Bilimden Ekonomiye, Teknolojiden Devlete İslam Coğrafyasının Yeni 'Altın Çağ' İhtiyacı

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

İslam coğrafyasının uzak geçmişte bilim ve eğitim alanına yaptığı katkı gerçekten de olağanüstü idi. Dünyanın ilk üniversiteleri de bu Altın Çağ'da kurulmuştu. Ancak Dünya Ekonomi Forumu'nun raporlarına baktığımızda, eğitim ve araştırma konusunda Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerin durumu bugün diğer coğrafyaların çok gerisinde. 

İslam coğrafyasının hızla artan nüfusuna daha iyi iş imkanları ve daha yüksek bir refah seviyesi sunabilmesi, aynı zamanda küresel ekonomik ve teknolojik ilerlemelere ayak uydurabilmesi için yeni bir Rönesans yaşaması şart.

Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2016/01/w...

1. 'İslam'ın Altın Çağı'nı hatırlayalım.

Altın Çağ, İslam Rönesansı olarak da bilinen ve 8. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar İslam dünyasının yükselişini ifade eden dönem. (Bazı aydınlar bu dönemin 15. yüzyıla kadar sürdüğünü söyler.)

2. Bu dönemde Doğu medeniyeti Batı'ya büyük bir üstünlük kurmuş, özellikle bilimsel ve teknolojik anlamda birçok gelişme göstermişti.

Bu dönem esnasında İslam dünyasında mühendisler, bilginler ve tüccarlar sanata, tarıma, ekonomiye, sanayiye, hukuka, edebiyata, gemiciliğe, felsefeye, bilime ve teknolojiye eski adetleri koruyup yenilerini ekleyerek katkıda bulunmuştu. 

Howard R. Turner "Müslüman sanatçılar ve bilim insanları, prensler ve işçiler birlikte benzersiz bir kültür yarattı, doğrudan ve dolaylı olarak, her kıtada toplumları etkiledi." der.

3. Şu an ise dünyanın En İyi 100 Üniversitesi listesinde İslam coğrafyasından yalnızca tek üniversite var; ODTÜ.

İnternetteki çeşitli başka listelerde de ilk 400'ün içerisinde bu bölgeden sadece 10 - 12 üniversitenin yer aldığı görülebilir.

International Mathematics and Science Study (Uluslararası Matematik ve Fen Çalışmaları) ve Program for International Student Assessment (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) raporlarına göre, matematik ve fen alanında üniversitelerde yapılan sınavların sonuçları yine bu bölgede dünya ortalamasının altında.

4. Bilim, teknoloji ve ekonomi makalelerinde bu coğrafyadan yazarlar veya referanslar, olması gerekenin çok altında.

Uluslararası bilim ve ekonomi dergilerindeki makaleler, veya makalelerde referans gösterilen kişi ve çalışmalar incelendiğinde, İslam coğrafyasının varlığı neredeyse önemsiz sayılabilecek kadar küçük. Halbuki bu kadar büyük bir nüfusu ve dolayısıyla potansiyeli içerisinde barındıran bir bölgede sonuçların çok daha farklı çıkması gerekirdi. Aynı şey patentler için de geçerli.

5. Müslüman ülkelerde GSYH'nın* Ar-Ge çalışmalarına ayrılan kısmı yalnızca % 0,5.

Küresel ortalamada bu oran % 1,78. OECD ülkelerindeyse % 2. Yine Dünya Ekonomi Forumu'nun raporuna bakıldığında, bilimin çeşitli alanlarında istihdam edilen çalışan sayısında İslam coğrafyasının hem küresel, hem de OECD ortalamasının altında kaldığı görülüyor.

* GSYH: Gayrisafi Yurtiçi Hasıla 

6. B.A.E'li fizik ve astronomi profesörü Nidhal Guessoum bu duruma dair çözümleri araştırmak üzere bir çalışma komisyonu oluşturmuş.

18 ay önce oluşturulan tamamen sivil bu komisyondaki çok sayıda uluslararası uzman "Müslüman Dünyası Bilim İnisiyatifi"nin ev sahipliğinde bir araya gelerek, özellikle üniversitelerin bu coğrafyanın gelişimini sağlamaya ne yönde katkı yapabileceklerini tartışmışlar. Buradan çıkan sonuçlar şöyle:

7. Bölgenin elbette kendine has dinamikleri var; ancak her şeyden önce kanunlarda gidilebilecek revizyonları tartışmak gerekiyor.

İslam coğrafyasında bilimin yeniden parlamaya başlamasını sağlamak, dolayısıyla bölgenin halklarının ve ekonomisinin gelişmesinin önünü açmak öncelikle yazılı kanunların revizyonuyla mümkün olabilir.

8. Her kesimden kurum ve kuruluşların elini taşın altına koyması şart.

Çalışma komisyonunun yakın zamanda yayınlanan raporunda, akademik kurumların haricinde devlet kademeleri, özel sektör, endüstri kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının tümünün üzerine düşen görevler olduğundan söz ediliyor. Böylesine büyük, zor ve kapsamlı bir dönüşümün yalnızca devlet kanunlarını revize ederek gerçekleşemeyeceği aşikar.

9. Değişime üniversitelerden başlamak da eş derecede kritik.

Teknolojik, bilimsel ve ekonomik anlamda bu kadar geride kalmış bir coğrafyada üniversite öğrencilerinin dünyanın geri kalanıyla entegre, dünyaca kabul görmüş teori ve pratikleri anlayıp bunların ekseninde yeni fikirler üretip geliştirebilecekleri imkanı sağlayabilmek çok önemli.

10. İslam dünyasındaki üniversitelerin yalnızca araştırma ve geliştirme bütçelerini arttırmak yetmez.

Bunun yanında, kariyer ve bilimsel çalışmalar alanında kadınların statüsünü de konuşmak gerek. 

Kaldı ki "tabu" konuların (evrim teorisi gibi) işlenemiyor olması ve öğrenim hayatında dinin çok büyük yer tutması gibi meseleler de var.

11. Devlet kurumlarının üniversiteler üzerindeki hakimiyetinin azaltılması gerek.

Üniversitelere özellikle müfredat, araştırma ve uluslararası diğer üniversitelerle işbirliği konusunda daha çok özerklik tanınması gerekiyor. 

Ayrıca tüm enstitülerin basılı yayın bütçelerinin arttırılması gerekiyor; ancak dediğimiz gibi, özellikle de müfredat anlamında daha bağımsız olabilmeleri şart. Aksi halde din ekseninden çıkamayan "bilimsel" makalelerin sayısını arttırmanın hiçbir anlamı da, faydası da yok.

12. Akademik kurumlar için en önemli hedeflerden biri, kreatif düşünme ve sorgulamacı öğretimin desteklenmesi olmalı.

Üstelik yalnızca fen bölümleri öğrencileri için değil, ekonomi, siyaset, sosyal bilim, dil ve iletişim dahil tüm fakültelerde. 

Ayrıca tüm kurumların, uluslararası ölçekte denenip kabul görmüş metotları içselleştirmeye başlaması gerekiyor. Elbette öncelikle akademisyenleri ve iş insanlarını eğitimlere tabi tutmak lazım.

13. Ekonomistler ve akademisyenlerin araştırma teşviklerinin de arttırılması gerekiyor.

İş ve bilim dünyası insanlarının ders kitapları yazabilmesinin önünün açılması elzem; her ne kadar genel olarak üretkenlik anlamında çok verimli bir coğrafya sayılamasa da. Ama yine de bu konuda atılacak adımların faydasının olacağı kesin. Ayrıca dünyanın din ekseninde yorumlanması ve intihal gibi konuları azaltacağı da.

14. Tüm bu adımlar elbette tepeden tırnağa ve enine boyuna planlanmış programlar çıkartarak mümkün olabilir.

Tam da bu nedenle, söz konusu çalışma komisyonu İslam coğrafyasındaki tüm üniversitelere bir açık çağrıda bulunmuş: Excellence of Universities for Science (Bilim İçin Üniversitelerin Mükemmelleştirilmesi) isimli gönüllü çalışma ağına katılma çağrısı. 

Dünya çapında dekan ve fakülte/enstitü başkanı gibi kişileri bir araya getirmeyi hedefleyen ağ, komisyondan ve raporlardan çıkan sonuçlara göre alınabilecek tedbirlerin hayata geçirilebilmesini hedefliyor.

15. İlk adımlar meyvelerini vermeye başladığı anda birçok yeni kurum ve kuruluş da harekete katılacaktır.

Böylelikle, özellikle de bu coğrafyada çok zor değişeceği öngörülen devletle ilgili meseleler, kanun revizyonları vb konularda resmi kurumlar üzerindeki baskı artacak; nihayet bölgede aydınlanma ateşini yeniden yakmak mümkün olacak.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
hukumran

bernand lewis'in "what went wrong" kitabını anımsattı yazanlar...

devrim-kaan

islam dünyasının tek ihtiyacı islamdan kurtulmak o zaman gelişirler belki

hukumran

sovyetler yıkıldı, çin kapitalist oldu. bir siz kaldınız dinazor. küba'da komunist kalmadı. bir Türkiye'de var. yakında müze gezer gibi insanlar sosyalist görmeye Türkiye'ye gelecek. ziyaretgah olacaksınız.

merle

Bu inancın altın çağını yaşadığı en son zaman yaklaşık 800 yıl önce , bu bile İslam hakkında çok iyi bir fikir verir .

celinevaljean

Altın Çağ? İslam coğrafyasında? Hayaldir! Böyle bir şey gerçekleşemez, her şeye fetva veren sözde dincilerimiz; orta çağın Papa'sı misali her şeyi engelliyorlar! Hala toplumsal hayatı kısıtlama peşindeler! Yok namus, yok kadın, yok erkeğin s-ki önemli! İslam adı altında en modern ülke Türkiye gösteriliyor ki, durumun vahimiyetini siz düşünün! Eğitim sıfır, düşünce özgürlüğü yok, halka hizmet yok, din devlete karışıyor! --------

celinevaljean

Din asla ama asla devlet işine karıştırılmamalı! Milletimiz alık! Allah diyeni peygamber ilan ediyorlar(!) Bu yüzden bu duyguların sömürülmemesi adına siyasetçilerin dinsel şeyleri, siyasete karıştırmaması gerektiğini düşünüyorum, ki, bu topraklarda sadece müslümanlar yaşamıyor! Burası anadolu coğrafyası, her ırkın olduğunu nasıl kabullendiyseniz; bu topraklarda her dinin de olduğunu kabulleneceksiniz.

celinevaljean

En temel sorunumuz budur, bu çözüldüğü vakit; dinin devlete bulaşmadığı vakit -sadece Türkiye değil,- İslam da değil Orta Doğru coğrafyası altın çağını yaşayacaktır.

Gizli Kullanıcı

Zannedildiği gibi İslam Dünyası altın çağını Arap akınları ve yayılmacılığına ya da Türklerin korumasına borçlu değildi, bu sadece bir sonuç. Asıl silah yenilikti. Dünyanın geri kalanının stabil kaldığı, bağnaz kısır döngülere boğulduğu bir çağda İslam yenilikçi bir din olarak indiği coğrafyayı etkilemeye başladı. Karşılaştığı her yeni kültürü kolayca benimsedi, en önemlisi felsefeden kaçmadı. Ne zaman yeniliğe doydu, "tamam ben oldum" doygunluğuna ulaşıldı, işte o zaman İslam Dünyası da stabil kaldı. Dünyanın geri kalanı da stabil kalsaydı sorun yoktu ama onlar kabuklarını kırdılar, onlar karanlık ortaçağdan çıkarken biz kendi ortaçağımıza girdik. Şimdi İşid'i düşünün, o çok övündüğümüz İbn-i Sina bu zamanda gelmiş olsa kellesini alırlardı araştırma yöntemlerinden ötürü. 21. yüzyılda hâlâ kısır mezhep kavgalarıyla kuyruğunu kovalayan köpek gibi dolanıyoruz, suçu da hep dışarıda arıyoruz.

Başlıklar

AltınBilimOrta Doğu Teknik Üniversitesi
Görüş Bildir