Herkesin Etrafını Saran Acımasız Yalnızlığı Anlatarak Uzun Uzun Düşündüren Tabloların Sahibi: Edward Hopper

-

Kalabalıklar içindeki yalnızlık bir klişe olabilir ama Edward Hopper'ın gerek kalabalıklar içinde gerek kalabalıklara hasret kalınan anlarda yaşanan yalnızlığı, kimi zaman yabancılaşmanın eşliğinde resmettiği tabloları sanat tarihine iz bırakan eserler arasında yer alır. İçinizi kaplayan hüzüne aldanmayın, hepsinini birer anlamı var.

Çayınızı kahvenizi alın gelin, ABD'li ressam Hopper'ın eserlerini düşündüren detaylarıyla irdeleyelim, ufak bir sanat tarihi yolculuğu yapalım.

1882'de doğan ressam/grafiker Edward Hopper'ın sanatına bakarken nelerin ona ilham olduğunu anlayarak başlayalım.

Hopper'ın birazdan göreceğimiz eserleri sanki Amerikan toplumunda yaşanan çarpıklığın, biraz daha yumuşatacak olursak zorunlu yalnızlığın yansıması gibi görünse de o sanatında sadece kendini anlattığını, böyle esinlenmelere yer vermediğini belirtir durur.

Hopper dendiğinde akla ilk gelen eser, 'Gece Kuşları' yalnızlığın vücut bulmuş hali olarak görülür.

Hopper bu yapıtında gece boyunca açık olan bir kahve standından esinlendiğini söyler, tabloya baktığımızda birinci dakikada dikkat çekmese de birazdan bu tablo özelinde yeniden anacağımız Celine Symbiosis'in tabloyu incelerken belirttiği tespiti yerindedir:

Sıcak ışığı olan bir yerde sakin bir sohbet ortamı.
Ama kapısı yok ve bu yüzden biz buna dahil olamıyoruz.

Yani belki de içinde oturanların bile davetli olmadığı bir sohbet ortamı bu.

Sohbet eden insanlar, yudumlanan kahveler, binaların sönük ışıkları... Anladığımız kadarıyla gecenin geç saatlerinde bir anın resmi bu fakat ismi neden Nighthawks(Gece Kuşları)?

Türkçe'deki anlamı bir yana, İngilizce'deki yırtıcı, avcı kuş anlamının bu tabloya yakıştırılma sebebini biraz düşünmek gerek. Şayet avlananlar varsa av kim? Yoksa buradaki herkes birer avcı mı? Yoruma açık.

Hopper birden fazla anlam yüklenebilecek bu tablonun yaratım sürecini ''Tamamen bilinçsizce, yalnızlaşan büyük bir şehri resmettim.'' diyerek özetliyor.

Yalnızlaşmayı anlamak için birlikte olan fakat sadece orada 'bulunan', birbirine bakmayan, belki de konuşmayan insanları görmek yetiyor.

Herkesin bir yalnızlığı var ve diğerlerinin nefes sesleri fincana doldurulan kahvelere karışıyor fakat kimse yalnızlığını paylaşmıyor.

Yalnızlığı kalabalıklar kümesini dışarıda bırakarak anlattığı Otomat tablosuna bakalım bir de.

Hopper'in diğer tüm eserlerinde olduğu gibi bir olağanlık hakim olsa da zihinleri karıncalandıran detaylar var bu tabloda. Örneğin, kadının yüz ifadelerinin belirsizliği sebebiyle ruh halini kestirmek zor. utlu mu yoksa hazin bir olayın ardından kendini sokağa mı atmış?

Yapılacak, daha doğrusu yapılabilecek en net yorum kadının mutlu olmadığını söylemek olacaktır.

Bunun dışında mekanda yalnızlığı, dışarının karanlığında camdan yansıyan ortam ışıkları ve karanlık renklerin tümü birer tutam iç sıkıntısı katar bu tabloya.

Avrupa'da uzun süre bulunduğundan mıdır bilinmez, Amerikan toplumunun yalnızlığı üzerine birbirine benzer birçok temayı ustaca işlemiştir.

Neredeyse bomboş bir salonda yalnız başına oturan, boş bakışlarla etrafı izleye bir kadının resmedildiği Intermission tablosunda bu yalnızlığın artık son noktasını sezmek kolaydır. Bir film ya da tiyatro izlemek için gelmemiştir bu kadın, bakışlarının yönünden bunu anlamak kolaydır.

Ne için geldiği ve neler düşündüğü mutsuz ve yalnızlığının ardında gizlidir.

New York Restoranı tablosu tekil kişileri ele almaz, burada Hopper'ın diğer tablolarında da karşımıza çıkan 'anı yakalama' gücünü sunar.

Tabloda herkes hareket halindedir, sadece paltosunun bir kısmıyla dahil olan kişi de, başka işlerle uğraşan ve sırtı dönük garson da restoranın temposuna uyarak yaşamaya devam ederler.

Tablonun odağındaki kişiler çift olsa da erkeğin yüzündeki ifadesizliğe artık şaşırmıyor olmamız gerekiyor.

Hopper her tablosunda ayrı bir detayla yalnızlığı tanımlasa da onun tablolarında yalnızlık sadece insanlara mahsus değil.

Yapılar, evler, otomobiller bile yalnızlıktan nasibini alıyor. 

House by the Railroad tablosunda gerek renkleri gerek ışık oyunlarıyla temsil edilen 'yalnızlık evi' bunun en iyi örneği olabilir. 

Bize yalnızlığı resmederek yalnız bırakmayan Hopper'a hep birlikte teşekkür ediyoruz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
lol-hiphop

harika bir içerik. buna benzer resimleriyle (genellikle) insan ve hayvan figürleri kullanmadan dinginliği betimleyen günümüz ender sanatçılarından Jim Holland'ı da araştırmanızı öneririm sevgili editör. Ben çok seviyorum.

cent

Jim Holland-dan bi keresinde vardı böylebir içerik

lol-hiphop

eveet burdaymış onedio.com/haber/jim-holland-in-cizdigi-bu-24-resme-baktikca-iciniz-tarifsiz-bir-huzurla-kaplanacak-809808

Görüş Bildir