İstanbul'un 1600 Yıllık Tarihi Eseri: Sultanahmet Meydanındaki Meşhur ''Yılanlı Sütun''

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Üzerinde yaşadığımız topraklar geçmişte birçok medeniyet ve imparatorluğa sahne olduğundan, ülkemizin her bir karesi birçok tarihi eserle donanmış vaziyettedir. Bu sayısız tarihi eserden sadece biri olan İstanbul'daki ''Yılanlı Sütun''un hikayesini nakletmeye çalışacağız.

Günümüzde Sultanahmet Meydanında Dikilitaş ile aynı yerde sergilenen Yılanlı Sütunun tarihi M.Ö. 479'lu yıllara kadar uzanıyor.

Sütun, İstanbul'dan önceki durağı olan Yunanistan'daki Delfi Tapınağına, ünlü Pers-Yunan savaşlarının sonuncusu olan Plataia Muharebesinden sonra bir zafer anıtı olarak dikildi. Sütunun kıvrımlarına da zaferde pay sahibi olan 31 Yunan şehir devletinin adları kazındı.

Sütunun bu ilk hali tam olarak bilinmiyorsa da tarihi kayıtlardan hareketle birtakım tasvirleri yapılmıştır.

Heredotos'un tasvirine göre tunçtan yapılmış bu anıt, 3 yılanın birbirine dolanarak yukarı yükselmesi ve yılan başlarının üzerindeki büyük bir kazandan ibaretti. Zaman içerisinde anıtın tepesindeki kazan ve değerli altın bölümleri de tahribe uğramıştır.

İmparator Constantinus İstanbul'u yeniden kurarken dünyanın dört bir yanından sanat eserlerini toplatarak yeni şehri süsledi.

Yılanlı Sütunun İstanbul'a geliş hikayesi de tam da bu devirlere rastlamaktadır. (Yaklaşık M.S. 330) Sütunun aynı süreçte Mısır'dan getirilen Dikilitaş'la birlikte hipodrom içerisinde sergilendiği tahmin edilmektedir. Uzun yıllar yerinde hasar almadan durmayı başaran anıt, 1204'deki Latin işgali sırasında da, değersiz bir maden olan tunçtan yapılmış olması ve batıl inançların etkisiyle, zarar görmekten kurtuldu.

Osmanlı döneminde akılları kurcalayan ve hala tam olarak tespit edilemeyen sorun ise sütundaki yılan kafalarının ne zaman ve nasıl koptuğu sorusudur.

Minyatürde Fatih Sultan Mehmed, fetihten sonra kargısını yılanlardan birine fırlatıyor.

1584'te yazıldığı tahmin edilen Hümername adlı eserde Fatih Sultan Mehmed'in fetihten sonra kargısıyla yılanlardan birinin çenesini kırdığı belirtiliyor. Aynı eserde, Ayasofya patriğinin padişaha ''sütunun şehri yılanlardan, haşarelerden ve belalardan'' koruduğunu söyledikten sonra, padişahın yılanlı sütunu yıktırmaktan vazgeçtiği anlatılıyor. 

Fakat bundan başka çeşitli eserlerde Kanuni Sultan Süleyman, Pargalı İbrahim, II. Selim, IV. Murad gibi birçok başka isimden zikredilip yılanın alt çenesinin onlar tarafından kırıldığı belirtilmektedir. Netice itibarıyla nasıl kırıldığı bir muamma konusu olsa da yılanlardan birinin alt çenesinin 16. asırda kırılmış olduğu kesin olarak bilinmektedir.

Bundan sonraki ikinci soru işareti ise sütunun üzerindeki üç yılan başının ne zaman ve nasıl kırıldığı konusudur.

Çağdaş bir Osmanlı tarihçisi olan Silahdar Mehmed Ağa ise ''21 Ekim 1700 tarihinde, akşam namazı saatlerinde ağaç kırılır gibi bir ses duyulduğunu ve sütundaki üç yılan kafasının da yere düşmüş olarak bulunduğunu'' bildirmekle birlikte, ''bunları bir insanın kırmasının mümkün olamayacağını ve çevrede hiç kimsenin de görülmediğini'' naklediyor.

Arkeolog Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel bu konu hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor:

''Zannımıza göre sütunun havanın en fazla etkilediği üst kısımlarında, en çok yılan boyunları ve bunların gövdeyle birleştiği noktalarda tunç pasının sütun bünyesinin içine nüfuz etmesi sonunda derin çatlaklar ve delikler meydana gelmiş, sürekli yağmurlar ve büyük ısı değişiklikleri bu çatlakların büyümesine ve esasında bir hayli ağır olan büyük baş ve kalın boyunların gövdelerinden ayrılmalarına ve bir kere denge bozulduktan sonra hepsinin yere düşmesine yol açmıştır.''

(TTK, Belleten, XXXIV / 134, s.189-209, 1970)

Sütun üzerindeki üç yılan kafası da kopuk bir şekilde, sarmal ve kırık bir görünümde günümüze kadar ulaşmayı başardı.

1800'lerin sonlarına doğru İstanbul'a gelen ve Ayasofya'yı dahi restore eden ünlü mimar Gaspare Fossati bu kayıp yılan başlarından birinin çenesini 1848 yılında Ayasofya çevresindeki çalışmalarda şans eseri keşfetmiştir. Bulunan bu parça günümüzde halen Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

1848'de bulunan ve günümüzde Arkeoloji Müzesinde sergilenen kayıp yılan başlarından birinin üst çenesi.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
beytullah-ali-ciftci

Fatih'i tanirim yapmaz öyle şeyler.

toww

Öyle bir psikolojiye sokmuşlar ki "onu da mı yıktılar aq" dedim.

alperen-a.kaya

Bir gün bizde İmparator Constantinus gibi şehri yeniden kurarsak şu lanet gökdelenlerden ve carpık kentleşmeden kurtarıp cam fanusla korumak lazım sutunu.

jardinsdufrau

-sadece duzeltmek icin soyluyorum- eger sutun m.o 479 yilindan kalmissa bu onu yaklasik 2500 yillik yapar 1600 degil

serverbedi

İstanbul'a getirildiği tarihi yaklaşık olarak M.S. 400 olarak aldık. Başlıkta kastedilen sütunun ''İstanbul''a dikildiği tarihten itibaren geçen süredir. Selam ve saygılarımla.

kbrkrmn

hep merak etmişimdir yaaa bu araştırmaaa olduu işte 👍

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

AltınAyasofyaİstanbulMısırYunanistan
Görüş Bildir