Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

İş Güç Hepsi Bahane: Kitap Okumaya Vakti Olmadığını Söyleyen Herkes Aslında Yalan mı Söylüyor?

-

Bazı gerçeklerle yüzleşmemiz gerekiyor, çok acı olsalar da... Okumaya zamanım yok diyenler bir yalanı mı yaşıyorlar?

Bu ilginç konuyu araştırırken aşırı okumayı soruşturan çalışmadan, okuduğumuz sayfaların yapısının önemini anlatan bu akademik makaleden ve şu ilginç yazıdan faydalandık.

"Kitap okumaya bayılıyorum ama bu sıralar hiç zamanım yok" sözünü çok sık duymaya başladık.

Herkes okumanın tutkunu fakat her nedense hiçbir hobisi olmayan dostlar bile kitap okuyacak vakitleri farklı farklı yollarla dolduruyor ve artık bu bahaneler fazlasıyla yaygınlaşmaya başladı. Bazen biz de kendimizi bu bahanenin ardında bulabiliyoruz ve işin ilginci kitap okumaya zamanı olmadığını söyleyen herkes bu durumun bahane olduğunun farkında değil.

Gelin, bu işin aslını biraz araştıralım.

Öncelikle geleneksel okumanın gerçekleştiği kitapları, yani kağıt sayfalarında gerçekleşen okumayı zihnimizde canlandıralım. Binlerce yıldır okumanın mantığı sabitti, yani internet öncesinden bahsediyoruz.

Bir kitapta okuma nasıl gerçekleşir? Kelimeler yan yana dizilidir, yani yatay şekilde ilerler. Satır bittiğinde aşağı ineriz, yine uzun bir satırla karşılaşırız.

Devam etmeden evvel aşağıdaki sayfaya bir bakın. Bu sayfayı okuduktan sonra ilk refleks sayfayı değiştirmek olacak, değil mi?

İşte bu yönteme adapte olan zihnimiz felsefeyi de modern bilimleri de heybesine eklerken sayfaları belirli aralıklarla çevirip uzun satırlarla karşılaşıyor. Biz de böyleyiz, bu yapıdaki bir metin öğrenme kabiliyetimizi ve bunun yanında odaklanmamızı artırıyor. 

Kitap sayfası diye küçümsememek gerek.

Gelelim internet sonrası döneme, örneğin yoğun olarak fikirlerin çarpıştığı Twitter'a.

Aslında Twitter tüm internet mecrasının özeti, tüm metinler dikey yerleşmiş ve okurken sağa sola sayfa değişiminden ziyade 'kaydırma' adını verdiğimiz yöntemi kullanıyoruz. Hepi topu 10-15 yıllık bir alışkanlık bu ve her kaydırma bizi reklamlar, paylaşma butonları yahut farklı metinlerin olduğu kutucuklarla karşılaştırıyor. 

Mühim bir Tweet zinciri okuyor olsak bile ona odaklı kalabilmemiz insanüstü bir çaba gerektiriyor. Tabii bu esnada okuduğumuz telefona gelen bildirimleri hiç hesaba katmıyoruz.

İnternette yer alan milyonlarca ücretsiz kitap, makale odağın kesintiye uğradığı bu ortamda çoğu zaman hiçbir şey ifade etmiyor.

Ayrıca mühim bir ekonomi kitabı üzerine uzmanın yaptığı bir paylaşımı okuduktan sonra o kitabı, bir makaleyle ilgili yapılan yorumları okuduktan sonra o makaleyi okumuş gibi hissetmemiz, yani başkalarının bilgisini sahiplenmemiz de cabası.

Temelde birçok problem var ve ciddi bir yanılsamayla karşı karşıyayız. Bu yanılsamanın ve internet üzerinden takip ettiğimiz mecraların bize mirası ise aslında üzücü: Uzun metinleri, makaleleri okuyamaz olduk.

Farkında olmadan kaybettiğimiz 'uzun metin okuma' yeteneğimiz aslında bizim en kıymetli dostumuzdu.

İsterseniz deneyin, kalın bir romanın ilk birkaç paragrafını okurken aklınız hemen Twitter'a, YouTube'a kayacak yahut bir anda yorgun hissedeceksiniz. Tüm bunlar ortaya çıkmıyorsa bu yetenek halen orada bir yerlerde saklanıyor demektir.

Biraz da bu durumun garipliklerine bakmak gerekiyor. Bir çalışma tüm gün internette karşılaştığımız yazıları, okuduğumuz her şeyi ölçtü.

Gün boyunca televizyon, WhatsApp, internet derken o kadar çok yazıyla ilgileniyoruz ki hiçbir şey yapmayıp sadece kitap okusak kalın bir romanı bitirebiliyoruz. Farklı ifade edersek her gün bir romana tekabül edecek yazıyı zihnimize yerleştiriyoruz.

Durum böyleyken kitap okumaya ayıracak vaktimiz olmadığını söyleyip duruyoruz ama o vakti ve enerjiyi başka kanallara naklediyoruz.

Sosyal medya alışkanlıklarımızı ve daha da önemlisi bizim zihinsel yapımızı pek de istemeyeceğimiz şekilde değiştirdi. Ortaya çıkan durum ise uzun uzun tartışmaya açık: Her gün bir roman bitirecek kadar zamanımız var ama biz bu zamanı ne için kullanıyoruz?

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
coldhearted

Bana göre yalan söylüyor. Sosyal medyada başkasının götünden uydurduğu skindirik aşk hikayelerine, gazetelerin gaz alma amaçlı yazdığı yalan yanlış haberlere, ünlülerin laf kavgalarına, başkasının etek boyuna, taytına ayıracak zamanı olan kitaba da hayli hayli zaman ayırır. 'Zamanım yok' yerine 'Kitap okumak istemiyorum' diceksin bu kadar basit. Saygılar.

gzm-ynklr

Okumayı çok seviyorum bu alışkanlığı çocuk yaşta kazandım.

alestatorni

"Kavrayış yokluğu, kararsız zihne tecavüz eder" demiş luc.Okumadan nasıl gelişecek kavrama yeteneği.

blizzard

Türkiye'de kimin ya da kimlerin yaydığı belli olmayan bir takım kalıplaşmış bilgiler vardır ve bunların dışına çıkılamıyor. Bu kalıplaşmış bilgiler hemen hemen her alanda bulunur. Kitap okumayı hobiler kısmına almışlar meselâ. Hobinin kelime anlamına baktığımızda kitap okumanın, gezmenin, spor yapmanın ve dizi seyretmenin hobi olamayacağını anlıyoruz. Yani doğru kitapları okumak insanın hayatında yapması gereken bir eylem. Bununla birlikte boyalı arabayı satamazsınız ki başka bir kalıplaşmış saçmalıktır. Ev telefonunu iki kere çalmadan açmamak vardı. Çok şükür bundan kurtulduk.

ulgoatsahf

Kitap okumaktan arta kalan zamanlarımda diğer işlerimi yaparım.

Görüş Bildir