Bazen Bir Kadın Tüm Dünyayı Değiştirir! Afro Amerikalıların Özgürlük Mücadelesindeki İlk Kıvılcımı: Rosa Parks

-
3 dakikada okuyabilirsiniz

Tarihçilerin birçoğu Amerika Birleşik Devletleri'ndeki vatandaşlık hakları hareketinin başlangıç tarihini 1 Aralık 1955 olarak kabul eder. O gün, ırkçılığın en yoğun yaşandığı Alabama, Montgomery'de kimsenin tanımadığı sıradan zenci bir kadın terzi, otobüste oturduğu yeri kendisine vermesini isteyen beyaz bir yolcuya "Hayır!" der. Ve bu hareketiyle farkında olmadan kendisinden çok daha büyük bir şeye ön ayak olur. Özgürlüğe...

1950'li yılların ilk yarısına kadar Alabama'da yaşayan zenciler ancak arka koltuklara oturma hakkına sahipti. Tüm koltukların dolu olması durumunda ise otobüse beyaz bir yolcu bindiğinde zenciler, oturdukları koltukları boşaltıp o kişiye yer vermek zorundalardı.

İşte Rosa Parks'ın yerinden kalkmayı reddedişiyle birlikte özgürlük yolundaki ilk mücadelenin fitili ateşlenmiş oldu. Bu cesur yürekli kadın, yerini vermeyi reddettiği için aslında yasalara karşı geliyordu. Bu yüzden tutuklandı ve para cezasına çarptırıldı. Ama tek başına başlattığı bu ilk devrim, Amerika'daki yasal ayrımcılığı sona erdirecek hareketin ilk adımı oldu. Rosa Parks, mücadele etmek isteyen ama kendinde bu gücü bulamayan pek çok kişiye cesaret aşıladı.

Marangoz bir baba ve öğretmen bir annenin kızı olarak dünyaya gelen Rosa, Amerika'nın kuzey bölgelerinden gelen özgür düşünceli kadınların kurduğu bir okula başladı.

Okulun "kişinin kendi öz değerini bilmesi" mantalitesi üzerine kurulu felsefesi, annesinin Rosa'ya aşıladıkları ile örtüşmekteydi. Ancak o dönemlerin, Rosa Parks ve onun gibiler için pek de parlak geçtiği söylenemez. Rosa Parks, kendisiyle yapılan bir röportajda durumlarını şöyle anlatıyor: 

"O tarihlerde hiçbir vatandaşlık hakkımız yoktu. Ku Klux Klan'ın sokaklarda yürüdüğünü, birilerini linç ettiklerini duyuyorduk. Bizim evimizi de ateşe verebileceklerinden korkarak uyumaya çalıştığımı hatırlıyorum."

Kocası Raymond Parks ile evlendikten sonra ayrımcılığın en çok yaşandığı bölgelerde Afrika kökenli Amerikalıların hayatlarını kolaylaştırmak için bıkmadan usanmadan çalıştılar.

Seslerini yeterince duyuramamanın verdiği çaresizlik, sıklıkla karşılaşılan dayak, köle gibi çalıştırma ve tecavüz olayları günden güne bu çifti yiyip bitiriyordu. Yaptıkları yeterli değildi ve daha çok güç sahibi olup ikinci sınıf insan muamelesi görmek istemediklerini herkese duyurmaları gerekiyordu.

Bu otobüs olayı, aslında tam da onların ihtiyaç duydukları şeyi vermişti. Artık seslerini tüm dünyaya duyurabilir ve varolan düzeni değiştirmeye çalışabilirlerdi.

Rosa'ya otobüsteki davranışı sergilediği sırada korkup korkmadığı sorulduğunda ve hayatı boyunca korkuyla burun buruna olan kadın, "Özel bir korkum yoktu. Yalnız olmadığımı bilmek rahatlatıcıydı." diye cevap veriyor. Yaşanan bu olay, Montgomery Geliştirme Derneği'nin kurulmasına vesile oluyor. Derneğin öncüsü olma görevini o dönemlerde henüz genç bir papaz olan Martin Luther King Jr. üstleniyor.

Dernek, otobüs şirketini boykot etme çağrısı yapmış ve bu boykot yaklaşık 380 gün sürdü. Rosa Parks'ın mücadelesi bir anda tüm dünyanın dikkatini çekmişti.

Rosa Parks'ın davasının görüldüğü Yüksek Mahkeme tarafından Montgomery Kent Yasası iptal edildi ve kamu taşımacılığında ırksal ayrımcılık yapılması yasadışı ilan edildi. Artık kimse kimseyi ten rengi yüzünden yerinden edemeyecekti.

Rosa Parks, eşinin ölümünden sonra "Rosa ve Raymond Parks Kişilik Geliştirme Enstitüsü"nü kurdu. Her yıl 18 yaş altındaki gençler otobüslerle tüm ülkeyi dolaşarak, ülkelerinin ve vatandaşlık haklarının tarihini öğretmeye başladılar.

Uygulanan bu programın adı "Özgürlüğe Giden Yollar" idi. Ayrıca Rosa Parks onuruna, Güney Hristiyan Liderlik Konseyi adında bir kuruluş tarafından her yıl onun adına verilecek bir "Rosa Parks Özgürlük Ödülü" kategorisi oluşturuldu.

Rosa Parks, tek başına başlattığı ve küçük bir kıvılcımdan kocaman bir yangına dönüşen başkaldırı hikayesini şu cümlelerle özetliyor:

"Yaşama iyimserlik ve umutla bakmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ve daha iyi günlerin geleceğini umuyorum. Ancak kesin mutluluk diye bir şey olduğundan da şüpheliyim. Hala ırkçılık yapılıyor olması bana acı veriyor. Sanırım, mutlu olduğunuzu söylediğinizde her şeye sahip olmanız ve dilediğiniz başka bir şey olmaması gerekiyor. Ben henüz o noktaya varamadım."

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
asena_elif_94

lanet olası beyazlar.

alperen-a.kaya

Bu olaydan çıkarılması gereken ders her zaman umut vardır zorluklar ne olursa olsun karşına çıkmak boynumuzun borcudur insan bir kere ölür önemli olan bir değer uğrunda feda olmaktır.Bizimde millet olarak topyekûn şuan biraya gelip malum zihniyete ve kişilere karşı gelip ülkemizi kurtarmaktır.

gzm-ynklr

♥ ♥ ♥

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriÖğretmenTecavüzolay
Görüş Bildir