Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Serda Kranda Yazio: Yazarın 7 Ölümcül Günahı

3PAYLAŞIM
Yazio Banner

Yıllardır yazarlarla çalışıyorum. Yazmak isteyenlerle. Yazmak isteyip bir türlü istediği gibi (olması gerektiği gibi) yazamayanlarla. Geçenlerde bir şey araştırırken fark ettim ki hepimizin çok iyi bildiği 7 ölümcül günah, yazıda da sakınılması gereken şeyler. Hoş bana kalsa bu 7 günaha birkaç ekleme daha yapardım ama bana kalmadı… Madem öyle mevcuda uyup onların yazıda işleri nasıl karıştırdığına bakalım:

1. Kibir

Bilinen en büyük günah da denir ona. Nedir kibir, insanın kendini diğer her şeyden üstün görmesi ve önde tutması. Bunda ne var diyebilirsiniz ama aslında çok büyük sorunlar çıkarır kibir insana. Kibrin en büyük sonucu iç körlüktür. Ve yazıda iç körlük feci sonuçlara yol açabilir. Bu “yaptım oldu demekten ne yapsam olur”a kadar varan kontrolsüzlükleri beraberinde getirir. Kişi, gözünün önündekini göremez. Sanır ki her şey şahane, neden? Çünkü o yaptı. Kibir bir zehirse, panzehiri şüphedir. Bu nedenle yazarken yazdıklarınıza ve kendinize bayılmadan önce onlardan ve kendinizden şüphe etmeye çalışın. Şüphe yoksa kibir giriş yapmış olabilir. Aman diyelim.

2. Açgözlülük

Yazı bir skor işi değildir. Kaç sayfa yazdığınıza ya da daha daha daha yazmanız gerektiği düşüncesine bakmayın. Diğer yandan yazdıkça yazası gelir insanın. Uzadıkça uzayan tasvirlere, bitmek bilmez diyaloglara kapılıp “Ooo çok iyi gidiyor,” demeyin. Ya da anlatacak çok şeyiniz var diye ya da anlatmaya değer çok şey var diye düşünüp her şeyi aynı kitabın içine koymayın. Açgözlülüğün karşısında ölçülülük vardır.  Ölçülülük çok güzeldir ben çok severim. Kendisi popüler erdemler arasında yer almasa da aslında varlığıyla diğer pek çok erdemi besler, onlara bakar, büyütür. Kitap yazmak tıpkı bir açık büfenin önünde durmak gibidir. İstediğiniz her şeyi istediğiniz kadar yazma hakkınız vardır, evet, gerçekten de vardır ama ölçülülük tabaklarda kalanların çöpe dökülmesini engeller. Tabağınızın ölçüsünde, ihtiyacınız kadarını almayı bilmek gerek. Böylece sarkan, tavsayan ya da balonlaşan içeriklerden kendinizi korumuş olursunuz.

3. Şehvet

Ah, şunu söylemeliyim. Yazarlık için şehvet çok güçlü bir yakıttır. Delice arzularsınız. O kadar istersiniz ki onun için aklınızı yitirene kadar çalışabilirsiniz. Ancak işte her şey gibi aşırılık burada da zarar. Sırf kitabım olsun diye yapılan hatalar, düşünmeden atılan adımlar ya da bu uğurda on binlerce lira harcayıp karşılığında hiçbir şey alamamalar hep şehvetten. Şehvetin karşısında bana göre sakinlik ve az önce bahsi geçen ölçülülük vardır. Bir şeyi istemek onun için doğru adımlar atmayı gerektirir ki sahip olunsun. Kendimizin, üretimimizin ve yaratımımızın değerlendirmesini rasyonel yapabilmeliyiz. Sakin olun. Kendinizin önünden çekilin ve gözünüzü karartmayın. Her meyve kendi vaktinde olgunlaşır ve her ağaç kendi miktarınca meyve verir.  Olgunlaşma zaman ve bakım ister ki verim de beraberinde gelsin. Acele etmeyin.

4. Öfke

Olmayacak. Bazen gerçekten olmayacak. Saatler, günler boyu o masanın başında oturacak, yazıp yazıp sileceksiniz. Başarmak, başaramamaktır. Başarısızlığa karşı dayanıklı olmaktır. Her hata bir bilgi her pişmanlık bir deneyimdir. Bu bilinmezlerle dolu, kendi kuralları olan işte bilmelisiniz ki o kurallar, her kitapta yeniden yazılır, bir daha bozulur. Bu denemeler, yanılmalar sizi öfkelendirmesin. Kendinizi kötü hissettiğiniz anların kıymetini bilmelisiniz. Yazıda işlerin iyi gitmediğine dair hissinizi dikkate alın. Bu, çalışmanız, düşünmeniz yeniden tasarlamanız gereken şeylerin varlığını işaret eder. İyi olmadığını düşündüğümüz şey (bitmediyse henüz), aslında sadece eksiktir ya da fazladır. Öfkeyle baş etmenin yolu azim ve kendine güvenden geçer. Acele etmeyin, bazı şeyler aylar, yıllar sürer. Onunla geçirdiğimiz zaman, ona verdiğimiz emek, yüklediğimiz anlam… Gerçek bir mutlu son için, ince ince çalışmaya devam.

5. Kıskançlık

Ah, bu çok önemli. Başkalarının yazdıkları, başkalarının kitapları, başkalarının başarıları. Evet gerçekten abuk sabuk bir sürü kitap var, evet gerçekten bazı kitaplar “bunu ben de yazarım,” diye düşündürüyor. Ya da bir arkadaşımızın kitabı çıkıyor, istiyoruz ki bizimki de çıksın, biz de yapalım. “O yapıyorsa ben haydi haydi yaparım.” Yo, hayır, bunlar yanlış motivasyonlar.  Buraları geçelim. Evet onlara bakıp tırnak yemek ya da dudak kemirmek bu işin fıtratında var ancak bu his geldiğinde, geldiği gibi gitmesini beklemek en sağlıklı yol. Kıskançlığı tatlı bir feyz almaya dönüştürmek harikadır ya da ona bakıp umutlanmak… Kıskançlığın karşısında bana kalırsa kabul ve özeleştiri var. Ve elbette hayatın imkanlarının sınırsızlığına inanmak. Bakın ona. Çalışmıştır, uyumamıştır, azmetmiştir, hatta nasiptir işler yolunda gitmiştir (çalıştığı için kapılar açılmıştır bence). Ufak ufak başlayın. Düşünün, tasarlayın, deneyin. Başarmak üzere fedakarlıklarla dolu bir sürece hazır olun. Kıskançlığın karanlığından, çabanın aydınlığına ve cömertliğine bırakın kendinizi.

6. Tembellik

Tembellik gerçek bir ayak bağıdır. Hani bir laf var ya “Kader gayrete aşıktır,” diye.  Buna ben de inanıyorum. Herkes bir şeyler ister, dualar eder, dilekler diler, adaklar adar ama sadece bazıları hayallerini gerçekleştirme işini sadece hayata bırakmaz. İnsan harika bir ateşleyicidir. Altınızda muhteşem bir araba olsa bile siz kontağı çevirmedikçe hareket etmeyecektir. “Canım istemiyor, içimden gelmiyor, o masanın başına geçemiyorum, şuradan kalkıp oraya gidemiyorum… Çok istiyorum ama bir türlü fırsat bulamıyorum…” Buna ben inanmıyorum. İstek çok güçlüdür, bir şeyi yapamıyorsanız aslında sadece istemiyorsunuzdur. Ufak ufak başlamanın gücüne inanın.

Hadi size bir sır vereyim. Yaparak değil, düşünerek başlayın. Bunu gerçekten kanepede uzanarak, gözleriniz açıkken ve kapalıyken de yapabilirsiniz. Ben karşımda biri sıkıcı sıkıcı konuşurken çoğu zaman bunu yapıyorum. Tasarlayın. Aklınızda… Yazı, yazarak başlamaz. Düşünerek başlar. Bu küçük şey, çok kıymetlidir. Zahmetsizdir, masrafsızdır, eğlencelidir. Uzun uzun düşününün. Haftalarca, aylarca düşünün. Aynı hikâyeyi düşünün. O hikayedeki insanları düşünün. Bırakın kafanızın içinde gezinsinler, birbirleriyle tanışsınlar, badireler atlatsınlar, gülsünler, bir sürü terbiyesizlikler yapsınlar. Sizi temin ederim, çok ama çok eğleneceksiniz. Buna da üşenecek değiliz ya! Artık iyice tanışık olduğunuz bu hikâyeyi yazmaya başladığınızda işlerin nasıl tıkır tıkır ilerlediğini görüp çok şaşıracaksınız. Ha bir de ne düşündüğünüzü kimseye söylemeyin. Bu sizin tek kişilik şahane gizli bahçeniz, kimseyi içeri almayın.

7. Oburluk

Sürekli yazanlar vardır. Yazmadan duramaz. Özellikle sosyal medya onun için dev bir kara tahta gibidir. Her şeyi yazar, her yere yazar. Canım fikirleri, canım duygu iniş çıkışlarını parktaki kuşlara yem atar gibi saçar saçar durur. Böylece bir türlü dolamaz. Heybesinde kaçak var gibidir. Doldurur boşaltır doldurur boşaltır. Oysa yazmak biriktirmektir, biraz ketumluk, biraz tutumluluk, biraz iktisat yahu. Ben kendim için not etmeyi çok severim. Gizli gizli tabii. Sosyal medyada aktif olmak, hesabını yönetmek uğruna, aslında yazılsa ne güzel olacak şeyler, postlarda heba olur gider.

Ha bir de kontrolsüz yazmak var. Defterlere, bilgisayara yazar yazar dururuz… Bu fena da değildir ancak o defterlerde neler olduğunu bilmeyiz, ucu kaçar. Yo, dostum bu fırt fırt yazmak yüzünden fikirlerin adeta enerjisi, heyecanı uçar. Yazılmıştır işte. Oysa bize not etmek gerek ya da farkında olarak yazmak, daha sonra dönüp bakmak için yazmak. Üzerinde çalışmak üzere yazmak. Kontrollü yazmak. Neden? Çünkü onlar birikince içinden bir şeyler ayıklamaya kalkışırız, onları değerlendirmek isteriz ve kayboluruz ya da tıpkı fotoğrafları albümlere yerleştirme işi gibi erteler dururuz. Sakin olun. Sürekli bir şeyler atıştırmaya değil, oturup şahane bir yemek yemeye ihtiyacımız var. Yazmak bu nedenle şuur, yöntem ve planlama barındırır. Ne yazdığınızı bilerek yazın. Hep birazını kendinize saklayın. Biriktirin. İyice dolana kadar, sabırla bekleyin. Elbette gizli gizli…   

Twitter

Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
volkanpmn

Serda Hanım’ın yazdıklarını okuyunca gözümün önündeki sis perdesinin kalktığını hissediyorum. Öyle bir etkisi var bende :)

Görüş Bildir