Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Levent Uysal Yazio: Neden Eğitim Sisteminde Reforma İhtiyaç Var?

23PAYLAŞIM
Yazio Banner

Doğduğumuz gün itibariyle beynimiz ve bedenimiz sürekli bir öğrenme ve gelişme güdüsüyle yaşamına başlıyor. Apaçık bir zihin ve duyduğu her şeyi hafızasına kazımaya kararlı bir algı, gördüğü her şeyi yakalamaya ve hafızaya atmaya hazır gözler, yetişkinlerin asla anlayamayacağı bir hızda ve yetişkinlerin asla tadamadığı bir keyifle…

Peki, tam olarak ne oluyor da yolda bir yerlerde bu öğrenme biçimimizi, hızımızı ve daha da önemlisi, öğrenmeden aldığımız keyfi kaybediyor; okula gitmekten, projelerden, çözüm üretmeye çalışmaktan, okumaktan, yazmaktan çalışmaktan, çabalamaktan nefret eder hale geliyoruz?

Milyonlarca öğrenci, okula gitmek için bir amaca sahip değil.

Her sabah karanlıkta uyanıp okul yoluna düşmelerinin tek amacının zorunluluk olduğunu düşünüyor ve okula vardığı andan itibaren, eve varacağı an için dakikaları saymaya başlıyor, ders zilinden hemen sonra teneffüs için sabırsızlanıyor. Bu öğrenciler neden ve nasıl oluyor da, öğrenmeye aç olan kişiliklerini kaybedip, okuldan yorulmuş kişiliklere dönüşüyorlar?

Okumalıyım ki sınavlardan iyi not alayım, ailem sevinsin, bana hediye alsın ya da bana daha fazla oyun zamanı bıraksın; iyi bir okul kazanayım, iyi bir üniversiteye gireyim, böylece toplumun benden istediği ve bana uygun gördüğü bir mesleği tüm hayatım boyunca yapayım, para kazanıp aileme bakayım, ben de çocuklarımı iyi okullara gönderebileyim… Ne zaman öğrenme, bu şekilde geri plana atılıyor ve hatta önemsenmiyor da, yalnızca notlar, para ve diğerlerini mutlu etme amacı ilk sıraya konuyor?

Elbette bu soruların kişisel ve toplumsal bağlamda pek çok cevabı olabilir ancak tam olarak değişimin geldiği ana bakarsak, ki bu da okula başlanan ilk gün, eğitim sisteminin bir dinozordan farksız olduğunu görebiliriz: Tüm dünya hızla artan bir ivmede değişim içerisindeyken, eğitim sistemi yüzyıllardır köklü bir reforma uğramadı. Yalnızca, yıllar içerisinde, yine hatalı şekillere evirilen sorunlu önermelerle gelen mini değişimler ortaya çıktı, o kadar. 

Sistem, insanları ve öğrenme biçimlerini anlamadan oluşturulmuş bir ucube halinde. Çok garip, çocuklarımıza okula başlayana dek “hayal gücünü genişlet” diyoruz, resimler çiz, şarkılar söyle, oyunlar oyna, sosyalleş… Sonra okula başlıyorlar ve onları tahtaya ve öğretmene dönmüş bir sırada oturtuyor; çizgili bir deftere, kurşun kalemle, sayısız düz çizgi çizmeleri için onlara görevler veriyoruz. Öğretmeni dinle, çok konuşma, sessiz ol, o ne derse yap… Sonra bu çizgiler için onları alkışlıyor, çizdikleri dümdüz simsiyah çizgilerle onlara puan veriyoruz… Yamuk veya yeşille çizer, aman diyeyim dikkat! O zaman çocuğumuz nasıl başarılı olur, nasıl ilerler? 

Doğdukları andan itibaren, “sen özelsin, sen farklısın, sen önemlisin,” dediğimiz çocuğumuzdan bir anda, diğerleri gibi olmasını bekliyoruz; ona kendi özgün değerini bulması için yardım etmek yerine, “Mehmet’ten, Ayşe’den daha iyi olmalısın, yoksa kazanamazsın” diyoruz… Üstelik öğrenme yöntemleri inanılmaz genişlemiş, öğrenme süreçleri üzerine yapılan araştırmalar bu denli çeşitlenmiş ve derinleşmişken! Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için sürekli gelişme ve değişmeyi destekliyoruz; ama sınıfları, öğrenmeyi geliştirmek için çabamız bile yok. Geleceğin dünyasına değer katmak için çalışmamız gerektiğini biliyoruz, ama geleceğin insanları olacak olan çocuklarımızla geleceği tanıştırmayı denemiyoruz.

Çocukların tek derdi çarpım tablosunu ezberlemek, tek tıkla tüm insanlık tarihinin matematik bilgisine ulaşabileceklerken üstelik… Bunun sonucunda da, çocuklarımız öğrendiklerini sandıkları bilgilerle (!), ki bu öğrenme değil yalnızca ezber, ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Tamam, çarpım tablosunu ezberledim evet, peki ben bu bilgiyle ne yapacağım, nasıl bir katkı sağlayacağım geleceğime, topluma nasıl bir değer katacağım?

Bugün, dünyanın her bir yanındaki bilgiye saniyeler içerisinde erişmek mümkün hale geldi; sorunlar ve sorular sürekli gelişiyor ve değişiyor, ihtiyaçlar farklılaşıyor. Eğitim sistemi ise, Endüstri Devrimi’ndeki ekonomik süreç ve sonuçların ve Aydınlanma’nın entelektüel ve kültürel yapısının bir çıktısı. Bu sistemde, kişiler zeki ve zeki olmayanlar olarak ikiye bölünüyor ve bu değerlendirme son derece tek yönlü. Yani bir balığı ve bir maymunu ağaca çıkma yetilerine göre değerlendirip; balığı zeki olmayan, maymunu ise zeki olan olarak kategorize etmek gibi. Oysa çeşit çeşit zekâ, öğrenme, algı biçimleri var. Bunları göz önünde bulundurmadan, standart bir eğitim vermek; yolda pek çok zekâya yazık olması, bunun sonucunda da aslında toplumun tümünün zarar görmesi demek.

Bu, bizi şöyle net bir önermeye getiriyor: Eğitim sistemi, yıllar içerisinde değişen ve gelişen ihtiyaç ve sorunlara cevap verebilecek bireyler yetiştirmek için, yalnızca günümüz dünyasını değil, geleceği de gözeterek köklü bir reforma gitmeli. Bu reformun temelinde de, öğrencinin doğumla birlikte gelen öğrenme içgüdüsünü, yaratıcılığını, problem çözme yeteneğini destekleyen ve artıran bir model olmalı. Öğrencilerin; dünyayı, öğretmenlerini ve bilgiyi sorgulayabilmeleri sağlanmalı. Var olanı sorgulamadan, daha iyiye ve doğruya ulaşmak nasıl mümkün olabilir?

Geleceğin insanını ve toplumlarını yaratmayı amaçlayan bir sistemin ilk sorusu şu olmalı: Kendim için ve daha da önemlisi çocuklarım için nasıl bir gelecek istiyorum? Bu soruya hepimizin bir cevabı var ancak ne yazık ki çoğumuzun cevabı aslında bize ait değil ve yine bu bozuk sistemin bize öğrettiği bir cevap: rahat yaşam, güvenli bir toplum, saygın bir meslek, para…

Yarının sorularını ve sorunlarını görmüyor, olasılıkları değerlendiremiyoruz. Tek tip bireyler, tek tip toplumlar ve tek tip hayaller yaratıyoruz. Bilmediğimizden korkuyoruz, onu öğrenmek için çabalamıyoruz, güvenli bölgemizden dışarı adım atamıyoruz, dilimizde hep şu laf: Hey gidi eski günler… 

Elbette özleniyor dün, ancak o günleri yâd edip, günümüzün ve gençliğin yetersiz olduğunu düşünmek yerine; neden geçmişten öğrenip geleceğe daha emin adımlarla yürümeye çalışmıyoruz? Dün, dünde kaldı ve önümüzde yeni sorunlar, yeni sorular, yeni çözümler, yeni icatlar var…

Neden bunları üreten ve yöneten biz olmuyoruz, çocuklarımız olmuyor? “Doktor ol evladım, hem prestijli hem çok para var, nasılsa herkes doktora gitmeye mecbur, elbet hasta oluyor her bir insan,” diye bir nasihat vermek mi; yoksa hastalıkların olmadığı, uzuv kayıplarının yaşanmadığı, acıların çekilmediği bir dünyaya evirilmek için öğrenmek mi? 

Instagram

Twitter

Web

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
benimdogrularim

egitim sisteminin zaten kurcalanmayan yeri kalmadi her gelen kafasina gore birseyler yapiyo aklinca. egitim sistemi delik desik oldu catisma bolgesinde olsa egitim sistemi son 18 yilda aldigi yarayi almazdi

Görüş Bildir