Şeker Hastalığı Yüzünden Hayatını Kaybettikten Sonra Tanınmadığı İçin Kadavra Olarak Kullanılan ve Testereyle Kafası Kesilen Ömer Seyfettin

829PAYLAŞIM

Türk öykücülüğünün gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilen Ömer Seyfettin’in cansız bedeninin başına gelenleri anlatacağız bugün. Sanata, sanatçıya, edebiyata, yazara ne kadar önem(!) verdiğimizin kanıtı adeta…

Milli edebiyat akımının ve çağdaş Türk öykücülüğünün öncülerinden biriydi Ömer Seyfettin…

1884 yılında Balıkesir’de doğdu, mahalle mektebinde okudu ve İstanbul’da büyüdü. Edirne Askeri İdadisi’ni bitirdikten sonra Mekteb-i Harbiye-i Şahane’ye gitti. Mezun olduktan sonra da piyade asteğmen rütbesiyle Kuşadası’na tayin edildi. Öğretmen olarak atandığı İzmir Jandarma Okulu ise onun için bir dönüm noktası oldu. 1909’da görevle gittiği Selanik’te Yeni Lisan isimli ilk başyazısını imzasız olarak yayımladı.

Genç Kalemler’de çıkan bu ilk yazıdaki görüşleri milli edebiyat akımının başlangıç bildirisi olarak kabul edildi ve küçük hikayeyi tamamen bağımsız bir tür haline getiren Ömer Seyfettin türün gelişmesine 140 hikayeyle katkıda bulundu.

Balkan Savaşı’yla birlikte Genç Kalemler dağıldı, Ömer Seyfettin orduya çağrıldı ve Yanya Kuşatması’nda esir düştü. Bir yıllık esareti sırasında sürekli okudu ve pek çok hikaye yazdı. Esaretinin bittiği 1913 yılından sonra hayatına yazar ve öğretmen olarak devam etmeye karar verdi. Türk Sözü dergisinin başyazarı oldu, Türkçü düşüncenin sözcülüğünü üstlenen yazılar yazdı.

Gerçek yaşamdan aldığı hikayelerinde milli bilinci uyandırmayı amaçladı, Batı hayranlığını eleştirdi.

Hikayelerinde çocukluk anılarından, halkçı geleneklerden, tarihi olaylardan, efsanelerden ve kahramanlıklardan yola çıkan Ömer Seyfettin sade diliyle Türk edebiyatına damgasını vurdu.

Ne yazık ki dönemin koşullarında şeker hastası olduğu fark edilemedi ve yıllarca acı içinde romatizma tedavisi gördü.

Pankreasta bulunan ve kan şekerini düzenleyen insülinin tedavi edici özelliği 1922’de bulunmuştu ancak Ömer Seyfettin yetişemedi. Doktora her gittiğinde şeker hastalığının sebep olduğu eklem ağrıları için romatizma tedavisi gördü.

Ve 23 Şubat 1920 günü durumu ağırlaştı, kaldırıldığı Numune Hastanesi’nde 6 Mart günü hayata veda etti.

Gözünü bile açamadığı hasta yatağında sürekli sayıkladı. Yakın dostu Ali Canip’ten başka kimsesi de yoktu. Vefat ettiğinde hastanede kimse tanımadığı için cesedi sahipsiz zannedildi.

Cansız bedeninin başına gelen korkunç olaylar da işte bu andan itibaren başladı: Kadavra olarak değerlendirildi, karnı yarıldı, testereyle kafası kesildi.

Sahipsiz olarak değerlendirilen Ömer Seyfettin’in cansız bedeni tıp öğrencilerinin kullanması için kadavra yapıldı. Hastane hademesinin eşliğinde hatıra fotoğrafı çekildikten sonra karnı yarıldı ve testereyle kafası kesildi. Fotoğraf gazetelerde basıldıktan sonra edebiyat tarihimizin en büyük yazarlarından biri olan Ömer Seyfettin’i tanıyanlar hastaneye koştu.

Kuşdili’ndeki Mahmud Baba Haziresi’ne gömülen Ömer Seyfettin’in çilesi bitmedi. Hazirenin üzerinden yol geçeceği için mezar kaldırıldı ve 1939 yılında Zincirlikuyu Mezarlığı’na nakledildi. 

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
arveles

İlkokulda öğretmenimiz herkese bi kitap verdi bana da Ömer Seyfettin'in Kaşağı adlı kitabını vermişti bunu oku yazılı yapcam dedi 30 sene geçti hala okumadım aq.

aaabbbcccddd

en azından bi işe yaramış ölü beden.

minister-of-magic

Çokta kötü olmamış bence öldükten sonra da bir amaca hizmet etmiş. Tabi fotoğraf olayı kötü olmuş aynı şekilde mezarının taşınması da.

ceronedio

Ilkokulda psikolojimi alt üst eden kitaplarını bana okuttukları için Ömer Seyfettini hiç sevmem, herhangi birinin kitaplığında gördüğüm an çocuğuna okutacağına çöpe atmasını tavsiye ederim, öykülerindeki milliyetçilik rahatsız edici boyuttadır. Kafa kesmeler, insan yakmalar, tecavuzler, kudurmalar vs. Cesedine yapılan şeylerin öykülerinden bir farkı olmaması şaşırtıcı.

semih-kurnaz

Abartma sende, suç Ömer Seyfettin'de değil sana o yaşta o kitapları okutanlarda. El kadar çocuğa hayatın çarpıcı gerçeklerini bu şekilde anlatan hikayeler okutulur mu hiç!? Gerçi bende okudum onun kitaplarını ve saçma sapan kitaplardansa hayatı anlatan kitaplar olduğu için hala aklımda kalan hikayelerden olduğu içinde memnunum. Diyet adlı kitabını hala hatırlıyorum ve en az 15 sene geçmiştir üstünden..

ceronedio

Ömer Seyfettin bu öyküleri yetişkinler icin yazıyor olsa dahi kullandığı jargon ve vasat metaforlar kullanması zaten bana göre berbat. Bu öyküleri bizlere okutanları zaten suçluyorum. Ama bu Ömer Seyfettin'i iyi bir öykü yazarı yapmıyor. Bu tür yazarları övebilen vpn ile girip bu jargonda yazılmış tecavüz öykülerinin yazarlarını da övebilir. Hikayeleri ve yazıları çok yoğun bir ırkçılık, milliyetçilik, yabancı düşmanlığı, kin ve nefretle örülüdür.Onun için Türk olmayan her şey kötüdür, düşmandır, yok edilmesi gerekmektedir. Sizin için buraya bir örnek bırakıyorum. "Primo'nun gözleri yaşarır, fakat aklına bir Türk olduğu gelir: "Niçin ağlayacaktı? Kadınlar, zayıflar, kuvvetsizler, âdiler, alçaklar ağlardı. O ağlamayacak, fakat ağlatacaktı." Bu ufak bir örnekti, bence tekrar okuyun. Bu yazarı yetişkin olarak övenin de sorunlu olduğu gerçeğini etrafımıza baktığımızda hergün görüyoruz zaten. Teşekkürler.

semih-kurnaz

Ömer Seyfettinin kalemi hakkında şu an detaylı bir analiz yapamam çünkü kitaplarını okuduğumdan bu yana en az 15 sene geçmiştir üstünden haliyle size karşıt argüman sunamam ama dediğiniz gibiyse neden bu kadar büyütüldü bu yazar anlam veremiyorum. Siz yine de gereksiz nefret kusarak kendi modunuzu düşürmeyin. Geçmişi geçmişte bırakın, güzel kitaplarla yolunuza devam edin. Hasta insanları büyütmede bizim insanımızın üstüne yok ne de olsa..

feyk

oldukden sonra vucudunu bakteriler, fareler yemis yada testere ile kesilmis farkeden sey nedir? aksine curuyup gidecegine vucudunun bir amaca hizmet etmesi daha kutsal degil mi? o tip ogrencileri burdan ogrendikleriyle nice hayatlar kurtaracaklar.

Görüş Bildir