Türkiye Ekonomisinin Son 14 Yılını Ezbere Değil, Rakamlarla Gösteren Bu Analizi Okumalısınız

-

Ekonominin iyiye mi, kötüye mi gittiğine dair herkes konuşur; ve herkes de farklı parametreler üzerinden konuşur. İktisat uzmanı Mahfi Eğilmez ise, Türkiye'nin son yıllarına ait makro ekonomik göstergelerini bir araya toplayarak blog yazısında okurlarıyla paylaşmış. Biz bu yazıyı sizler için özetledik. Buna göre, geride bıraktığımız yılların ekonomik değerlendirmesi bakalım nasılmış?

Kaynak: http://www.mahfiegilmez.com/2017/03/son-...

Son 10 yılda Türkiye’nin borçlarında olağanüstü artışlar ortaya çıkmış.

Tablodan, borçluluğunun nereden nereye geldiğini görebilirsiniz. Tabloda Hazine borcumuz, KİT’lerin borçları, belediyelerin banka borçları, özel kesimin ve hane halkının borçları yer alıyor.

(Tablo iktisat uzmanı Hakan Özyıldız'a ait. Buyurun detayı linkte.)

Şimdi bu sıkıcı gözüken tablodan ne anlamalıyız? Basitçe görelim:

1) Hazinenin dış borcu 3 kattan fazla artmış. 

2) KİT borçları pek bir değişim göstermemiş. 

3) Belediyelerin bankalara borçları da 10 kattan fazla artmış (Bununla birlikte, miktar yüksek olmadığı için çok sorun oluşturmuyor.) 

4) Toplam kamu borçlarındaki artış, Hazine borçlarındaki hızlı artış nedeniyle yaklaşık 3 kat olmuş.

Devam edelim çünkü veriler epey ilginç!

5) Bankalar haricinde kalan özel kesim kuruluşlarının banka kredi borçları, yaklaşık 20 katlık bir artış sergilemiş. (GSYH’nın yüzde 68’i.)

6) Hane halkı 2002 yılında neredeyse borçsuz durumdayken, 2016’da 440 milyar TL borçlu duruma gelmiş. 

7) Türkiye toplam borcu 8 kattan fazla artarak yaklaşık 3 trilyon TL’ye ulaşmış ve GSYH’nın yüzde 118’ini aşmış.

Son 14 yılda özelleştirmeden 60 milyar dolar gelir elde etmişiz.

Türkiye son yıllarda oldukça yüksek miktarlarda özelleştirme geliri elde ederek bu gelirlerle bir yandan bütçesini finanse etmiş, bir yandan da birçok altyapı projesini hayata geçirmiş. 

(Tablonun kaynağı: ÖİB 2016 faaliyet raporu)

Bunun sonucunda ortaya çıkan ekonomik gelişmeye bir göz atalım şimdi:

Tablo: GSYH, kişi başına gelir, büyüme, enflasyon, işsizlik, bütçe açığı ve cari açık gibi başlıca makro ekonomik göstergelerin yıl sonu değerleri

(Kaynak: TÜİK ve IMF verileri)

Bu tabloyu da basit haliyle özetleyelim:

1) Türkiye GSYH’sını 3,6 kat, kişi başına gelirini yaklaşık 3 kat artırmış. 

2) Ortalama olarak yüzde 4,8 oranında bir büyüme oranı yakalamış.

Gerçekten olumlu olan bu göstergelerin yanında ise, şunlar var:

3) Enflasyon ortalama yüzde 10,4 olmuş.

4) İşsizlik oranı ortalaması yüzde 10,7 olmuş. Bu oran, önceki 14 yılın ortalamasına göre yüzde 40 daha yüksek bir işsizliği işaret ediyor. 

6) Cari açık ortalaması yüzde 5 olmuş. Bu ortalama ise, önceki 14 yılın yaklaşık 10 kat üzerinde gerçekleşmiş.

Neticede şöyle bir sonuç çıktı:

1) Türkiye son 14 yılda borç stokunu 366 milyar TL’den 2,953 milyar TL’ye çıkarmış.

2) Bunlara eldeki kamu mallarının satışıyla da 102 milyar TL’lik finansman eklemiş. 

3) Bu durumda ortaya çıkan finansman imkânı 3 trilyon 55 milyar TL dolayında bir imkân olmuştur.

Güzel veriler var. Fakat diğer yandan:

Bunlara karşılık aynı dönemde, Türkiye işsizlik artışını ve cari açık yükselişini kontrolden kaçırmış görünüyor.

Borçlanmayı bu şekilde artırarak ve eldeki malları satarak bu büyümeyi sürekli kılmak mümkün değildir.

Büyümenin hız kesmesi, işsizliğin artması ve enflasyonun yükselişine bakarsak, ne özel kesimin ne de hane halkının borçlarını artırarak yeni bir şeyler yapma / alma gücünün kalmadığı, eldeki malların satışında da sona yaklaşılmış olduğu anlaşılıyor.

Bu sonu erteleyebilmek için kurulan Varlık Fonu, eldeki değerli varlıkları teminat göstererek borçlanmaya devam edebilmeyi hedefliyor.

İktisat Uzmanı Mahfi Eğilmez’in Varlık Fonuna Dair Paylaşım Rekoru Kıran Müthiş Analizi - onedio.com
İktisat Uzmanı Mahfi Eğilmez’in Varlık Fonuna Dair Paylaşım Rekoru Kıran Müthiş Analizi - onedio.com

Yani Türkiye, Menderes ve Özal dönemlerinden sonra, bu son dönemde de yine borçlanarak ve mevcut varlıkları satarak ivme yakalama politikasını deniyor.

Ne var ki tıpkı öncekilerde olduğu gibi bu kez de bu ivmeye süreklilik kazandıracak olan yapısal reformlara girişemedik.

Bugün artık bu politikanın bir kez daha sonuna gelmek üzere olduğumuzu kabul
etmemiz gerek.

Sözün özü: Yapısal reformları niçin yapmadığımızı, kendimizi niçin kandırdığımızı, bilimle uğraşmak yerine niçin bilim dışı alanlara yöneldiğimizi sorgulamanın tam zamanı.

Bu sorgulamayı yapabilir ve doğru yanıtları bulabilirsek, en azından geleceğe dair yeni bir umut yaratabiliriz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
elec

Borçlanmayı bu şekilde artırarak ve eldeki malları satarak bu büyümeyi sürekli kılmak mümkün değildir.

congolos

"Ekonomistler bizi kıskanıyor!"

osuran-boga03

eyyyyyyyyyyy ekonomiiiiiiiiiiiiiiii

onur-karaoz

2002 De koyulan ambargoyu unutmuşlar bunlar afyon olayı (topraga ekilen kafa yapan) sonra kıbrıs barış harekatı .. 2002 geldi Türk telekomdan başladılar özelleştirmeye Irak a abd nin girmesine resmen izin verdiler (ecevit direniyordu ) abd askerlerine dua ettiler kahraman dediler sonra askerimizin başına cuval geçirdiler orda abd bunların kurt mu tilki mi olucagını test etti ne tilki çıktı nede kurt koyun cıktı koyun

abklnc

Olmuş bitmiş şeyleri geri çeviremeyiz ama bir şekilde en kısa yoldan dönmek lazım. Bu konulardan pek anladığım söylenemez ama bilimde ilerlemeyi beklemek ya da sadece bunun için reformlar yapmak bize zaman kaybettirir. Bence en başta ülkenin büyük potansiyeli olan tarım sektörünü yeniden düzenleyip bu sayede ekonomik değerleri normalleştirmeli, bir yandan da bilim sanayi ve teknoloji için yavaş da olsa emin adımlar atmalıyız. Ayrıca kalifiye eleman yetiştirebilmek önemli. Belki yanlış düşğnüyorumdur ama Ben bir iibf mezunu olarak çocuğumu niteliksiz mezun haline getirecek bir üniversitede okutmaktansa meslek öğrenmesi için birinin yanında çalışmaya vermeyi tercih ederim.

abklnc

Ayrıca bugüne kadar ne aileler ne devlet yapmadı ama biz etrafımızdaki çocukları düşünelim. İlgi-Yetenek envanterleriyle içlerindeki potansiyeli ortaya çıkartalım ve buna göre yönlendirelim. Sırf üniversite mezunu desinler diye herhangi bir okula göndermeyelim. Sevdikleri, uzmanlaşmak istedikleri, hakkını verecekleri alanlara yönlendirelim.

musikisinas-don-vito

Her ile üniversite açıldı oy uğruna. O tabela kurumlarında kimlerin eğitim vereceği, nasıl bir eğitim verileceği umursanmadı. Yararı olmadı eyvallah ama büyük üniversitelerdeki akademisyenleri bu kıytırık kurumlara rektör-dekan olarak atandığı için yüksek öğretime zarar da vermeseydi bari. O günlerden buna karşı çıkan üç beş kişi olarak vatan hainliğimiz, geri kafalılığımız kalmadı yediğimiz hakaretlerle. Sonucu bildiğim hâlde bugün çevremde kanlı-canlı görmenin, haklı çıkmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Bilimde radikal reform yapmama konusunda da katılıyorum size. Zaten yetiştirdiğimiz kalifiye elemanları da Amerika'ya kaptırıyoruz. Ülkede önce üretimi arttırıp o reformları ağır ağır hayata geçirmek daha mantıklı.

musikisinas-don-vito

Tarım konusunda da katılıyorum ama köyler artık bomboş, üç-beş emekli harici in-cin top oynuyor. Vatandaşsa lükse alışmış. Eski kız arkadaşıma doğada kendi yağında kavrularak yaşama, hiç olmazsa küçük bir kasabada huzur içinde yaşama hayallerimden söz etmiştim. O da hayallere ortak oldu. Ama sonra baktı ben ciddiyim, hayalden öte plan var ortada: "Ben avmsiz yapamam" dedi. Yani beyni pelteleşmiş kitleleri tarım sektöründe çalışmak üzere tersine göçe ikna etmek mümkün değil bence ki şu an çobanlar iyi gelir elde ediyor bildiğim kadarıyla ama yapacak kişi pek bulunamıyor. Şehirleri kolay kolay bırakmaz insanlar, açlıktan ölecek olsa yine bırakmıyor bazıları.

Başlıklar

2016BilimIMFİşsizlikTürkiye İstatistik Kurumu
Görüş Bildir