Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Tarifi En Zor Hislere Bile Dizeleriyle Tercüman Olan Şair Şükrü Erbaş

Anasayfa > Cafe > İlişkiler

1953 Yozgat doğumlu olan şair, Gazi Eğitim Enstitüsü'nden mezun olduktan sonra Toprak Mahsulleri Ofisi'nde uzun yıllar memuriyet yaptı. Hem kendi hisleri, hamuru hem de öğrencilik döneminde yaşadıkları ve şahit oldukları gerçekçi, politik ve romantik şiirler yazmasında etkili oldu. Büyük şair Şükrü Erbaş'ı birkaç şiiriyle tanıyalım.

1. Yolculuk adlı şiir kitabıyla 1987 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'nü aldı.

1. Yolculuk adlı şiir kitabıyla 1987 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'nü aldı.

Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı 

Kadınlar gittikçe daha güzel

Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü

Sular daha soğuk rüzgâr daha serin

Eskiden her konuda konuşurdum istekle

Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi

Büyük yapılar ışıklı çarşılar bitti

Ara sokaklara salaş kahvelere gidiyorum

Kurtulmak için çırpındığım çocukluğu

Yeniden öğreniyorum çocuklardan şaşarak

Bütün sesler çın çın bir yalnızlık oluyor

İçimden geçenleri söyledim sanıyorum

Birisi bir şarkı söylemesin kederle

Tenimde bir titreme kirpiklerimde buğu

Kısa söz basit eşya kedi sevgisi

Aktıkça ağaran bir suyum zamanın ırmağında

Nerden mi anlıyorum yaşlandığımı

Kadınlar daha güzel kadınlar daha uzak...

2. Dicle Üstü Ay Bulanık şiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü aldı.

2. Dicle Üstü Ay Bulanık şiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü aldı.

Bu rüzgâr dağların kokusunu getirmiyor

Bu bulutlar tutsak daracık bir gökyüzüne…

Akşam güven vermiyor, sabahın sevinci yok

Ne güleç bir yüz ne hareli bir merhaba

Herkes sırtıyla konuşuyor birbiriyle…

Toprak yok bahçe yok sular bir derin hasret

Kuşlar bile kekeleyerek uçuyor havada…

Acıdan başka her şeyi bırakıp geldik

Alnımızda külü kalbimizde koru yanan evlerin

Her parmağımızda bir çocuk can verdi.

Bizim olan ne varsa terk edip bir talana

Bizim olmayan bu iğdiş gökler altında

İnsan nasıl başlar yeni bir hayata

Bir diş gibi sökülüp atılmışsa yerinden…

3. Üç Nokta Beş Harf şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif Şiir Ödülü'nü aldı.

3. Üç Nokta Beş Harf şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif Şiir Ödülü'nü aldı.

Benim mutsuz çocukluğum, bulanık

Bir asık yüz gölgesinde titreyerek

Baba korkusuyla geçti.

Sevinç bile sert eserdi odalarda

Susmak saygı, gülmek ayıp, izinsiz

Konuşmak en büyük suçtu.

İlkyazımda filizimde dalımda

Çocuk kusurlarımda, çocuk suçlarımda

O rüzgâr yıllarca, yıllarca esti.

Sanki üzerimden yeryüzü geçti

Gövermedi gövermiyor bir türlü

Yüreğimde ezilen yaşama tutkusu

4. Gölge Masalı adlı şiir kitabı ile 2005 Ömer Asım Aksoy Şiir Ödülü'nü aldı.

4. Gölge Masalı adlı şiir kitabı ile 2005 Ömer Asım Aksoy Şiir Ödülü'nü aldı.

Ayrılık ne biliyor musun?

Ne araya yolların girmesi,

Ne kapanan kapılar,


Ne yıldız kayması gecede,

Ne ceplerde tren tarifesi,

Ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,

Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.

Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,


Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.

Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.

5. Bağbozumu Şarkıları şiir kitabıyla 17. Altın Portakal Şiir Ödülü'nü aldı.

5. Bağbozumu Şarkıları şiir kitabıyla 17. Altın Portakal Şiir Ödülü'nü aldı.

Ne yaparsanız çaresiz


Kendinizden sonraya kalmayacaksınız

Zaman yenecek sizi

O telaşsız bilge, o silahsız güç

Silecek yüzünüzden kibrinizi

Hükmünüz ömrünüzle sınırlı olacak

Öldüğünüz gün unutulacaksınız

Yıkıntılar kalacak ardınızda yalnız

Yaşarken, korkunun ağır gölgesiyle

Örtüp sakladığınız

Sindirip susturduğunuz


İncinmiş onurlar, bunalmış öfkeler

Düşler ve acılardan oluşmuş

Yıkıntılar kalacak.

Babasız çocuklar irkilecek evlerde

Oğulsuz anneler, erkeksiz kadınlar,

Açık yaralardan bir ayaz gibi

Geçtikçe adınız acılı konuşmalarda

Soğuk bir ürperti gezinecek

Evlerin camlarında

Mezarlara hapislere uzanan

Yaralı tarihinde bir ince düşüncenin

– Bir güzel ülkenin, o iyi insanların-

Kötülük simgesi olarak kalacaksınız.

6. Toplumsal hafızada derin yaralar açan olayları görmezden gelmedi. Bunlardan biri de Sivas Katliamı'ydı.

6. Toplumsal hafızada derin yaralar açan olayları görmezden gelmedi. Bunlardan biri de Sivas Katliamı'ydı.

Sonra onlar çılgınlık bitip

Sürü dağılınca, yapayalnız gecelerde

Durgun ve dilsiz, yastıklara çivili

Bir mızıka sesiyle uyanmazlar mı

Asaf’ın ateşlere karşı çaldığı?..

Bir otel odasında gencecik çocuklar

Çırpındıkça bir yudum soluk için

Üzerine benzin döküp oynayanlar

Onlar birgün öpmeye eğilince çocuklarını

Dudaklarında duman ve yanık et kokusu

Boğum boğum tıkamaz mı soluklarını?..

Sevgisiz bir Tanrının kinle büyüttüğü

Ölüme tapınan o siyah adamlar

Onlar birgün yağmurlardan sonra

Güneş salkım salkım dallarda yanarken

Rüzgârdan utanıp sudan korkmazlar mı?..

Ayrılık herkesin kapısını çalar birgün

Dağlar kararırken ya da günün eşiğinde

Onlar, saz kırıp şiir yakanlar

İçlerinde gezinen kederi bir türküyle

Bastırmak isterlerse derinden ve sessiz

Çalmazlar mı duvarlara kirli bedenlerini?..

Kimse temizim demesin, kimse

Bütün bir ülke odun taşıdı Behçet’in yangınına…

Onlar, secdesi küf kıblesi korku olanlar

Onlar birgün ölüm menevişlenince içlerinde

Tütmez mi kirpiklerinde “dumanı lekesiz biri”?..

7. Muktedirlerin ezdikleri, acılarına sebep oldukları insanlar adına koskoca şiirler yazdı.

7. Muktedirlerin ezdikleri, acılarına sebep oldukları insanlar adına koskoca şiirler yazdı.

Canı cehenneme rahat uyuyanın

Kapısını örtenin perdesini çekenin

Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın

Duvarları ancak çarpınca görenin

Canı cehenneme başkasının yangınıyla

Evini ısıtıp yemeğini pişirenin.

Bahçesine dek gelen alevleri

Şehrayin sanan aptalın

Canı cehenneme,camlarında

Parçalanmış cesetler uçarken

Bir iğdiş incelikle çiçekleri sulayanın.

Mutfakla yatak odası arasında

Çarşılarla gövdesi bencillik hırsı

Yılgınlıkla yenilgisi arasında

Dünyayı tüketenin canı cehenneme.

Orda dağlar bir mezarlık

Bulutlar kan salkımı sular toprakta düğüm

Orda evler oda oda kanarken

Burda yeşerenin canı cehenneme.

Ey bir halkın gözyaşıyla ruhunu yıkayan kin

Ey zulümle yükselen başarı

Ölü sayısına endeksli maaş;

Uzun masallar ardında mağrur

Boynunda ölüm çanıyla oturan güç

Senin de senin de canın cehenneme

Ey sultan hamit tuğralı korucu alayları

Kardeşi kardeşe kırdıran siyaset. . .

Bir gün elbet bir gün elbet

Örter üstünü bu ağır yanlışın

Sevgiyle, yalnızca sevgiyle işlenen

Bir dal incelik,bir simli gülüş

Bir kardeş mavi.

8. Yalnızlığı ele alış biçimi, modern hayatın içine travmalarla doğmuş insanları konu edindi.

8. Yalnızlığı ele alış biçimi, modern hayatın içine travmalarla doğmuş insanları konu edindi.

Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen

Herkesin perde perde çekildiği bir akşam

Siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun

Ağzında eriklerin aceleci tadı

Elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası

Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.

Yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor

Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı

Bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen

Uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun.

Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı

Kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa

Ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr

Sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.

Sakarya Caddesi'nde sarhoşlar

Rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin

Yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.

Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum

Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.

Örseler acıyla düştüğü yeri

Susarak büyüyen adamların sevgisi.

Ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek

Bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik

Sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun.

İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk

Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.

Sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun

Herkesin simsiyah kesildiği bir akşam

Yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun.

Sen bende, gözlerinin anne ışığıyla

Bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.

9. Her şeyin çocukluktan başladığını, hayatın nasıl şekillenmesi gerektiğini anlatmaya çalıştı.

9. Her şeyin çocukluktan başladığını, hayatın nasıl şekillenmesi gerektiğini anlatmaya çalıştı.

Benim dünyayı sevmem için


Dünya beni sevmeli.


Çocuk düşlerimi ezen evler değil

Sevgiler olmalı oda oda

Mutluluğu gülüşlerle köpüren.


Baba utanmamalı benden

Annem ezik durmamalı


Ufacık bir isteğimle buruk.


Bir işim olmalı, bir güvencem

El ellerinde hoyrat/

Ev içlerinde

Kanayıp gitmemeli çocuk ömrüm.

Benim dünyayı sevmem için


Dünya beni sevmeli

Dünya beni sevmeli.

10. Ölüme; hayatın pek aklınıza gelmeyen sonuna kafa yordu.

10. Ölüme; hayatın pek aklınıza gelmeyen sonuna kafa yordu.

Yeni yeni anlıyorum

Yaşarken ölümünü düşünüp de

Ağlayan annem…

Seni sevincin hanesinden

Düşüren dünya

Başladı beni de bir kenara atmaya.

Işık çekiliyor yalım yalım

Sular değiştirdi yatağını


Yeni dallar buldu rüzgâr kendine.

Kime elimi uzatsam aşk diye

Kesiyor yollarımı

Kalbimle tenim arasındaki uçurum.

Ölüm alıştırıyor usul usul kendine

Alarak elimden dünya sevinçlerini


Ne kadar haklıymışsın anne

11. Ayrılık sonrası insanın aklından geçebilecekleri ustalıkla tasvir etti.

11. Ayrılık sonrası insanın aklından geçebilecekleri ustalıkla tasvir etti.

Hece hece bölerek 

İnandığım her şeye güzelliğini 

Kime seslendim, neyi sustuysam 

Seni yücelttim. 

Bu yüzden azaltmadı gidişin beni. 

12. Kullandığı birkaç kelime ve yalınlığıyla çok büyük, çok dertli konuları basitçe önümüze sundu ve boğazımızı düğümledi.

12. Kullandığı birkaç kelime ve yalınlığıyla çok büyük, çok dertli konuları basitçe önümüze sundu ve boğazımızı düğümledi.

Sevgilim,

Bir ülke senin gövden kadar masum olsaydı

Bir tek anne oğlunu devletten sormazdı...

Daha uzun yıllar yeni şiirlerini okumamız ümidiyle...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
216
66
19
6
4
3
2
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?
Taner Bayram

"Ömür Hanımla Güz Konuşmaları" en sevdiğim şiirlerden biri, belki de birincisi...Büyük şaire selam olsun!