onedio
article/comments
article/share
Haberler
Futbol Sahası’nın Arka Bahçesi

etiket Futbol Sahası’nın Arka Bahçesi

Türk futbolunun vicdanı, algısı ve büyük illüzyonu üzerine 5 bölümlük bir yazı dizisi

Bu bir maç yazısı değil.

Bu, topun nereye gittiğinden çok bizim neden bu kadar kolay savrulduğumuzu konuşan 5 bölümlük bir yazı dizisi.

Beş bölüm boyunca sahanın görünen yerine değil, arka bahçesine bakacağız.

Yani skordan çok karaktere, pozisyondan çok algıya, karardan çok o kararın bizde neye dönüştüğüne.

Çünkü bu ülkede futbol sadece futbol olmuyor.

Biraz öfkeye dönüşüyor.

Biraz kimliğe.

Biraz bahaneye.

Biraz da herkesin kendi vicdanını takım rengine göre yeniden düzenlediği dev bir simülasyona.

Bugün ilk durak, belki de her şeyin başladığı yer:

Kendi lehimize olunca “oyun aklı”, aleyhimize olunca “ahlaksızlık” dediğimiz o büyük ahlaki esneklik.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bizimki Düşünce Kurnaz, Rakip Düşünce Emek Hırsızı (Bölüm: 1/5)

Bizimki Düşünce Kurnaz, Rakip Düşünce Emek Hırsızı (Bölüm: 1/5)

Kendi oyuncumuz yere düşünce “oyun aklı” diyoruz, rakip aynısını yapınca ahlak dersi vermeye başlıyoruz. Hakemin lehimize yorumu “takdir hakkı”, aleyhimize düdüğü ise futbol tarihinin en büyük adaletsizliği. Türk futbolunun belki de en istikrarlı tarafı, ilkelerimizin forma rengine göre değişmesi.

Top ceza sahasına şişiriliyor.

Bizim forvet savunmacının omzunu hisseder hissetmez kendini yere bırakıyor. Evde biri hemen hükmü veriyor:

“Teması aldı. Çok Kurnaz adam.”

Aynı akşam rakip aynı şeyi yapıyor. Bu kez cümle değişiyor:

“Bu da futbol değil artık. Resmen emek hırsızlığı.

İşte mesele tam burada başlıyor.

Biz sadece maç izlemiyoruz. Ahlakımızı da formaya göre güncelliyoruz.

Kendi oyuncumuz düşünce buna kurnazlık diyoruz.

Rakip düşünce sahtekarlık.

Kendi hocamız hakemin üzerine yürüyünce “takımına sahip çıkıyor” diyoruz.

Rakip yapınca tiyatrocu.

Lehimize hata olunca “takdir hakkı” diyoruz.

Aleyhimize düdük çalınınca sanki futbol tarihinin en büyük kumpası kurulmuş gibi davranıyoruz.

Garip ama gerçek: Biz futbolda adalet istemiyoruz. Biz kendi tarafımıza yakışan bir ayrıcalık istiyoruz.

Garip ama gerçek: Biz futbolda adalet istemiyoruz. Biz kendi tarafımıza yakışan bir ayrıcalık istiyoruz.

Zaten bu ülkenin futbol hafızasına giren o şahane kelime bile bunu anlatıyor: ofsaytımsı.

Başka yerde pozisyon ya ofsayttır ya değildir.

Bizde yetmiyor.

Çizgi çekiliyor, görüntü geliyor, kural ortada duruyor ama yine de birileri küçük bir kaçış kapısı arıyor. Çünkü netlik bize sert geliyor. Yoruma açık bir boşluk lazım. Tutunacak bir “ama” lazım.

“Tamam ofsayt ama öyle dümdüz ofsayt değil. Biraz ofsaytımsı.”

Kelimeye bak.

Sanki futbol terimi değil, vicdan kaçamağı.

Eminim siz de denk geldiniz.

Bizim oyuncu rakibe hafifçe basar, hemen savunma başlıyor:

“Orada ayağını koyacak yer yok.”

“Temas bu oyunun içinde var.”

“Rakip çok iyi sattı.”

Aynı hareketi rakip yapsın, stüdyoda adli tıp açılıyor.

Ayak açısı, taban şiddeti, temas süresi…

Bir anda herkes olay yeri inceleme uzmanı.

Çünkü biz pozisyonu anlamaya çalışmıyoruz.

Biz kendi öfkemizi haklı çıkarmaya çalışıyoruz.

Bir de işin saha içi kurnazlık kısmı var.

Bazen insan gerçekten şüpheleniyor: Futbolcular hafta içi sadece taktik mi çalışıyor? Yoksa gizli bir uzmanlık programı da mı var?

Ceza sahasında nasıl inandırıcı düşülür.

Rakibe çaktırmadan nasıl basılır.

Hakeme dönüp “Ben hiçbir şey yapmadım” yüzü nasıl takınılır.

Maçın yaramaz çocuğu olunurken çizgi nasıl son anda aşılmaz.

Rakip stoper iki cümleyle nasıl delirtirilir.

Çünkü bazı futbolcuları izlerken insan topçu değil de saha içi manipülasyon bölümünde yüksek lisans yapmış biriyle karşı karşıya olduğunu düşünüyor. Topla ilişkisi sınırlı ama ortam yönetimi ileri seviye. Bir bakıyorsun adam futbol oynamaktan çok sinir sistemiyle oynuyor.

Ve dürüst olalım:

Kendi takımımızda böyle biri varsa içten içe biraz hoşumuza gidiyor.

“Tam kurt adam.”

“Böyle tilki lazım.”

“Rakibi sinir ediyor, iyi yapıyor.”

Rakipte olunca?

Bir anda futbolun ahlak bekçisine dönüşüyoruz.

Bizimki profesyonellik, rakibinki sahtekarlık.

Bizimki oyun aklı, rakibinki çirkeflik.

Bizimki mücadele, rakibinki karaktersizlik.

Türk futbolundaki büyük kriz sadece kalite krizi değil.

Dipte daha sinsi bir şey var:

Biz futbolda doğruyu aramıyoruz. Kendimize uygun doğruyu arıyoruz.

Biz futbolda doğruyu aramıyoruz. Kendimize uygun doğruyu arıyoruz.

O yüzden hiçbir tartışma bitmiyor.

Kimse “ne oldu”yu konuşmuyor.

Herkes “bu kime oldu”yu konuşuyor.

Aynı pozisyon.

Aynı temas.

Aynı görüntü.

Ama iki ayrı ahlak davranışı.

Normal hayatta dürüstlükten, emekten, haktan söz eden adam; derbi gecesi kendi oyuncusu attığında “tecrübe”, rakibinkini “rezillik” diye paketleyebiliyor. 

Aynı insan. Aynı akşam.

Demek ki mesele ilke değil.

Çoğu zaman mesele sadece sıra kime geldiği.

Futbolda elbette kurnazlık olacak.

Psikolojik savaş olacak.

Gri alan olacak.

Kimse saf değil.

Mesele bunların varlığı değil.

Mesele, bizim bunları sadece başkası yapınca bir anda medeni dünyanın son savunucusuna dönüşmemiz.

Sorun çirkeflik değil sadece; çirkefliğe bile takım forması giydirmemiz.

Sorun çirkeflik değil sadece; çirkefliğe bile takım forması giydirmemiz.

Ve belki bütün hikayenin özeti şu:

Biz sahada sadece topu izlemiyoruz.

Kendi vicdanımızın ne kadar kolay bükülebildiğini de izliyoruz.

Bu yazıyı okuyanlar tam burada ikiye ayrılıyor:

Bir grup diyecek ki futbolda bunlar oyunun doğasında var; biraz kurnazlık, biraz manipülasyon, biraz baskı olmadan zaten rekabet olmaz.

Diğer grup ise şunu söyleyecek: Hayır, tam da bu yüzden yıllardır aynı çamurun içinde dönüp duruyoruz; karakter bozulmasını “oyunun ruhu” diye paketleyip normalleştiriyoruz.

Belki iki tarafın da elinde bir parça gerçek var.

Ama bir taraf daha dürüst.

Çünkü en azından şunu kabul ediyor:

Biz sahada sadece oyunu değil, işimize gelen ahlakı da oynuyoruz.

Ve galiba işin daha karanlık tarafı şu:

Biz sadece kendi oyuncumuza torpil geçmiyoruz.

Kendi ahlakımıza da torpil geçiyoruz.

Çünkü bu hikaye sadece bizim neye yanlış, neye kurnazlık dediğimizle bitmiyor.

Bir de hep birlikte bağırarak, baskı kurarak, hakemin aklıyla oynayarak gerçeği kendi lehimize bükmeye çalıştığımız bir tarafı var.

Bir sonraki bölümde sahadaki oyuncuları değil, tribündeki ve ekran başındaki o dev kalabalığı konuşacağız.

Adalet isteyenleri değil, aslında sadece kendine ayrıcalık isteyenleri.

Instagram

X

LinkedIn

Web

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
Konuşuyorum, anlatıyorum, düşünüyorum. İletişim, satış, pazarlama ve bilim dünyası adeta benim sınırsız oyun alanım. Podcast dünyası ve internet yazarlığı da benim için sürekli cezbedici bir alan.
Tüm içerikleri
right-dark
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
1
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam