Dış Görünüşüne Aldananları Caniliğiyle Dumura Uğratan, 70'lik Seri Katil Nine: Dorothea Puente

-
Abone ol

O tonton görünüşünün altında böylesine bir caninin yattığını kim bilebilirdi ki?

Bu içerik hazırlanırken All That's Interesting, Medium, History101 ve Sactown Magazine sitelerinden yararlanılmıştır.

Kötülük doğuştan mıdır, yoksa içinde büyüdüğünüz ailenin kötü insanlardan oluşması sizi de kötü biri olmaya mı iter?

İşte bu sorunun cevabını düşünmeye iten birinden bahsedeceğiz bugün sizlere. İçindeki cani duyguları dizginleyemediği için altı sene boyunca 10’un üzerinde insanı katletmiş olan ‘katil nine’ Dorothea Puente’den…

Biraz önce yukarıda sözünü ettiğimiz gibi kötü ve ilgisiz bir ailenin içine düşme şanssızlığını yaşar Dorothea Puente. 9 Ocak 1929'da doğan Puente, alkolik bir anne babanın tek çocuğudur.

Hayata kafadan 1-0 yenik başlayan Puente, 10 yaşında annesini ve babasını kaybeder. Ne kadar ilgili ebeveynler oldukları tartışılır elbette ama en azından bir anne babanın varlığına sahipmiş o güne kadar…

Annesiyle babası öldükten sonra bir yetimhaneye yerleştirilir. 16 yaşına bastığında da belki kendisi için bir çıkış kapısı olarak görür bilinmez, Fred McFaul adlı bir askerle evlenir.

Çiftin iki kızı olur ancak yine sebebi nedir tam bilemiyoruz, Puente çocuklardan birini Sacramento'da yaşaması için gönderir ve diğerini de evlatlık verir. Yine hamile kalıp bebeğini düşürünce kocası tarafından terk edilir Puente.

Sonrasında da yolu ikinci eşi olan Roberto Puente ile kesişir...

Dorothea Puente'nin özel hayatını bir kenara bırakalım. Acaba yaşlı tonton ninemiz, nasıl oldu da tam bir suç makinesine dönüştü biraz ondan bahsedelim.

Aslına bakarsanız, cinayet işlemeye başlayıp korkunç bir seri katile dönüşmeden önce başka suçlar işler ve bir yıl hapis cezasına çarptırılır. 1950'lerde sahte çek/senet işlerine bulaşan Puente için suç dünyasının kapıları o vakitten sonra açılır.

Genelev işletme suçundan da 90 gün hapis cezası alan Puente, bu arada iki koca daha eskitmeyi başarır. Son evliliğini de noktaladıktan sonra 16 odalı, Viktorya stili büyük bir pansiyona taşınan Puente, burayı işletmeye başlar.

Özellikle evsiz, sorunlu ve hasta insanları pansiyona kabul ederek sözde bir yüce gönüllülük sergilemektedir Puente. Ancak işler bir süre sonra karışmaya başlar ve etrafta bazı dedikodular dolanır.

Puente'nin ilk kurbanları kimsenin kolay kolay yokluğunu fark etmeyeceği evsizler olur. Daha sonra 1988 yılında pansiyonda kalan müşterilerden şizofreni teşhisi konmuş Alberto Montoya isimli bir adamın aniden ortadan kaybolması, bir sosyal hizmetler görevlisinin dikkatini çeker. Dorothea Puente’nin ruhsatsız bir pansiyon işlettiğini fark eden görevli, Montoya’nın kaybolduğunu polislere ihbar edince soruşturma başlatılır.

Puente, yetkililere kayıp Montoya’nın bir seyahatte olduğunu söyler. Onlar pansiyonu araştırırken dışardan kahve almak için izin ister ve evden çıktığı gibi soluğu Los Angeles’ta alır.

Polisler ise o sırada pansiyonun bulunduğu araziyi detaylı bir incelemeye almıştır. Etrafı kazmaya başladıklarında önce 78 yaşındaki Leona Carpenter’ın cesedine ulaşırlar. 

Kazı çalışmalarına devam edilirken altı cesede daha ulaşılır. Polisler henüz şüpheli sıfatı taşımadığı için kadının kahve alma bahanesiyle oradan ayrılmasına izin verdikleri için ne denli büyük bir hata yaptıklarını görürler. Ama olan olmuştur bir kere!

Puente, beş gün boyunca yakalanmamayı başarır. Los Angeles'ta bir barda bir adamla arkadaş olur. Adam haberlerde Puente’nin yüzünü gördüğünü fark edince hemen polislere haber verir...

İşte bu azılı katil, beşinci günün sonunda böyle yakalanır. Dokuz kişiyi öldürdüğü gerekçesiyle mahkemede yargılanır. Puente tüm suçlamaları reddeder ve kimseyi öldürmediği söyler. Mahkeme sırasında ağzından dökülen bir cümle, işlediği suçlar düşünüldüğünde insanın kanını donduracak türdendir: 

“Ben bir zamanlar iyi bir insandım.”

Dava süreci epey uzun sürer ama zaman geçtikçe gerçekler yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlar. Hastaları ve alkol bağımlılarını kurban seçen Puente, mahkeme tarafından suçlu bulunur.

Pansiyona gelenlerin zayıf noktalarını öğrenip ona göre hareket eden Puente, altı sene boyunca kurbanlarını önce uyutup ardından bıçakla öldürdüğü itiraf eder. Öldürdükten sonra ise organlarını parçalara ayırıp pansiyondaki yardımcısı ile birlikte pansiyondaki araziye gömdüklerini söyler.

İşlediği suçları kabul edene kadar mahkemedekileri etkilemek için 'tatlı bir büyükanne' imajı yaratmaya çalışan Puente, tarihin görüp görebileceği en soğukkanlı katillerin başında geliyordu.

Hapse girdikten sonra, 27 Mart 2011'de hücresinde ölü bulundu Dorothea Puente.

Eğer sizlere en başta da söylediğimiz gibi Puente sevgi dolu bir ailede, mutlu anılarla dolu bir çocukluk geçirebilseydi ve diğer insanlarla sağlıklı ilişkiler kurabilseydi, yine böyle azılı bir katil olur muydu? Yorumlarınızı bizimle paylaşmayı unutmayın.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
ne-demek-sakir

Sylvester ve tweetinin büyükannesine benziyor 😃😃😄😁😁

ttroccapleas

Hepimiz en çok maruz kaldığımız 5 6 kişinin birleşimiyiz. Soya çekim diye bir şey olduğunu inkar edilemez.. Fakat herkesin içinde bastıramayacağı bir tutkunun olduğuna inanıyorum,ve bununda doğuştan geldiğine ve genellikle yaş farketmeksizin tabii fakat çocuklukta ortaya çıktığına,ergenliğimiz de yada geçliğimizinde alevlendiğine inanıyorum. Bizi hayatta tutanda bence gizliden gizliye bu “tutku”. Beynimiz ise böyle büyük bir tutkuya sahip olduğunda bunun karşısında tamamen iradesiz kalıyor ve zevk almaya bakıyor. Hırslı ve beynini bastırıp susturamayan bu insanlar bu tutkuda mevzu ne olursa olsun “başarılı” oluyor. Kendine göre tabiiki. Bizim canilik olarak gördüğümüz insanları öldürme katiller için bir başarı,vazgeçilmez bir tutku bence. Kısacası herkesin kendi sanatı vardır. İyi yada kötü diye bir şey yoktur biz insanlar buna karar veririz. Katiller kötüdür,ama katil olmak için doğmuşlardır. Ruhlarında bu vardır

ttroccapleas

soya çekim diye bir şey olduğu*

arsenic

O zaman katil insanların bu ruhla dünyaya geldiğine bunun kişinin genetiği dışında, büyütüldüğü aile ortamı, çevresel faktörlerden bağımsız olduğunu düşünüyorsun? Peki o zaman (stisnalar hariç) neden katiller ya da sapıklar genelde iyi koşullarda, sevgi içinde büyümüş eğitilmiş insanlardan çıkmıyor da, çoğunlukla parçalanmış ailelerden, şiddet, fiziksel ya da ruhsal istismara uğramış, ihmal edilmiş, sevgi görmemiş insanlardan çıkıyor? Seri katillerin çocukluğu, büyüdükleri koşullar hep travmatikdir. Mutlaka geçmişinde şiddet, tecavüz ve ihmal barındırır. Dolayısıyla sana katılmıyorum. Bu tarz insanların içinde büyük bir öfke ve nefret var, mutsuzluk var. Kendi insani ihtiyaçlarının ihmalinin öcünü böyle alıyorlar. Bence etki tepkiyi ve tepkinin şiddetini doğurur.

ttroccapleas

seri katillik zaten çok istisnai bir durum,ve doğal olarak vicdandan yoksun ve narsist olmanın son noktasına gelmek lazım. Bu kadar istisnai bir durumun sevgi verilen birinde gün yüzüne çıkması bence ya zaman alır yada hiç çıkmaz,sadece belki bencillikle kendini göstermekle yetinir. Ben katilleri düşünerek konuştum daha çok. Oda fikrim değişmedi hala en ufak bir tetiklenmeyle gün yüzüne,bir nefretle cinayete dönüşebilir bence en pamuk ailede doğsa bile. Ama seri katillik yoluna gitmez diye düşünüyorum. Cidden onlar gibi düşünmeyi ve anlamayı beklemek imkansız. Bilmiyorum emin değilim

belladonna

Ben nedense kötülüğün doğuştan olduğuna inanıyorum🤷🏻‍♀️

arife-dervis

Genetik? Belki, yaşananlar? Belki, seçimler? Kesinlikle👍

almakay

Her insanın içinde iyilik ve kötülük vardır ama bazılarının kötülüğü ağır basar ve bu doğustandır. Dünyanın en iyi ailesi tarafından en iyi şartlarda yetiştirilse bile yine de seri katil olurdu eminim.

Görüş Bildir