülmesi padişah nezdinde çok büyük bir etki bıraktı. Kendisinin de benzer bir akıbete uğrayacağını düşündüğü anlaşılmaktadır. Bu sebeple padişah, İngiliz General Harrington'a sığınma talebini iletti.

İngiliz General, padişahın sözlü değil yazılı bir talepte bulunmasını istedi ve 16 Kasım 1922'de şu mektup kendisine iletildi:

Dersaadet (İstanbul) işgal orduları kumandanı General Harrington cenablarına.

İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere Devlet-i Fehimesine iltica ve bir an evvel İstanbul'dan mahall-i ahara (başka bir yere) naklimi talep ederim efendim. 16 Teşrinsani (Kasım) Sene 1922

Halife-i Müslimin 
Mehmed Vahdeddin

Son padişah bu talebi üzerine ülkeyi terk edip Malta'ya geçmiştir. 18 Kasım 1922 günü de TBMM Abdülmecid Efendi'yi yeni halife seçmiştir.

i.pinimg.com

Böyle bir ortam ve kriz hali içerisinde, padişahın mevcut hazine ve değerli eşyaları saraydan alma imkanı varken bunları bilerek bıraktığı gibi söylemler gülünçtür. Zira hayati tehlikesini düşünen padişahın saraydan değerli eşyaları götürmesi düşünülemezdi ve bu maddeten mümkün değildi.

Netice itibarıyla son padişah VI. Mehmed Vahdeddin ne bir hain ne de bir kahramandı, sadece başarısız bir padişahtı. İmkan ve zemin dahilinde kendince faydalı gördüğü politikaları benimsedi ve uygulamaya koydu. Çevresinde tecrübeli askerlerin ve devlet adamlarının bulunmaması, kendi birikiminin yetersizliği padişahın yanlış kararlar vermesine tesir etti.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
hossohbet-entelektuel-adam

ahahahaahahahahahahahaahahaha komik :d saraydan değerli eşya alması mümkün değilmiş. atanızı samsuna yollayan vahdettin zaten

zte

Gereksiz bilgi : Boris Johnson (britanya dışişleri başakanı) : Osmanlı'nın son döneminde Dahiliye Nazırlığı yapmış olan Ali Kemal'in oğlu olan Osman'ın oğlu olan Stanley Johnson'ın oğludur.

joelee

Vahdettin bir hain değildir, bir kahraman hiç, hiç değildir. Yalnızca düzgün bir şekilde ülkesini yönetemeyen başarısız bir padişahtır. O zamanda Kuvayımilliye ordusunun dünya hakimi ülkelerin ordularına karşı yenileceğini düşünmüştür ve Atatürk gibi savaş dehası olan insanlar harici kim olsa bunu düşünürdü. Bu yüzden de kendi canını kurtarmak istedi. Aldığı kararlar yanlış mıdır? Hem de sonuna kadar. Atatürk olmasaydı sonuçlar pahalıya patlar mıydı? Evet. Ancak gene de vatan haini diyemeyiz.

selen-k

İngilizlerle yalvardıkltan sonra Kaçarken saraydan kaşık takımlarından, kadınların ziynet eşyalarına ve kıyafetlerine kadar para edecek ne varsa almasını, bir lokma yemeğe muhtaç olup cephede savaşan halk hiç unutmadı. Halifelik ve saltanatın kaldırılma yasaları kabul edilirken, atalarımızın tek yürek oluşu ve uç dincilere kadar durumu onay verişi bu gerçeğin farkında olmalarındandı. Farkında olmayanlar ise, zaten günümüzde bile ayni düşmanlıkta İngiliz saflarında atamıza boş ve nafile bir hücuma devam ediyor.

selen-k

Çok bilir cahiller için not düşeyim. Hazıra dağ dayanmaz. Hayatı boyunca çalışmamış bir insanın çaldıkları paraları tüketip sefalete düşmesi hatta, kızını aylık maaş ile evlendirmesi çok uzun sürmedi. Bilmeden cahil cahil konuşmayın benimle, yazışacak kadar ciddiye almıyorum bazı lafları.

neyse-sustum

vahdettin ülkeyi terkedeceğine halifelik unvanını kullanıp milletini ve dahili müslüman ülkelerdeki halkı teşkilatlandırsaydı. ülkesini satıp kaçmasaydı ATA ya yardım etseydi ecdadına daha layık olabilirdi. ama tam tersini yaptı. ama benim kafamda çok soru vardır mesela mayıs 1919 da yıldız sarayında ATA ile vahdettin ne konuştular ? gerçekten samsuna ATA yı o mu gönderdi ? gerçi resmi sıfatı askeri müfettişlikti fakat gerçekten vahdettin ATA nın bu işi başarabilecek tek insan olduğuna inançı var mıydı ? bu ve bunun gibi soruları cevaplamadan kesin bir yargı sunulamaz bence

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

FilistinİdamİngiltereİstanbulİzmirSavaşSuriyeTürkiye Büyük Millet Meclisi
Görüş Bildir