Geçici Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı ve Suriyelilerin Geri Dönüş Hikayesi
Koç Üniversitesi’nden Ahmet İçduygu hocamızla bir süredir Suriyelilerin geri dönüşünü araştırıyoruz. Sahada gördüklerimiz, aklıma takılanlar ve içime dert olanlar bu kez tek bir metinde toplandı. Dilimde eski bir şarkı: “Dönmek, mümkün mü artık dönmek, onca yollardan sonra yeniden yollara düşmek…”
Sene 2011. Sınırlar açılıyor, insanlar geliyor. Savaşın içinden çıkan, evini geride bırakmak zorunda kalan milyonlar…
O günlerde kimse bunun bu kadar süreceğini öngörmüyordu. “Birkaç ay” denildi, “belki bir yıl.” Savaş biter, herkes evine döner sanıldı. Bu yüzden “misafirlerimiz” dendi; kelime hem sahiplenmeyi hem geçiciliği taşıyordu.
Zaman ise başka türlü aktı.
Bugün 2025’teyiz. Yıllara yayılan bir hayat hâlâ “geçici” diye adlandırılabilir mi? Mesele insanların burada olup olmaması değil; uzun süredir burada yaşayan milyonların hayatını hâlâ geçicilikle tarif edip edemeyeceğimiz. Süre uzadıkça bu tanım, hukuki bir çerçeveden çıkıp hayatın kendisine dönüşüyor.
“Mobilya İstemiyoruz, Yarın Gidebiliriz”

İdlib yakınlarında bir Suriyeli şöyle demişti:
“Artık mobilya sahibi olma alışkanlığımızı kaybettik.”
Mobilya almamak… Çünkü yarın yeniden yola çıkma ihtimali var. Ev kalıcı bir yuva değil, bir durak gibi.
Böyle zamanlarda valizler tam açılmaz; fotoğraflar duvara asılmaz. Eşyalar “uzun yıllar kullanırım” düşüncesiyle seçilmez. Her şey ihtimale göre düzenlenir.
Bazıları yıllardır valizle yaşıyor; Türkiye’de de, Suriye’de de. Valizle yaşamak, geleceği katlayıp bir köşeye koymak gibi: Her an gidecekmişsin gibi… ama çoğu zaman gidemeden.
Hukuki Bir Tanımın Ötesi

Statünün adı: Geçici Koruma.
Türkiye’de doğmuş, büyümüş, Türkçe konuşan yüz binlerce çocuk var. Okula burada başladılar; hayatlarının büyük kısmı burada geçti. Suriye çoğu zaman anne-babalarının anlattığı bir hikâye.
Ama hukuken hâlâ “geçici” sayılıyorlar.
Bu yalnızca idari bir kategori değil; aynı zamanda psikolojik bir hâl. İnsan kendini sürekli parantez içinde hisseder: “Şimdilik buradayım.” Zamanla bu cümle hayatın temel cümlesine dönüşür.
İki Zamanın Arasında

Süre uzadıkça insan, iki zaman arasında yaşamaya başlar.
Geçmiş: Suriye. Evler, sokaklar, komşular.
Gelecek: Belirsiz. Dönüş mü, kalış mı, başka bir yer mi?
Şimdi ise askıda kalır.
Ev kiralarken, iş kurarken, çocuğunu okula gönderirken aynı soru içten içe dolaşır:
“Daha ne kadar?”
Bu soru planları eritir, aidiyeti de aşındırır. İnsan kendini kalıcı hissetmediği yerde kök salamıyor; geri dönemediği yere de artık tam olarak ait hissedemiyor.
Dönüş Mümkün mü?

Son yıllarda “gönüllü geri dönüş” daha görünür. Kuzey Suriye’de yerleşim alanları kuruldu. Dönenler var; başarı hikâyeleri anlatılıyor.
Bunlar gerçek. Ama tablo bundan ibaret değil.
Bazıları eski evlerinin yerinde enkaz buluyor. Yoksul mahalleler büyük ölçüde yıkılmışken daha varlıklı semtler görece ayakta kalmış. Savaş, en ağır bedeli yine en kırılganlara ödetmiş.
Dönen biri için soru şu:
Ev yoksa, iş yoksa, imkân sınırlıysa bu gerçekten “eve dönüş” müdür?
Yoksa sadece başka bir belirsizliğe geçiş mi?
Bazen sıla da gurbet olur.
Askıda Bir Hayat

Valiz taşımak zor değil. Asıl zor olan, geleceğin ne zaman başlayacağını bilememek.
Bir işe girersin ama uzun vadeli plan kuramazsın.
Ev kiralarsın ama “yerleştim” diyemezsin.
Çocuğunu okula gönderirsin ama nerede büyüyeceğinden emin olamazsın.
Ne tam burada.
Ne tam orada.
Ne bütünüyle geçici.
Ne de tam anlamıyla kalıcı.
On dört yıl önce başlayan savaş, milyonlarca insanı sadece mekânsal değil, zamansal olarak da yerinden etti. İnsanlar artık ülkeler arasında olduğu kadar geçmişle gelecek arasında da yaşıyor.
Bu mesele artık bir acil durum değil; toplumsal bir gerçeklik. Savaş başladığında doğan bir çocuk bugün ergenlik çağında. Hayatının neredeyse tamamı bu belirsizlikte geçti.
O çocuk için “ev” neresi?
Sıla nerede, gurbet nerede?
Yine bir şarkı düşüyor aklıma:
“Neresi sıla bize, neresi gurbet, yolar bize memleket…”
Göç yalnızca sınırların değil, zamanın da meselesi. İnsan nerede yaşayacağını bilmek ister; ne kadar süreyle yaşayabileceğini de.
Ve belki de asıl mesele şu:
Artık kimse bütünüyle geçici değil.
Ama kimse bütünüyle kalıcı da değil.
Haftaya geri dönenlerle bir araya gelmek üzere Şam’da olacağım. Dönüşte yine yazarım; belki o zaman “dönüş” kelimesinin neye benzediğini biraz daha yakından anlatırım.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

