Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Çocuğa Hayır Diyebilmek

 > -

Çocuğa Hayır Diyebilmek

Çoğunuz alışveriş merkezlerinde anne-babalarının elinden tutmuş, onları oraya buraya çekiştiren ve hatta bağrışan çocuklara rastlamışsınızdır.

Ya da “şimdiki çocuklar bir başka, her dediklerini yaptırıyorlar, istedikleri olmayınca da kıyametleri koparıyorlar…” türünden sohbetlere tanık olmuşsunuzdur.

Biraz daha ileri gidelim… İstedikleri olmayınca; ağlayan bağıran, kendilerini yerden yere atan, kafalarını duvarlara vuran çocuklara da rastlayanınız vardır mutlaka.

Hatta belki de yukarıdaki satırları okuyunca kendi hayatınızdan benzerlikler bulmuşsunuzdur.

Evet, gerçekten son yıllarda anne-babalar çocukları üzerinde otorite kurmakta hayli zorlanıyorlar.

Düşünsenize kendi çocukluğunuzu… Annenizle alışverişe çıktınız ve çarşıda bir oyuncak beğendiniz, istediniz ve anneniz sadece kaşlarını hayır anlamına gelecek şekilde kaldırdı. Ne yapardınız? Israr ettiniz ve bağırdınız… Anneniz ne yapardı?

Veya annenizle komşunuza gittiniz… Komşu teyze de size aç olup olmadığınızı sordu. Ne yapardınız? Anneniz komşu teyzeyle konuşuyor, siz durmadan lafını kesiyor, alakasız şeyler soruyorsunuz… Anneniz ne yapardı?

Çocuksunuz, gün içinde ufak tefek yaramazlıklar yaptınız… Anneniz akşama baban gelince göreceksin bakalım, dedi… Ne yapardınız? Babanız gelince ne yapardı?

Soruları ve örnekleri çoğaltabiliriz.

Şimdiki çocuklar…

Şimdiki gençler…

Ne çok kullanır değil mi anne-babalar bu ve benzeri cümleleri. Üstelik sadece şimdi değil, binlerce yıldır anne-babalar benzer söylemler kullanmışlar.

Acaba gerçekten şimdiki çocuklar farklı mı? Yoksa farklılık anne-baba tutumlarında mı gizli?

Aileleri olumsuz otorite yöntemleri anlamında iki tipte düşünebiliriz. Birincisi “Anne-Baba Merkezli Aileler”, İkincisi “Çocuk Merkezli Aileler”dir.

“Anne-Baba Merkezli Aileler”, otoritenin anne-babada olduğu aile tipidir. Çocuğun söz hakkı yoktur. Anne-Baba mutlak otoritedir.

“Çocuk Merkezli Aileler” ise otoritenin çocukta olduğu aile tipidir. Anne-Baba sorun çıkmasın diye kendi istek ve ihtiyaçlarını yok sayıp, çocuğun istek ve ihtiyaçlarını ön plana alırlar. Otorite çocuktadır.

Her iki aile tipinde de sağlıklı bir ilişki söz konusu değildir. Elbette ki istisnaları olmakla birlikte bundan bir kuşak önceki aileleri genellikle birinci tip aileler olarak genelleyebiliriz. Bugünkü aileler ise çoğunlukla ikinci tip ailelerden oluşmakta.

Şimdiki çocukların farklılığı da sanıyorum “Çocuk Merkezli Aile” sayısının artmasıyla alakalı.

Çocuklar, yaşlarına göre istediklerini elde etmekle ilgili çeşitli yöntemler buluyorlar. Herhangi bir çatışma durumunda aile önce hayır diyor ve çocuk da yaşına uygun yöntemlerini kullanmaya başlıyor ve aile bir yerde pes ediyor. Başlangıçta hayır denmişken çocuk kararlı ve ısrarlı davranınca aile yeniliyor, sonunda çocuğun dediği oluyor. Aile öfke duyuyor, ilişkiler ve anne-babalık yorucu bir hal alıyor.

İşte burada birkaç önemli noktaya değinmekte fayda var.

Çatışma durumlarında şu birkaç soruyu mutlaka kendinize sorun.

Çocuk ne istiyor?

Gerçekten hayır denmesi gereken bir şey mi, yoksa evet de denilebilir mi?

Çocuğun elde etme yöntemi nedir? Akla uygun ikna yöntemleri kullanıp aileyi gerçekten ikna mı ediyor yoksa olumsuz davranışlar sergileyip aileyi pes mi ettiriyor?

Ailenin “hayır” a direnmesi için koşullar uygun mu?

İşte birkaç tablet çözüm:

Sürekli “hayır” duyan çocuk, çeşitli yöntemler geliştirmeye devam edecek, yeni çatışma alanları yaratacaktır.

Eğer çocuğunuzun isteklerini elde etme yöntemi uygunsa; akla uygun ikna yöntemleri kullanıp, sizi ikna ediyorsa ama gerçekten ikna oluyorsanız, bunu ona söyleyin. “Çok akıllıca bir çözüm önerip beni ikna ettin, aferin…” ya da “ben bunu hiç düşünmemiştim haklısın…” gibi cümleler kurun.

Bu durumda çocuğunuz, isteklerini doğru bir biçimde dile getirmeyi öğrenecektir.

Eğer çocuğunuz isteklerini olumsuz davranışlar sergileyerek dile getiriyorsa (bağırma-ağlama-tehdit v.s.), işte bu noktada ailenin duruşu çok önemli. Mutlaka öncelikle çocuğun bu tavırlarıyla neler kazandığına bakmak lazım. Çocuklar bazen olumsuz davranışlar sergileyerek bazı kazançlar elde ederler. Bu kazançlar bazen birincil kazançlardır, bazen de ikincil kazançlardır. Örneğin, çocuk çikolata için ağlar, aile kararlı davrandığını sanır, çikolata vermez. Ama çocuk ağlamasın diye ona şeker verir veya susarsan seni parka götüreceğim der. Bu durumda da ağlayan çocuk birincil olmasa da ikincil kazançlar elde etmiştir.

Hem birincil hem de ikincil kazançlar ortadan kaldırılsa, çocuğun olumsuz davranışlarının kısa sürede yok olduğunu görürüz.

Çocuğunuz kazanç elde edemeyince, olumsuz davranışlarının işe yaramadığını öğrenecektir.

İzin verdiğinizi söyleyin ki izin vermiyorum dediğiniz zaman etkili olabilesiniz.

“Hayır”ınızın arkasında durursanız, çocuğunuz “hayır”ın anlamını öğrenecek ve bu bilgi hayatta onun çok işine yarayacaktır.

Sevgili Anneler-Babalar!

Unutmayın ki, her istediğini elde eden çocuk “mutlu çocuk” değildir.

Sevgiyle kalın…

Psikolog Ebru YILMAZ / Doğafen Anaokulu

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Çikolataanneşeker
Görüş Bildir