Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Gerçekliğin Zihnimiz Tarafından Yaratıldığına Dair Akıl Uçuran Bilimsel Kanıtlar

4.2bPAYLAŞIM

Dış dünyayı zihnimizin var ettiği düşüncesi hem bilimsel, hem de spiritüel düzlemde oldukça fazla üzerinde durulan ve tartışılan bir konudur sevgili dostlar. Olay, işin magazinel kısmını oluşturan "The Secret" tarzı kitaplardaki gibi, "Son model arabayı düşünin ve ona kısa zamanda sahip olun" seviyesinde basit ve egoist bir şekilde işlemese de, bilimin bu konuda yaptığı gözlemler hiç de yabana atılacak cinsten değil...

1. "Tüm gerçeklik zihne ve gözlemlere dayanır. Evreni olduğu haliyle görebilmemiz için, dış dünyaya dair gözlemlerimizi kavramsallaştırma eğilimimizi terk etmemiz gerekir."

Tarih boyunca insanoğlu, yaşamın anlamını ve evrenin doğasını anlamak konusunda bir takım dini liderlerden medet ummuştur. Bu durumu bir nebze değiştiren ise 17. yüzyılın en önemli isimlerinden Galileo Galilei olmuştur. Dünya'nın, Güneş'in etrafında döndüğünü belirlemekle yalnızca imkansız görünene inanmanın önemini kanıtlamamış, toplumun da bu bakış açısını benimsemeye başlamasını sağlamıştır. Bu akıl almaz gelişme ve ardından gelen Isaac Newton'ın çalışmaları ile bilim, insanın evrendeki yerini anlamak konusunda din ile kol kola yürüme imkanını yakalamıştır.

2. Geçmişte yaşanan bu toplumsal değişimin bir benzeri de son 80 yıl içerisinde yaşanmıştır.

Kuantum mekaniğinin 1925 yılındaki keşfi ile evrenin doğasına dair çok daha fazla şey anlamaya başladık. Bugünün fizikçileri de, tıpkı Galilei ve Newton gibi imkansız görünene inandılar ve evrenin zihnimizde yaratılandan farklı bir gerçeklik sunmadığı düşüncesini ortaya attılar. Ünlü fizikçi Sir James Jeans'in sözlerini hatırlayalım:

"Bilginin akışı, mekanik olmayan bir gerçekliğe doğru yol almaktadır. Evren artık mükemmel bir makine gibi değil, mükemmel bir düşünce gibi görünmektedir. Zihinlerimiz, maddenin dünyasına şans eseri girmiş bir misafir değil, bizzat maddi dünyanın yaratıcısı ve düzenleyicisidir. "

3. Bazı fizikçiler zihnin yarattığı bir evrende yaşadığımız düşüncesinden geri duruyorlar çünkü bu düşünce genel fizik pratiğine yabancı ve kimi zaman ters düşen bir yapıya sahip.

Bu tür fizikçilerin teoriyi reddetmek için en sık kullandıkları karşıt görüş ise, kuantum bileşenleri arasındaki uyumun kaybolmasını ifade eden "Quantum Decoherence" isimli fenomen. Bu gözlemden faydalanarak, insan zihninden azade olan fiziksel bir ortamın gerçekliği yaratabileceğine dair görüşlerini savunuyorlar. 

10. yüzyıl fizikçilerinden İbn-i Heysem, ışığın belirli bir kaynaktan çıktığını, gözümüze ulaştığını ve böylece algılandığını ortaya koymuştur. Bu bakış açısı, bugün hala pek çok insan ve fizikçi tarafından kabul edilmektedir ancak evreni daha farklı algılamamız için, etrafa kuantum mekaniğinin penceresinden bakmamız gerekiyor.

4. Tarihe baktığımız zaman, pek çok eski uygarlığa göre insanın olağandışı güçler kazanmasının belirli aktiviteler dahilinde mümkün olduğunu görüyoruz.

Farklı kültürlere ve toplumlara göre değişen bu aktiviteler arasında meditasyon yapmak, dans etmek, müzik yapmak, dua etmek, oruç tutmak ve psikedelik uyuşturucular almak gibi pek çok yöntem bulunuyor. Budizm gibi, kökeni binlerce yıl öncesine dayanan bir inanç sistemi, insanın sıra dışı bir takım özellikler kazanmasının mümkün olduğunu söylüyor.

5. Michigan Üniversitesi'nden Budizm ve Tibet Araştırmaları profesörü Donald Lopez Jr, Buda'ya atfedilen bazı özellikleri şu şekilde açıklıyor:

"Nirvanaya ulaşması ile birlikte pek çok olağanüstü özelliğe kavuştuğuna inanılmaktadır. Bunlar arasında, önceki tüm yaşamlarına dair sınırsız bilgiye erişmesi, diğer insanların düşüncelerini okuyabilmesi, kendisinin bir eşini yaratabilmesi, havaya yükselebilmesi ve vücudundan ateş ve su çıkarabilmesi sayılabilir. Aydınlanmayı 81 yaşındayken yaşamış olsa da, onun sonsuza kadar yaşayacağına inanılmaktadır."

6. Gelişmiş insani yeteneklere sahip kişiler hakkında yazılmış pek çok eser bulunuyor. Örneğin uzun süre Tibetli rahiplerle birlikte yaşayan Swami Rama isimli yazarın kitapları...

"Ben hayatımda hiç 8-10 saat boyunca hareket etmeden oturan ve gözlerini bir kez bile kırpmayan insan görmemiştim. Meditasyon sırasında zihin gücünü kullanarak yerden bir metre kadar yükseldiğine gözlerimle şahit oldum. Bu usta aynı zamanda maddeleri farklı formlara dönüştürme yeteneğine sahipti: Örneğin küçük bir taşı şekere dönüştürmüştü. Zaman içerisinde bana birkaç mucizesini daha gösterdi. Örneğin bir sabah, benden kuma dokunmamı istedi ve dokunduğum anda kum taneleri badem ve fıstıklara dönüştü. Bilimin bu dalını daha önce de duymuştum ve temel prensiplerine hakimdim ancak o güne kadar pek ciddiye almamıştım."

7. "Kuantum Kuramı"nı ortaya koyan teorik fizikçi Max Planck'ın da konu hakkında yaptığı pek çok açıklama bulunuyor.

Planck'a göre evrenin temel gücü bilinçtir ve madde de bilinçten türemiştir. Evreni gözlemlerken bilinci konu dışında bırakamayacağımızı söyleyen bilim insanı, üzerine konuştuğumuz ve var olduğunu düşündüğümüz her şeyin bilinçten kaynaklandığını savunmuştur. Dalai Lama, daha sonra Planck'ın bu ifadeleri üzerine birkaç kelam etmiştir:

8. "Arada bir takım farklar olsa da, genel anlamda konuştuğumuz zaman Budizm Felsefesi ve Kuantum Mekaniği evren hakkında oldukça paralel görüşlere sahiptir."

"Budist felsefeyle paralel görüşler, insan zihninin ortaya koyduğu bir takım çalışmalarda meyvesini vermiştir. Bu büyük düşünürlere saygı duyuyor olmamızı bir kenara bırakırsak, onların da bizler gibi normal insanlar olduklarını ve illüzyonun herkes tarafından fark edilebileceğini söylememiz önemli."

9. John Hopkins Üniversitesi'nden fizik ve astronomi profesörü R.C. Henry, yaptığı açıklama ile işi bir adım daha ileriye götürüyor:

"Bugünün fizik dünyasında, gerçekliği gözlemcinin yarattığı kabul ediliyor. Gözlemciler olarak hepimiz, kendi gerçekliğimizi yaratmakla meşgulüz. Üstelik benim gibi pek çok fizikçi, evrenin zihinlerimizde yaratılan bir yapı olduğunu kabul ediyor."  

10. Harvard Üniversitesi Tıp profesörlerinden Herbert Benson, 1980'li yıllarda bir grup çalışma arkadaşıyla birlikte Himalaya Dağları'ndaki Budist tapınaklarını ziyaret ediyor.

Ekip, orada yaşayan ve Tummo adı verilen yoga tekniğini kullanan budist rahipleri üzerinde gözlemler gerçekleştiriyor. Tummo adı verilen yoga tekniği ile rahiplerin, el ve ayak parmaklarındaki sıcaklığı 17 °C'ye kadar artırabildiği kaydediliyor. Araştırmacılar aynı zamanda Hindistan'ın Sikkim bölgesinde bulunan meditasyon ustalarını da inceliyor ve bu insanların metabolizma hızlarını %64'e kadar düşürebildiklerini görüyor. 

Şüphesiz gerçeklik üzerinde belirli bir ölçüde kontrol sahibiyiz ve dış dünyanın şartlarını zihin gücümüzle değiştirebiliyoruz. Ancak ya potansiyelimizi küçümsüyoruz, ya da abartıyoruz. Bunlardan hangisinin doğru olduğunu ise zaman ve toplumun bilinç yapısında yaşanacak değişimler gösterecek.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
yagiz-irisoy

Vay be

Görüş Bildir