Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Tarihi Batı Sanatının Çok Daha Öncesine Dayanan, Geleneksel İran Sanatından 7 Muhteşem Örnek

'Sanat' denildiğinde aklımız hep batıya gidiyor nedense... Belki de bu durum batının uyguladığı baskıcı ve yayılmacı politikaların bir sonucudur. Fakat doğuda da sanat yapılmıyor sanmayın! Öyle ki, doğu sanatının tarihi batının çok daha ötesine dayanır. Özellike Çin, Hint, Türk ve İran sanatının geçmişi, bugün 'sanat' kavramını şekillendiren batıdan çok daha eskidir. 

Bu içeriğimizde, sizlere 7 İran sanatını sunuyoruz. Kimisi binlerce yıllık, kimisi ise modern zamanlara dayanan bu sanat türleri, batılı sanata hiç benzemiyor ama batıya esin kaynağı olduğu aşikar. İşte komşumuz İran'ın en en önemli geleneksel sanatlarından 7 tanesi;

1. Hatem Sanatı

Ahşap eşyaların yüzeyini, eşkenar ya da ikizkenar ahşap, kemik ve metal küçük üçgenler ile mozaiğe benzer bir tarzda süsleme sanatı olan hatem, en az dörtyüz yıldan beri ülkenin bazı şehirlerinde, özellikle de Şiraz ve İsfahan’da icra edilmiş ve edilmektedir. Elimize ulaşan en eski hatem örnekleri Safeviler dönemine aittir ancak bu sanatın Deylemîler döneminden beri İran'da var olduğunu gösteren kanıt ve belgeler de bulunmaktadır.

İslâm İnkılabının başarıya ulaşmasından sonraki yıllarda hatem sanatı oldukça gelişmiş ve Şirazlı, İsfahanlı, Golpayeganlı ve Tahranlı hatem ustaları, değerli hatem eserlerin üretimi ve bu sanatın kullanım alanlarının yaygınlaştırılmasında önemli çabalar sarfetmişlerdir.

2. Muarrak Sanatı

Ahşap kullanılarak icra edilen bir sanat dalı olan “Muarrak”, eldeki belgelere göre ilk olarak Hindistan’da ortaya çıkmış olsa da, asırlar önce İran’a gelmiş ve İranlı sanatkar ve zanaatkarlar tarafından geliştirilip yaygınlaştırılmıştır.

Muarrak ustasının ihtiyaç duyduğu ana madde ahşap olmakla birlikte, son yıllarda özellikle sedef, metal ve kemik de kullanılır olmuştur. Muarrak eserin yapım aşamaları şöyledir; Sanatçı ilk olarak, geleneksel motiflerden ilham alan kendi modelini ince bir kağıt üzerine çizer ve bunu üç tabakalı bir tahta üzerine yapıştırır. Sonra çok ince küçük çiviler yardımıyla, genellikle bir çeşit palmiye ya da gül ağacından olan 5 mm. kalınlığındaki asıl zemin üzerine tutturup kıl testereyle dış çizgilerini dikkatlice keser. Motifin tüm çizgilerinin kesimi tamamlanıp asıl zemin, motiflerinin yeri boş kalmış bir tablo haline gelince üç tabakalı tahtayı ondan ayırır.

3. Telkari

Bu sanatta altın ya da gümüş teller, sanatçının dikkat ve özeniyle, yapılması düşünülen eşyanın şeklinde ve geleneksel motifler formunda bir araya getirilir.

Pek çok araştırmacının ortak görüşü , İran’ın en eski melile sanatı örneğinin M.Ö. 550 – 330 yıllarına ait olduğu yolundadır. M.Ö. 330 – 224 yılları arasında melile sanatı İran’da dikkate değer ölçüde yaygınlaşmıştı. “Doura Europos”ta ele geçen eserler de buna tanıklık etmektedir.

Meşhur İranolog Arthur Pope “İran Sanatının Şaheserleri” adlı kitabında Rey şehrinde bulunan M.Ö. 12. asırdan kalma melile sanatı (telkari) eserlerine değinmektedir.

Altın ve gümüşten yapılan melile eserlerin pek çoğu, metallerinin yeniden kullanımı amacıyla eritilmiş olduğundan bugün elimizde çok fazla örnek bulunmamaktadır. Ancak Kaçar Hanedanı döneminden itibaren, melile işi nargile başlıkları, bardak altları, tepsiler ve küpeler görülebilmektedir. Bunların bir kısmı ülke içi ve dışındaki müzelerde, bir kısmı ise özel koleksiyonlarda ya da ailelerin elinde bulunmaktadır.

4. Mine Sanatı

Her ne kadar Hicri Kameri 10. asırdan daha öncesine ait, dikkate değer sayıda İran mine sanatı eserleri günümüze kadar ulaşmamış olsa da, eldeki eserler üzerine yapılan sınırlı incelemelerden ve araştırmacıların görüşlerinden elde edilen sonuçlar, İran’da mine satının geçmişinin M.Ö ikinci bin yıla kadar uzandığını göstermektedir. Meşhur İranolog Pope, mine sanatının M.Ö. 1500 yıllarına uzanan bir geçmişi olduğunu belirterek onu “Ateş ve toprağın ışıldayan sanatı” diye tanımlar.

“Ateş üzerine minyatür” diye de adlandırılan ve bir dizi karmaşık kimyasal etki-tepki sürecinden oluşan mine sanatı altın, gümüş ve bakır gibi değerli metallerin mine boyalarıyla süslenmesi temeline dayanmaktadır. Bu mine boyalar, cam elementleriyle karıştırılıp metal eşya üzerine uygulandıktan sonra fırınlanan metal kökenli oksitlerden ibarettir.

Mine sanatını bir “laboratuvar sanatı” diye de tanımlayabiliriz, zira bu sanatın icrası için özel kimyasal işlemlerin dikkatle uygulanması ve ateş ile ısının kontrolü gerekmektedir. İşte bu noktada üretimin her aşamasında dikkat ve özenle etkin bir şekilde yer alması gereken mine sanatçısının önemi ortaya çıkar.

5. Halı Dokumacılığı

1949 yılında, Sibirya’nın güneyindeki Altay bölgesinde, Rus arkeolog “Rodenko”nun gayretleriyle ortaya çıkarılan, üzerinde Taht-ı Cemşid gibi İran’ın diğer eserlerinde de göze çarpan motiflerin aynısı görülen ve sanat bilimcilere göre M.Ö. 500 yıllarına yani Ahamenişler dönemine ait ve İran’da dokunmuş olan “Pazırık Halısı”nın keşfiyle, eşsiz halı sanatının doğum yerinin İran olduğu konusunda en ufak bir şüphe kalmamıştır.

Ahamenişlerden sonraki dönemlerde de İran halısı ilgiye şayan olmuştur öyleki; Sasanîler, özellikle de Hüsrev Perviz döneminde, atkısı ipekten yapılmış ve altın, gümüş ve değerli mücevherlerle süslenmiş olan “Baharistan” adıyla meşhur bir halıdan söz edilir. Meşhur İranlı şair Firdevsî de Şahname’sinde, Kâbil hükümdarının, Rüstem’in babası Zal’a gönderdiği hediyelerden biri olarak halıdan bahseder.

Yüce İslâm dininin zuhurundan sonra da, çeşitli kitaplar ve seyahatnamelerde, evlerde kullanılan halılardan söz edilir. Yine onuncu yüzyılda Roma saraylarındaki önemli törenler sırasında değerli İran halılarının serildiği de bilinmektedir.

6. Cam İşleme

Camı ilk kez M.Ö. dördüncü bin yıldan daha önce Finikeliler yaptılar ve daha sonra Mısırlılar, İranlılar, Hintliler gibi diğer milletler de cam yapmayı başardılar.

İran’ın çeşitli bölgelerinde yapılan kazılarda ele geçen ve küçük bir kısmı Tahran Billur ve Seramik Müzesinde sergilenen M.Ö. 3. ve 2. bin yıllara ait cam eşyalar, bu değerli sanatın ülkemizdeki uzun geçmişine tanıklık etmektedir. Ahamenişler döneminden kalma billur kadehler, zarif cam düğmeler, üfleme metoduyla yapılan ve maharetle kesilen cam sanatı örneklerinin tümü eski İran dönemine ait olup, cam işleme sanatının İran’ın yazılı tarihinin başlangıcından M.S. 7. yüzyıla kadar ne denli yaygın ve itibarlı olduğunu anlatmaktadır.

İslâmî döneme ait detaylı bilgiye sahip olmamakla birlikte, çeşitli yörelerden elde edilen örnekler bu dönemde de muhtelif cam kap, şişe, demlik, vazo, fincan ve esans şişeleri yapıldığını gösterir.

7. Kalemzeni

Kalemzeni
Kalemzeni

Metal üzerinde, yontma oyma ve çeşitli demir ya da çelik kalemlere çekiç darbeleri vurarak geleneksel motifleri uygulama sanatına “Kalemzenî” denir. Bu sanatta altın, gümüş, alaşım ve çoğunlukla da bakır olan işlenecek madde üzerine motif çizilip kaleme inen çekiç darbeleri ile nakşedilir. Bazen de kalemzenî ustası zihninde oluşturduğu motifi model olmaksızın direkt olarak uygular.

Desenlerin uygulanmasından önce yumuşak bir metal olan bakırın delinmesini engellemek amacıyla içi ziftle doldurulur ve uygulamadan sonra bu zift boşaltılır. Eğer bir tabak yapılacaksa, tabak büyük bir parça zift kalıbı üzerine yerleştirerek uygulanır.

Her ne kadar, genel olarak bu sanatta kullanılan ve ucunda çeşitli motiflerin oyulmuş olduğu kalemlerin sayısı yüzyirmi olarak zikr edilmiş olsa da kalemzeni ustaları eserlerine çeşitlilik kazandırmak ve yenilikler yaratmak amacıyla, kendilerine özel kalemler de yapmışlardır.

En güzel çiçek ve gül motifleri, yapraklar, kıvrımlar, en zarif güneş motifleri ve diğer geleneksel motifler, bazen de Sadî, Hâfız, Hayyam ve diğer usta şairlerin dizeleri, kalemzenî ustalarının sihirli kalemlerinin ucunda, altın, gümüş, pirinç, bakır vb. üzerinde hayat bulup ölümsüzleşir.

Kaynak

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir