Türkiye Ensest Atlası: Eğitim ve Ekonomik Durum Fark Etmiyor

 > -

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) hazırladığı “Türkiye Ensest Atlası”na göre, Türkiye’de enseste uğrayanlar genellikle kız çocukları olurken, saldırganlarda aile içindeki erkekler öne çıkıyor. Mağdur çocuklar büyüdükçe saldırıyı küçük olan çocuğa yöneltip durumu uzun yıllar saklayabiliyor.

ZETE'den Hülya Karabağlı'nın haberine göre Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Finlandiya Büyükelçiliği’nin finansal desteği ile yürütülen “Türkiye Ensest Atlası Projesi”ni kitapçık olarak çıkardı. Federasyon, bu yayının Türkiye’de yaşanan ensest vakalarına ilişkin yardım süreçlerini olumlu yönde etkileyeceğini ifade ediyor.

Türkiye Ensest Atlası’nda yer alan bilgilere göre, ensest vakaları her çeşit sosyo-ekonomik ve kültürel çevrede yaşanabiliyor. Ensest uygulayanlar ise sosyolojik olarak belirli bir kategoriye ait girmeyen, gündelik hayatlarına devam etmelerini engelleyen psikolojik problemleri olmayan ve doğru-yanlış ayrımı yapabilen kişilerden oluşuyor. Bunun yanında alkol bağımlısı, devamlı işsiz olmayan ve eğitim seviyesi yüksek kişiler de ensest faili olabiliyor.

Ensest herhangi bir bölgede yoğunlaşmadığı için ensestte failin kalıp profili de çizilemiyor. Kitapçıkta,  “Dolayısıyla erkek figürü, herhangi bir etnik/kültürel gruba mensup, herhangi bir şehirde olacak şekilde, toplum dışı, tehlikeli bir suçlu veya psikopatik biri değil, tam tersine kanunlara saygılı, işlerini yürütebilen günlük hayatta normal bir insan da olabilir” şeklinde tarif ediliyor.

Yapılan çalışmaların ensestin hemen her çevrede yaşandığını, yaşanabileceğini ortaya koyduğuna dikkat çekiliyor. “Üst sosyokültürel çevrede daha nadirmiş gibi görünmesinin sebebiyse sadece bu çevrede ‘durumun daha iyi saklanması’ olarak belirlenmiştir” dikkat çekiyor.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün sunumunun da yer aldığı “Türkiye Ensest Atlası” kitapçığında yer alan bilgiler şöyle:

En ağır şiddet türünden biri

“Ensest fiziksel, ruhsal ve sosyal sonuçları en ağır şiddet türlerinden biridir ve mağdur üzerindeki etkileri bir ömür devam etmektedir. Ensestin temeline inebilmek ve önleyici çalışmalarla mağduriyeti ortadan kaldırmak esastır. Bu konuda sağlık ve sosyal hizmet sistemi ile kolluk kuvvetlerinin ve adalet sisteminin güçlü işbirliği yanında görsel ve yazılı basının sorumlu ve duyarlı bir yaklaşımla bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapması gerekmektedir. Ancak özellikle çocuğa yönelik cinsel istismarın çoğunlukla aile içinde gizli kalması, kolluk kuvvetleri ve yargıya yansımaması nedeniyle, çocuğa yönelik cinsel istismarın ortaya çıkmasına ve sürmesine neden olan toplumsal cinsiyet kalıpları başta olmak üzere, toplumsal etkenlere yönelik toplum ve devlet düzeyindeki müdahalelerin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.

‘Türkiye Ensest Atlası’ projesi, Türkiye’de hemen hemen hiç konuşulmayan ve birkaç akademik çalışma dışında çok az araştırılmış ensest konusunu aralamak ve konuşulur kılmak amacıyla Finlandiya Büyükelçiliği tarafından sağlanan fon ile Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu tarafından Nisan-Aralık 2014 tarihleri arasında sürdürülmüştür.

Proje kapsamında 22-23 Kasım 2014 tarihleri arasında konunun uz-manlarının bir araya geldiği bir Yuvarlak Masa Toplantısı gerçekleştirilmiştir. Toplantı, Türkiye’de ensest vakalarında işler ve bütüncül bir müdahale ve yardım süreci oluşturulmasına ilişkin uzman görüşlerinin belirlenmesi, ensestin görünürlüğünün ve konuşulabilirliğinin arttırılmasına yönelik stratejiler oluşturulması ve farklı uzman gruplarının varolan uygulamaların aksayan yönlerine ilişkin bilgi ve deneyimlerini paylaşmaları temel amaçlarını taşımıştır.

Ensestin tanımlanma sorunu

Ensestin bütüncül bir tanımlamasının yapılmasına gerek vardır. Hukuk terminolojisinde sıkça yanlış bir anlam verilerek tanımlanan ensest ‘evlenmeleri yasak olan reşit kişiler (rıza ehliyeti olan) arasındaki rızaya dayalı cinsel ilişki’ olarak tanımlanmaktadır. Psikoloji ve ilgili diğer bilimlerde ise ‘ensest’ tanımı hem taraflar, hem de fiiller bakımından genişletilerek; kan bağından bağımsız olarak ‘güven’ ilişkisini ve sadece cinsel birleşmeyi değil, her türlü cinsel eylemi kapsama sokmaktadır. O halde karışıklığı önlemek için en azından ‘rızaya dayanmayan ensest’ ve ‘rızaya dayanan ensest’ şeklinde bir ayrım yapılmalıdır ki bununla beraber ‘rıza’nın nerde başlayıp nerede bittiği de toplantıda tartışılan temel konulardan biri olmuştur.

Ensestin hangi hukuksal değer ya da değerleri ihlal ettiği noktasında farklı argümanlar ortaya atılmıştır, zira ensest cevaplanması zor birçok soruyu ve çelişkiyi beraberinde getiren bir kavramdır. Dolayısıyla ensest kavramı, nedenleri, sonuçları, bu ilişkiyi yaşayanlar üzerindeki etkileri ile tarihsel gelişimi, psikolojik, sosyolojik ve hukuki boyutlarıyla incelenmeli ve yeniden tanımlanmalıdır.

Resmi-gayri resmi akrabalık bağı olanlar arasındaki ilişki

Güncel çalışmalarda üzerinde mutabakata varılan tanıma göre, birbiriyle evli olanlar dışındaki aile üyeleri arasındaki sözlü, sözsüz, fiziksel, görsel her türlü cinsel davranış ensest olarak tanımlanmaktadır. Hukuk terminolojisinde ise sıkça yanlış bir anlam verilerek tanımlanan ensest ‘evlenmeleri yasak olan reşit kişiler (rıza ehliyeti olan) arasındaki rızaya dayalı cinsel ilişkidir.’ Tanımdan da anlaşılacağı gibi, ‘cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen’ suçlardan farklı olarak ensestte, taraflardan biri mağdur değildir. Ensest, suç olarak kabul edildiğinde tıpkı zina gibi ‘çok failli’ suç olarak nitelendirilir.

Ensest, bu kavram yanılgısı çerçevesinde, aralarında kan bağı bulunan, evlilikleri kanunlarla engellenen (anne-oğul, baba-kız, dede-torun, kayınpeder-gelin, kardeşler gibi) akrabalar arasındaki cinsel ilişki olarak tanımlanmaktadır. Oysa psikolojik açıdan da daha geniş çerçevede yapılan tanımlarda, resmi ya da gayrı resmi akrabalık bağı bulunan kişiler arasındaki cinsel ilişki de ensest kavramı içerisinde değerlendirilmektedir.

Bazı hukukçular, güven ilişkisi içerisindeki her türlü cinsel eylemi ensest olarak kabul ettiklerinden TCK’da ‘ensest’in zaten suç olduğunu ifade ederler ve toplumda da böyle bilinmektedir. Oysa burada dile getirilen ve ensest olduğu söylenen suçlar; ‘cinsel saldırı’ (TCK m. 102/3-c) ve ‘çocukların cinsel istismarı’ (TCK m. 103/3) kapsamında olan, cezayı ağırlaştıran bir neden olarak ortaya çıkan ve rızaya dayanmayan ya da geçerli rızaya dayanmayan cinsel suçlardır.

TCK'da ‘ensest’ başlıklı bağımsız düzenleme yok

Ensest, TCK’da bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenmemiştir. Bu ilişkinin suç olarak kabul edilmemiş olması, kabul edilebilirliğine değil, asla gerçekleşmeyeceğine dair bir söyleme dayanmaktadır.

Ensestin suç olarak cezalandırılıp cezalandırılmaması konusunda kesin bir yargıya varılamamaktadır. Bir fiilin ceza hukukunda yer almasında fiilin yasak olmanın ötesinde toplum yönünden zararlı ve insanların yaşam düzenleri için çekilmez hale gelmesi önemli rol oynamaktadır. Ensest, ensest nedeniyle zarara uğramış bireylerin kendilerinin belirleyebilecekleri onurlu yaşam haklarını ihlal etmektedir. Ceza hukuku vasıtaları, ailenin cinsel davranışlardan kaçınmasını sağlamak ve böylece zararlı etkilerini engellemek veya önemli derecede azaltmak için uygun araçlar olup olmadığı da ayrıca tartışmalıdır. Ancak TCK’da yapılacak bir düzenlemeyle ‘rızai olmayan ensest’ kavramına mutlaka yer verilmelidir. Çocuğun cinsel istismarı suçunun nitelikli halleri içerisinde bu hususun düzenlenmesi, durumun hassasiyetinin görmezden gelinmesine neden olmaktadır. Bu kavrama yer verilerek ve ceza ağırlaştırılarak boşluğun doldurulması gerekmektedir.

Bütüncül bir mücadele / iyileştirme sisteminin eksikliği

Cinsel şiddet çoğunlukla bireye, en yakın ve güvenebileceği baba, kayınpeder, büyükbaba, erkek kardeş, ağabey, amca, üvey baba, üvey erkek kardeş, teyze, hala gibi birinci dereceden yakın akrabalar tarafından uygulanmaktadır.

23 Haziran 2009’da Nüfusbilim Derneği ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından Türkiye’deki ensest sorunuyla karşılaşan profesyonellerle yapılan görüşmelere dayalı olarak gerçekleştirilen ‘Türkiye’de Ensest Sorununu Anlamak’ araştırmasına göre, ensest vakalarında mağdurlar genellikle kız çocukları ve saldırgansa vakaların çoğunda aile içinden bir erkektir. Aynı evde birden fazla çocuk istismar edilebilmekte ve mağdur çocuklar büyüdükçe saldırıyı küçük olan çocuğa yöneltip durumu uzun yıllar saklayabilmektedir.

Uzun bir zaman ensest, çeşitli raporlarda yalnızca anormal, çoğu zaman alt sosyo-ekonomik düzeydeki ailelere ilişkin bir sorun olarak görülmüş ve bu tip olaylara üst sosyo-ekonomik düzeydeki ailede nadir rastlanıldığı vurgulanmıştır. Ancak, zamanla görülmüştür ki ensest her çeşit sosyo-ekonomik ve kültürel çevrede yaşanmaktadır. Şu bilinmelidir ki, ensest faili olarak sayılan kişiler sosyolojik olarak belirli kategorilere ait kişiler değildir. Gündelik hayatlarına devam etmelerini engelleyen psikolojik problemleri olmayan, doğru ve yanlışı ayırt edebilen, alkolik ya da devamlı işsiz olmayan, eğitim seviyesi yüksek kişiler de ensest faili olabilmektedir. Bununla birlikte zannedilenin aksine Türkiye’de ensest, herhangi bir coğrafi bölgede yoğunluklu değildir. Dolayısıyla ensest-te kalıp bir tacizci profilinin olmadığı söylenebilir. Dolayısıyla erkek figürü, herhangi bir etnik/kültürel gruba mensup, herhangi bir şehirde olacak şekilde, toplum dışı, tehlikeli bir suçlu veya psikopatik biri değil, tam tersine kanunlara saygılı, işlerini yürütebilen günlük hayatta normal bir insan da olabilir. Yapılan çalışmalar ensestin hemen her çevrede yaşandığını, yaşanabileceğini ortaya koymaktadır. Üst sosyokültürel çevrede daha nadirmiş gibi görünmesinin sebebiyse sadece bu çevrede ‘durumun daha iyi saklanması’ olarak belirlenmiştir.

Ensest vakalarının belirlenmesi, yardım ve destek süreçleri ile sonra-sında yürütülecek ileri çalışmaların sistematik biçimde tanımlanması gerekmektedir. Türkiye’de ensestin boyutu, nitelikleri ve yaygınlığının ortaya konabilmesi için bilinen denenmiş yöntem ve gereçler kullanarak ‘nüfus temelli epidemiyolojik araştırmalar’ yapılmalı ve bu çalışmalar periyodik olarak sürdürülmelidir. Vaka temelli kayıtlar ve ölümle sonuçlananların ölüm kayıtlarında uluslararası kayıt sistemlerinin kullanılması sağlanmalıdır. Nüfus temelli epidemiyolojik araştırmalar kesin rakamı göstermez, ancak yaklaşık sonucu yansıtan bilgi sağlar. Dolayısıyla Türkiye’de ensest olgusunun görülme sıklığını değil, görülebilir olma olasılığını ortaya koyar. Risk etmenleri belirlenirken bu araştırmaların dikkate alınması gerekir, zira unutulmamalıdır ki Türkiye’de ensest vakalarının çoğunlukla saklanması ve resmi kayıtların olmaması nedeniyle sayısal verilere ulaşmak veya kesin bir oran vermek oldukça zordur.

Ensest, değişik disiplinler içerisinde değerlendirilen ve üzerinde mültidisipliner çalışılan bir konudur ve enseste en uygun tedavi ve yaklaşım çok merkezli bir ekip çalışması ile sağlanabilir. İstismarın hem tıbbi, hem sosyal, hem de hukuksal yönleri bu birimlerde bulunacak hukukçu ve sosyal hizmetler uzmanının da katkılarıyla irdelenmelidir.

Ensest karşısında işler bir sistemin oluşturulmasına ilişkin karşılaşılan sıkıntıların başında sosyal hizmetler, hukuk ve tıp alanlarında insan gücü, donanım ve kaynakların yetersiz olması, işbirliği ve eşgüdüm eksikliği gelmektedir. Ensest mağdurlarına yönelik koruma sistemi iyi çalışmadığında ensest mağduruna tanı konulması, mağdurun korunması, tetkik ve tedavilerinin uygulanması ve takibi konusunda çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Mağdurlar ikincil olarak tekrar mağdur edilmekte ve bazen süreç, mağdur için olayın kendisinden daha yıpratıcı olabilmektedir. Sistemin iyi işleyebilmesi için tıp-hukuk-sosyal hizmetler sacayağının hem kendi içinde, hem de birbiri ile iletişiminin iyi olması gerekmektedir. İstismara uğrayan kişiye ailesi, sosyal çevresi ve tıbbi yardım ile birlikte bütüncül yaklaşım gerekmektedir. Özellikle fiziksel ve cinsel istismara uğramış çocuklara yönelik adli süreç ise hem çocuk hem de aile bireyleri için son derece yıpratıcı olmaktadır.

Çocuğun enseste maruz kaldığı ailelerde kadın çoğu zaman konuya pasif kalmakla suçlanmakla birlikte, toplumda suçun ‘ensestin farkında olmasına rağmen sessiz kalması’ nedeniyle kadına yüklenir bir tavrın sergilenmesi son derece tehlikeli ve kabul edilemez bir tutumdur. Zira Türkiye’de sosyal devlet güvencesinden yoksun kadınların bizzat şahit oldukları ve/veya maruz kaldıkları ensest neticesi sessiz kalması ön-görülebilir bir sonuçtur. Geleneksel kadın rollerine göre biçimlenmiş Anneler bir çaresizlik, kişisel, ekonomik ve sosyal kaynaklardan yoksunluk durumunda olabilir, bu durum da çocuklarını koruyabilecekleri bir rolden uzak kalmalarına neden olur.

Ne yapılmalı?

Birincil Önleme Çalışmaları:

Birincil önleme çalışmaları, ensestin gerçekleşmeden durdurulması amacıyla topluma yönelik koruma programlarını kapsayan, tüm çocukların ve ailelerin içinde bulunduğu koşulların iyileştirilmesine, ailelerin eğitimleri ve yaşam kalitelerinin arttırılmasına ve olası risklerin ortadan kaldırılmasına dayalı çalışmalardır:

• Hukuksal reformlar yapılması,

• Şiddet ve istismar ile ilgili risk gruplarının tanımlanması, Risk altındaki kişilere danışmanlık ve koruyucu hizmetlerin sağlanması, Ebeveyn becerileri hizmetleri ve ev ziyaretleri ile eğitimsel faaliyetler düzenlenmesi, Çocuk haklarının ulusal mevzuatta eksiksiz uygulanması, Sağlık hizmetleri çalışanları ile okul öğretmenlerinin; yani çocukla ilgili birimlerin profesyonel eğitim almalarının sağlanması, Çocukların bilinçlenmesine yönelik eğitim çalışmaları gerçekleştirilmesi gibi çok geniş bir yelpaze söz konusudur.

Görüldüğü gibi birincil önleme çalışmaları, bireylere yönelik değil, topluluklara yöneliktir. Ensestin önlenmesine yönelik her türlü tanıtım ve eğitim çalışmaları bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu çalışmaların genel çerçevesi üç başlıkta özetlenebilir:

Toplumu ensestle ilgili bilinçlendirme çalışmaları, Hekimler ve öğretmenler gibi profesyonellere yönelik eğitim faaliyetleri, Özellikle çocukların bilinçlenmesine yönelik eğitim çalışmaları.

Mağduru koruyacak önlemler alınmalı

Ensestin gerçekleşmesinden sonraki süreçte yapılacak programları içerir. Bireyin korunması ve oluşan travmanın en az zararla atlatılması için uygulanacak yöntem ve tedbirlerdir. Ruhsal ve fiziksel ve hukuksal olarak zor bir süreçtir. Bu tedbirler içinde bireyin rehabilitasyonu, ailenin ve çocuğun mahremiyetinin korunması, istismarcı ile bireyin ilişkisinin kesilmesi ön planda ele alınmalıdır. Hukuksal süreç ise oldukça yıpratıcıdır ve istismar bulguları kesin kanıtlanacak yeterlilikte değilse maalesef istismarcıya radikal bir yaptırım uygulanamayacaktır. Ensest söz konusu olduğunda planlı ve bilinçli hareket etmek çok önemlidir. Burada en önemli husus bireyin en az hasar göreceği yolu izlemek olmalıdır, ki bu da ailenin yapısına, bireyin yaşına ve alınacak tedbirlerin bireyi nasıl etkileyeceğine bağlı olarak her vaka için farklı uygulamalar getirecektir. İstismarın içeriği ne olursa olsun profesyonel yardım alınması, danışılması, ani ve yanlış kararlar verilmeden sakin ve güçlü yaklaşımla mağduru koruyacak önlemlerin alınması gerekmektedir.

Gerekli hallerde failin telefonu dinlenebilir

Bireylerin aile içi istismara uğramadan önce istismarın oluşmasını önleyici tedbirlerin her düzeyde alınması, istismar faillerinin eylemlerinin önlenmesi için çalışmalar yapılması, caydırıcı cezalar ve yaptırımlar uygulanması, yakalanan failin rehabilitasyonu ve tedavisinin zorunlu kılınarak cezasının sonlanmasından sonra emniyet içinde kurulacak bir ekip ve sosyal hizmet uzmanları tarafından takibinin sağlanması gerekmektedir. Failin gerektiği takdirde telefonlarının dinlenmesi, internet sitelerine girişleri, iş ve ev değişiklikleri, çocukları, eşleri, çevresindeki kişilerle ilişkileri vb. kontrol edilmelidir. İstismar faillerinin ailelerinin, çocuklarının ve yakın çevresinin de konu ile ilgili eğitim almaları ve korunmaları sağlanmalıdır. Adli olgu bildirimi ile sürecin başlatılması ba-zen tek kurtuluş yolu olup, tartışmasız koruyucu bir yaklaşımdır. Halkın konu ile ilgili farkındalığının sağlanması önleme ve tanıma açısından çok önemlidir. Mağdur durumdaki anne ve çocukların başvuracakları ve barınabilecekleri güvenli, sağlam koşullar yaratılmalı ve istismarcının eylemlerini tekrarlaması engellenmelidir.

Ensestin bilinirliğinin ve toplumsal hassasiyetin artırılması

Geleneksel aile kavramının içini dolduran bütün öğeleri yıkan ensestin toplumda ‘çözülmesi gereken bir problem olarak algılanması’nın sağlanması gerekmektedir. Ensest fiziksel, ruhsal ve sosyal sonuçları en ağır sorunlardan biridir ve etkileri ömür boyu devam etmektedir. Ensestin önlenmesi ağırlıklı olarak çocuğa yönelik cinsel istismarın önlenmesine bağlıdır. Bu konuda sağlık ve sosyal hizmet sistemi ile kolluk güçlerinin ve adalet sisteminin işbirliği yanında yazılı ve görsel basının sorumlu ve duyarlı bir yaklaşımla bilgilendirici ve eğitici yayınlar yapması gerekmektedir. Ancak çocuklara yönelik cinsel istismar olgularının büyük kısmının kolluk güçleri ve yargıya yansımaması nedeniyle çocuklara yönelik cinsel istismarın ortaya çıkmasına ve sürmesine neden olan toplumsal cinsiyet normları ve şiddet başta olmak üzere toplumsal etkenlere yönelik toplum ve devlet düzeyindeki müdahalelerin yaşama geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Ensest konusunda topluma sunulacak her türlü bilgi / belge aşağıdaki mesajları içermelidir; Toplumsal cinsiyet eşitliğini esas almalıdır. Tek amacın cezalandırmak olmadığı mesajı sunulmalıdır. Ahlakçı bir yaklaşım içermemelidir. Ensesti önlemenin ensestin ortaya çıkmasını takiben gerçekleştirilecek tedaviden daha düşük maliyeti olduğu bilgisini içermelidir. ‘Çocuğun aile içi cinsel istismarı önlenmezse ne olur?’ bilgisini içermelidir. Konunun bireysel, sosyolojik ve ekonomik sonuçları paylaşılmalıdır.

Türkiye Ensest Atlası’na ulaşmak için buraya tıklayınız.

Hülya Karabağlı, ZETE

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Birleşmiş MilletlerÖğretmenanne
Görüş Bildir