Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

etiket Levent Uysal Yazio: Bir Lider Nasıl Doğar?

Anasayfa > Yazio

“GÜÇ, HAVA DURUMU GİBİDİR. Herkes ona bağlıdır ve onun hakkında konuşur; fakat çok azı onu anlar… Güç aynı zamanda aşk gibidir de… Onu yaşamak, tanımlamaktan ve ölçmekten kolaydır; fakat bu onun gerçekliğini azaltmaz. Sözlükte, gücün bir şeyi yapabilme kapasitesi olduğu yazar. En genel anlamıyla, güç, birinin istediği sonuçları elde edebilmesi demektir.”

- Joseph Nye

Levent Uysal olmamda çok etkili olan üniversitedeki kürsü başkanı Süha Hocam hiç unutmayacağım cinsten bir çıkarım yapmıştı:

Levent Uysal olmamda çok etkili olan üniversitedeki kürsü başkanı Süha Hocam hiç unutmayacağım cinsten bir çıkarım yapmıştı:

“İnsanları bir araya getiren de herhangi bir nedendir. Üstelik kendilerine dönük bir nedendir bu. İlk önce iç dünyalarının boşluk ve tekdüzeliğini ortadan kaldırmak için bir araya gelirler. Birbirlerine ters gelen özellikleri ve tahammül edemedikleri hatalar ise onları birbirinden uzaklaştırır. Sonunda, bir arada var olabilecekleri bir sınır oluşur. Bu sınır, nezaket ve görgünün belirlediği ortak noktadır. Hatta bu uzaklıkta duramayanlara, İngilizcede “keep your distance! (mesafeni koru!)” tabiriyle cevap verilir. Bahsedilen sınır, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusunun kısmen karşılandığı yerdir. Üstelik bu noktada okların acısı da hissedilmez. Bir de kendi iç sıcaklığı yeterince yüksek olanlar, diğerlerine sıkıntı vermemek ve sıkıntı çekmemek için, topluluklardan uzak durmayı tercih ederler.”

Evet liderler, sınır çizen adamlardır.

Liderlikten dem vurduk, biraz Türkiye’den, Türk olmaktan konuyu açmak istiyorum. Gerçekten Türk olmak… Mesela sizce Türk nedir, Türk insanını nasıl değerlendirelim?

Türkün en büyük özelliği nedir: Sanırım savaşçı olması.  Türkler, savaşırlar. Gidiyor, savaşıyor, kazanıyoruz. Ancak katma değerli bir ürün ortaya koymuyoruz. Ordumuz güçlü, güçlüydü. İyidir, kötüdür ayrıca tartışırız ama güçlüydü ve bir el freni vardı.  Neden tek örnek almamız gereken insan için Atatürk diyoruz: orduda yetişti, savaşlara katıldı. Yani sahadan geldi. Takım

kurmayı, yönetmeyi öğrendi o yoklukta. Bir düzen planladı, katma değerler ortaya koydu. Bir devlet planladı ve o yoklukta ve düşmanlara rağmen, devleti kurdu. Karizması vardı, karizmayı ortaya koydu. Söylemleriyle, eylemleriyle, hitabetiyle, giyimiyle… İnsanlara değer verdi. Bu değeri gösterdi. Fabrikalar kurdu, sistemler kurdu.  Şu anda en büyük problemimiz, Atatürk’ün ortaya koyduğu değeri yok etmemiz. Hem içte hem dışta. Hem siyasi hem toplumsal.

Biz devletimizi, ideolojilerimizi, milletimizi hep önde tuttuk; sonra kendimiz, insanlarımız gelir. Türkiye’deki yapı bence bu. İşte gelecekteki nesillere de bu toplum bilincini aktarmak gerek.  Bunun üzerine de ahlaki değerleri kurmak gerekiyor ve bunları alıp teknolojiyle birleştirirsek doğru yapıyı kurarız. Örneğin, dünyanın en iyi yazılımcısı, eğer ahlaki eksiklikleri varsa; o zaman doğru ve iyi olanı yapamaz. Veya imanında eksiklikler olanlar, kolayca kandırılabilir.

Dünyanın tüm bilgilerine sahip olsalar ne olur?

Dünyanın tüm bilgilerine sahip olsalar ne olur?

Belki doğrudur, belki değildir. Dünyada tüm uluslar, çıkar odağında. Türkiye’de yaşayan tüm inanlar bu sebeple birlik ve beraberlik içinde olmalı. Türk demiyorum yalnızca, Türkiye’de yaşayan herkes bir olmalı. Senci, benci olmamalı, herkes bir arada var olabilir, aynı odak noktasında, aynı amaçta buluşabilir. Ben böyle bir yapıda yetiştim. Ben çok yumurta boyadım paskalyada, benim en yakın arkadaşım benim için oruç tuttu ramazanın ilk gününde. Başka şeylere inanan insanlar, insanlık temelinde buluşabilir. En büyük zenginliğimiz bu, Türk olmak bu demek. Ayrışmamalıyız, ayrı olmamalıyız. Farklılıklarımız yüzünden ayrışmamalıyız, farklılıklarımızla güçlenmeliyiz. Herkes sofrasındaki yemeği paylaşmalı. Liderin akıllı gücü, gücü kontrol etmesinden ileri gelir. Böyle düşünüyorum. Biraz bu konuyu açalım.

Güç nedir? Güç, insanın doğasında olan, herkes tarafından arzulanan ama pek çok tarafından anlaşılamayan ve kontrol edilemeyendir. İnsanlık tarihi pek çok savaşa tanıklık etmiş ve hala da etmektedir; çehresi, amacı ve hedefleri değişse de mücadeleler insanlığın ayrılmaz parçasıdır. Günümüzde, yüksek zayiatlı muharebelerin yerine daha akılcı stratejilere ihtiyaç duyulmaktadır ve devletlerin, klasik mücadele silahlarından önce diğer araçlarla diplomatik ilişkilerle istediklerini elde etmesi durumu söz konusudur. Güç, bu diplomatik ilişkilerin belirleyici unsurudur, kısaca zorla veya ikna metodu ile üstün gelebilme halidir ve “Bir ülkenin sahip olduğu imkân ve hareket kabiliyetini ödül, ceza, ikna ve zorlama gibi yöntemler kullanarak karşı tarafın davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirebilmesi” olarak tanımlanabilir.

Gücü, sert güç ve yumuşak güç olarak ikiye ayırtmak mümkündür. Sert güç, bir ülkenin askeri ve iktisadi kaynaklarından gücünü alır. Klasik yaklaşımın ön planda olduğu sert güce göre; askeri güç, gücün diğer tüm formlarına hükmeder ve askeri anlamda güçlü olan devletlerin siyasi kapasitesi ve yönetim kabiliyeti de fazladır. Askeri müdahalelere, baskıcı yönetimlere ve ekonomik yaptırımlara dayanır. Yeterli miktarda sert güç kaynağı varsa ve gerekirse kullanabileceği mesajını verebiliyorsa; bir devlet, diğer devletlerin karar almalarına müdahale edebilir ve planlarını kontrol edebilir.

Yumuşak güç ise, ülkenin ikna ve cezbetme kabiliyetlerine bağlıdır.

Yumuşak güç ise, ülkenin ikna ve cezbetme kabiliyetlerine bağlıdır.

Yani bir ülkenin, bir başka ülkeye zorla veya baskı kullanmadan istediğini yaptırabilmesinin yolları da vardır. Özellikle Soğuk Savaş Dönemi sonrası yumuşak gücün kullanımının önemi görülmüştür çünkü sert gücün başarısızlığında ortaya çıkan yıkıcı etkiler deneyimlenmiştir. Bu dönemde, gücün sadece askeri ve iktisadi temelli olmadığı; kurum, kuruluş, medya, ideoloji, kültür gibi unsurlarla da elde edilebileceği anlaşılmıştır. Bu kaynakların zenginliği, yumuşak gücün etkisini belirler. Bu yüzden kaynakların yönetimi oldukça önemlidir. Sert güçte olduğu gibi hükümet değil, toplum odaklıdır ve güvenilirlik, saygınlık üzerine kurulur.

Ancak ne sert ne de yumuşak güç, bir ülkenin uluslararası düzende sağlam bir varlık yaratması için tek başına yeterli değildir. Bu görüşün temelini oluşturan, 2006 yılında ABD’de ortaya atılmış Akıllı Güç kavramı ne sert ne yumuşatır; hedeflere ulaşmak için ikisinin birleşik bir şekilde, belirli bir denge durumunda kullanılmasıdır. Hem güçlü bir ordunun ve askeri kaynağın varlığını, hem de ittifakları, ortak yatırımları, sağlam bir ideolojiyi ve kültürü gerektirir. Gücün hangi durumda, nerede, nasıl ve ne şekilde kullanılacağını karar vermek ve uygulamaktan geçer. Hem toplumu şekillendirir hem de küresel gücün tanıtımını sağlar. Günümüzde çokça bahsedilen ve savaşların aldığı yeni biçim olan hibrid savaş kavramı, akıllı güce ihtiyaç duyar çünkü hibrid savaşlarda galip olabilmek için sadece askeri güç yeterli değildir, akıllı stratejiler de gereklidir.

Nitekim sert güç kaynakları bir nevi yumuşak güç kaynağına dönmüştür ve bir caydırıcı olarak işlemektedirler. Askeri kahramanlıklar, yetenekler ve teknolojiler yumuşak güç etkisi de yaratmaktadır. Meşru bir siyasi otorite altında, askeri kaynaklar siyasi bir araç olarak kullanılabilir ve devletin politik ikna yeteneğine destek olabilir.

Sonuç olarak, klasik sert güç muharebelerinin yaşattığı ağır zayiatlar, devletleri yumuşak güç arayışına itmiş ve yumuşak güç yoluyla güçlü olma isteğine yöneltmiştir. Ancak bu durum sert gücün popülerliğini yitirmesine sebep olmamıştır. Aksine, sivil-asker iş birliğini de önem kazanmasıyla birlikte günümüzde, sert güç unsurları hem ülke içinde hem de dışında bireysel ve kurumsal anlamda bir güç temsili ve caydırıcı görevi üstlenmiştir ve bu da yumuşak gücün etkinliği açısından önemlidir. Yani sert güç de, yumuşak güçle birlikte ikna edici konumuna gelmiştir. Burada önemli olan; bu iki gücün doğru şekilde kullanılabilmesi ve birleştirilebilmesi, sonucunda da akıllı gücün efektif hale getirilebilmesi. Bunun içi de, devletler önceki deneyimlerinden de güç alarak ve alanında uzman personel-yönetici yetiştirerek, nerede ve ne zaman, ne şiddette sert ve yumuşak gücü kullanması gerektiğini bilmeli, dengeyi iyi şekilde oturtabilmeli.

Ülkeler yalnızca salt askeri kaynaklarını değil, ekonomik, kültürel ve ideolojik kaynaklarını da güçlendirmeye çalışmalı; sadece korku değil, itibar ve saygı da gözetilen politik bir amaç olmalı. Akıllı liderlik de bu olguyu kontrol altında tutmakla mümkün olur.

Instagram

Twitter

Web

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
3
1
0
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?