Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ercan Altuğ Yılmaz Yazio: 7 Özgür Sanat ve 8.Sanat Olarak Oyun

276PAYLAŞIM
Yazio Banner

Hayatın içinde en az insan kadar yer kaplayan; herhangi bir yolda yürürken, toplu taşımada kulaklığımızın ucunda, bir caddede rengârenk afişlerde, bir alışveriş merkezinin koridorlarında, sinema salonlarında, galerilerde, atölyelerde ve şimdi aklımıza gelmeyen birçok yerde bizi olağan misafirperverliğiyle karşılayan bir olgu: Sanat.   

Daha önce “Sanat Nedir” diye hiç düşündünüz mü? 

Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğünden doğrudan alıntı yaparak söze başlamak istiyorum. 

‘’1.Bir duygu, tasarı, güzellik vb.’nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık. 2. Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım. 3. Bir şey yapmada gösterilen ustalık.’’ 

Sanat, insanlık tarihinin her döneminde var olmuş, insanlıkla yaşıt bir olgudur. Sanatsal etkinliği, bazı düşüncelerin, amaçların, duyguların, durumların ya da olayların, deneyimlerden yararlanarak, beceri ve düş gücü kullanılarak ifade edilmesine ya da başkalarına iletilmesine yönelik yaratıcı bir insan etkinliği diye de tanımlanabilir. [1] Sanata nesnel ve öznel yaklaşımlara göre farklı bakış açıları yansıtılmıştır ve tahmin edeceğiniz gibi sanat tanımı her dönemde tartışmaya açık bir konu olmuştur. Nesnel yaklaşımda sanat toplumsal etkilerle, öznel yaklaşımda ise salt bir bireysellikle yaratılır. 

Kant’a göre; sanatın kendi dışında hiçbir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel sanatı ancak bir deha yaratabilir. 

Hegel’e göre; sanattaki güzellik doğadaki güzellikten üstündür. Sanat insan aklının ürünüdür. Kendisine doğanın taklidinden başka amaç bulmalıdır. 

Tolstoy, “İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket ses çizgi renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştır.” demektedir. 

İnsan nasıl duymaya düşünmeye başladığı andan itibaren kelimenin gerçek anlamıyla hayata yerleşmeye başlamış olursa insanlık da duygularını ve düşüncelerini sesler, çizgiler ve renklerle canlı ve cansız simgeler halinde şekillendirmeye başladığı andan itibaren gerçekten tarih sahnesine çıkmış olacaktır. Sanat; din ve felsefe gibi insanı günlük hayatın dar kalıplarından kurtaran bir teneffüs anı gibidir. Yalın haliyle sanat, hayata karşı tel örgülerimizi indirdiğiniz ve ağacın toprağa tutunma çabasından arınıp yaprak vermeye başladığımız döngüsel bir anlatımdır.

Sanatın ne olduğu artık gözümüzde canlandığına göre bir soruya daha cevap arayalım. Bir yapıtın sanat olması için ne gerekiyor?

Peki, yıllar öncesinde yapılmış, o dönemin şartlarında sadece işlevsel kullanım amacıyla zanaat için üretilen bir ahşap kapı, demir anahtar ya da kilden tabak şimdi zaman geçtikçe neden sanat olarak adlandırılıyor? 

Evet, sanat söz konusu olduğunda tek ve doğru bir yanıtının olduğunu söylemek imkânsız ama sanat kaça ayrılır, sanat dalları nelerdir, bunları detaylandırmaya başlayarak sanata açılan pencerenin perdesini biraz daha aralayabiliriz. 

Sanat ilk bakışta pratik sanatlar (zanaat) ve güzel sanatlar olarak iki ana gruba ayrılmıştır: 

Pratik sanatları aslında hepimiz zanaat başlığı altında tanıyoruz. Zanaat; estetik kaygıdan daha çok günlük hayatımızı kolaylaştırmak üzere yapılan,  sermayeden çok nitelikli emeğe dayalı; öğrenimin yanı sıra el becerisi ve ustalık gerektiren meslek.[2] Bu tür mesleklerin erbabına “zanaatkâr” denir. Örneğin; Marangozluk, ayakkabıcılık, kuyumculuk, kumaş boyama, çömlekçilik, berberlik, bakırcılık gibi mesleklerin hepsi birer zanaattır. Bir kimsenin zanaatkâr olması için el becerisi gerektiren bir malı veya hizmeti sadece satması değil, bilfiil üretmesi gerekir. 

Zanaat ile sanatı da ayırmak gibi bir çılgınlığa burada mecburen gireceğiz. Özünde tüm süreci ve çıktısıyla aynı gibi görünen bu iki alanı ayıran bazı küçük nüanslar mevcut. 

Zanaat ve güzel sanatlar türlerinin arasındaki farklılıklar ve benzerlikler denildiğinde aklınıza bir şey geliyor mu? Mesela; sanatla zanaatın ortak yönleri sizce nelerdir? Ya da bu ikisi birbirinden ne gibi özellikleri ile ayrılmıştır? Gelin, yeri gelmişken sanatla zanaat arasındaki farklılıklardan da kısaca bahsedelim. 

Öncelikle her ikisinin de temel amacının insana “bir şekilde” fayda sağlamak olduğunu söyleyeyim. Ayrıca sanatın da zanaatın da el emeği istediğini, işin sonunda bir oluşuma ulaşıldığını ve temelde bir tasarımın olduğunu söyleyebiliriz.

İki kavram arasındaki farklılıklar denildiğinde ise akla şunlar gelenleri aşağıda sizin için sıraladık:

  • Yaratıcılık sanat için mutlak kuralken, zanaat için aynı şart gerekli değildir. 

  • Sanat eserinin yapılmasında amaç güzel ve estetik olması iken zanaattaki amaç sağlayacağı faydadır. 

  • Zanaat para kazanmak için yapılır, sanat eserinde ise maddi kazanç düşünülmemektedir. 

  • Sanat eseri yegânedir zanaatla ortaya çıkartılan eserler ise birbirinin aynı olabilir. 

Güzel sanatlar denildiğinde akla güzellik ve zevkle ilgili sanatlar gelmektedir. Sanatın nasıl ortaya çıktığı ve ilk sanatçının kim olduğu ile ilgili farklı bilgiler kulaktan kulağa dolaşmaktadır. 

Ve işte sanatın icadı hakkında bir peri masalı; binlerce yıl önce bir adam kendi gölgesini gördü, yanmış bir sopayı alıp gölgesinin etrafını dolaşarak bir çizim yaptı. Huzurlarınızda dünya üzerindeki ilk sanat eseri! 

Ancak modern arkeologlar, insanların mağara duvarlarına çizdiklerini bundan çok daha önce keşfettiler. Fransa, Chauvet'teki mağara resimleri kırmızı aşı boyası ve siyah pigment kullanılarak kazınmış ve boyanmış, 30.000 yıldan daha eski yapılardır ama bu insanlar da aslında sanatı icat etmediler. Sanatın tek bir mucidi varsa, o da 70.000 yıldan daha önce yaşamış bir Afrikalıydı. Bu, dünyanın en eski sanat eserinin, birinin Blombos Özel Doğa Koruma Alanı'nda bulunan bir arkeolojik kazıda ortaya çıkan yumuşak ve kırmızı bir taş parçası olduğu düşünülüyor fakat sonra bazıları, daha yaşlı ataların şekillendirdiği el baltalarının bir güzellik duygusu gösterdikleri için sanat olarak kabul edildiğini söylüyor. Bu doğruysa, sanat milyonlarca yaşında ve inşalar evrimleşirken muhtemelen maymun gibi görünen birileri tarafından mı icat edildi? Sanat bu kadar eskiyse, büyük ihtimalle icat edilmesine de gerek yoktu. Günümüzde sanat, insan ırkı için gülümsemek ve koşmak kadar doğal ama tüm bu sanat dallarını kim icat etti? 

Tüm bu soruları bir kenara bırakırsak, İlk kez “beaux arts” kelime grubu görsel sanatları tanımlamak için kullanılmıştır. Ve güzel sanatlar, duygu ve düşünceleri farklı araçlarla anlatmamıza, göstermemize, duyurmamıza ya da hissettirmemize yarayan sanatları kapsamaktadır.

Hazır kafamız sanat ile ilgili bu kadar karışmışken, nedir 7 sanat?

Tüm her şey olup bittiğinde, günümüze doğru ilerlerken güzel sanatlar da kategorize edilerek 7 dala ayrıştırılmıştır. Bu dallar resim ve heykel, müzik, tiyatro, dans, edebiyat, mimari ve sinemadır. İlk altı sanattan farklı olarak sinema diğer tüm sanat dallarını bünyesinde barındıran karma bir sanat dalı olarak karşımıza çıkacaktır. Sinemanın sanat olarak kabul görmesi diğerlerine göre oldukça geç olmuştur. Bunun nedeni ise tahmin edebileceğiniz gibi diğer dallara nazaran sinemanın daha genç olmasıdır. 

Sanat insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. İnsanlığın geçirdiği evrimleri, yaşama biçimlerini, hayata bakışlarını, sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını değiştirmiş her dönemde ve her toplumda sanat farklı boyutlarda kendinden söz ettirmiştir. 

Sanat, insandaki güzeli sevmek ve ondan ruhi bir zevk alma duygusundan doğmuştur. En genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesidir. İnsanlık var olduğundan beri sanat yapma yolları ve mecraları değişmiş ve dallara ayrılmıştır. İşte genel olarak kabul gören 7 sanat dalı:

1-Resim Heykel

7 sanattan ilki ve en eskisidir. Resmin tarihi, zaman içinde tarih öncesi insanlardan kalan eserlere kadar uzanır ve tüm kültürleri kapsar. Antik çağlardan kalma, periyodik olarak bozulmuş, sürekli bir geleneği temsil eder. Kültürler arasında kıtalara ve bin yıllara yayılan resim tarihi, 21. yüzyıla kadar devam eden, bir yaratıcılık nehridir. [1]  İlk etapta resim ve heykel güzel sanatlar olarak kayıtlara geçer ama daha sonra güzel sanatlar başka sanat türlerini de kapsamıştır.

2-Müzik

Bir takım duygu ve düşünceleri belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı; bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan eserlerin okunması veya çalınması olarak tanımlanır. 

 Aslında müziğin kökeni, kayıtlı tarihten önce olduğu için bilinmiyor. Bazı kaynaklara göre müziğin kökeninin doğal olarak oluşan seslerden ve ritimlerden kaynaklandığını düşünülmektedir.

3- Tiyatro

Tiyatro, Yunanca theatron yani görülen veya bakılan yer anlamına gelmektedir. Sahne anlamında kullanılan “Tea” kelimesinden türemiştir. Günümüzdeki anlamıyla çağdaş tiyatronun tarihi bağ bozumu tanrısı Dionysos adına yapılan dinsel törenlere dayanmaktadır. Tiyatro yerine drama, dram veya dramatik tür kelimeleri de kullanılmaktadır. Yaygın hümanist bir deyişle “Tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı”dır.

4- Dans

Dans ritmik ve estetik hareketleri yansıtması ile gözlere, bütünleştiği müzik ile kulağa ve genel toplamda iste duygulara hitap ederek sözlük anlamı yazılamayan güçlü bir lisan olmuştur. Dansın belli bir tanımı olmamakla beraber uzay boşluğunda yapılabilecek sonsuz hareketler bütünü olarak ele almak yanlış olmaz. Yaşamı, insanı, mitolojiyi, kültürleri estetik figürlerle yansıtır.  Tüm dünyada tek ortak dil ve kültür varlığı olan dans, insanoğlunun sahip olduğu tek anonim sanat olarak görülmektedir.

5- Edebiyat

Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatıdır edebiyat. Şiir, roman, öykü gibi alt dallara ayrılmıştır. Edebiyat güzel sanatlar içinde en soyut olan güzel sanat dalıdır. Çünkü malzemesi dildir. Taşınması, eserini seyirci ile doğrudan karşı karşıya getirmesi, nesilden nesle aktarılması, orijinalinin korunması bakımlarından da en avantajlı sanat dalı olmasının yanında edebiyat kişinin ruhundaki iyi ve güzeli uyandırarak kişiyi iyi ve güzele teşvik edecektir.

6- Yapı (Mimari)

Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina.  Mimariye ilişkin tanımların içinde de hep “sanat” ve “tasarım” yer almıştır. Tasarım söz konusu olduğu için de mimarlık; resimde, heykelde, müzikte olduğu gibi salt sanattan ibaret olmaması, içinde işlevselliği ve teknoloji barındırması nedeniyle ve doğrudan tanımı itibarıyla mimarinin sanat olup olmaması konusunda çok çetrefilli tartışmalar bulunsa da tüm bunların sanatla yoğrulması neticesinde, o da güzel sanatlar arasında altıncı sanat dalı olarak yerini almıştır.

7- Sinema

7 sanat içinde en genç olanı… Güzel sanatların bir dalı olarak yansıtılmaya uygun olan filmleri gerçekleştirme ve yaratma sanatı, beyaz perde. İnsana, hayata dair her şeyin olduğu, diğer sanatların bir karışımı olan sinema, “yedinci sanat” adıyla ünlenmiştir.

Ve nihayet; 8.Sanat olarak OYUN

Akış teorisi Macar psikolog Mihaly Csikszentmihalyi ‘’Vücudun yapabildiği her şey potansiyel olarak haz vericidir’’ der. İnsan, vücudunun yapabileceklerini kontrol ederse keyifli bir uyum hissine geçer. 

Sanattaki akışı en iyi anlatan örneklerden biri performans sanatıdır. Performans sanatçısı insan bedenini kullanırken, bir yandan da izleyicisini düşünmeye ve anda kalmaya sevk eder. 

YOKO ONO – Cut Piece (Parça Kes) (1965) performansında izleyicilerden sahneye gelerek sanatçının üzerinden bir parça kesip yanlarında götürebilecekleri söylenmiştir. Böylelikle seyircileri performans içerisine dahil ederek sadece izleyici konumundan çıkarmış, performansın kendisine dahil etmiştir. 

Duyularla olan akıştan bahsedecek olursak; geleneksel sanat anlayışlarından çok farklı bir içerik ve öz taşımakta olan Enstalasyon sanatının iyi bir örnek oluşturduğunu söyleyebiliriz. İzleyiciler mekana yerleşim yapan sanatta, kendi akışlarını yaşarlar. Zıtlık vardır. Durağanlık içerisinde kendi hikayelerini yaratırlar. Bir tür kendi OYUN’larını oynamak gibidir. 

Bugün sanatın “duygusal ve düşünsel etkileme gücü”ne sahip oluşu daha belirleyicidir. Bu anlayışa en uygun tanımı yapan Thomas Munro’ya göre; “Sanat doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir”. Sanat güzel ile uğraşır. Güzel göreceli bir kavramdır. Kendi içinde tutarlı bir bütünlüğü taşıyan şey çirkin acı verici iğrendirici bile olsa estetik açıdan güzeldir. 

Dijital oyunların güncel sanatlar çevresi ile ilk karşılaşmasının 1990’lı yılların sonlarında gerçekleştiği söylenebilir. Bu karşılaşma oyunların sanatçılar tarafından birer ilham kaynağı olarak görüldüğü veya işlenebilecek birer malzeme olarak kullanıldığı ‘Oyun Sanatı’ (Game Art)  hareketini ortaya çıkartmıştır.[3] 

“Sanat insanın kendi insanlığını tanımasıdır” der Herbert Reat. Oyun da insanın kendisinin en iyisine giden yolda en güçlü yöntemdir. 

Peki, sizce oyunlar sanatsal bir ifade aracı olarak kullanılabilir mi? 

Bu yazı Gamfed Türkiye Gönüllülerinden Beray ÇİNÇİN’in katkılarıyla yazılmıştır.  

[1]Nejat Bozkurt, Sanat ve Estetik Kurumları, 2. bsk., Sarma\ Yayınevi, İstanbul, 1995, S 15 

[2] Bruce Cole; Adelheid M. Gealt (15 Aralık 1991). Batı Dünyası Sanatı: Antik Yunan'dan Post Modernizme . Simon ve Schuster. ISBN 978-0-671-74728-2. Erişim tarihi: 8 Eylül 2011 . 

[3] Antonelli, P. (29 Kasım 2012). Video Games: 14 in the Collection, for Starters, Retrieved December 15, 2012 from http://www.moma.org/explore/inside_out/2012/11/29/video-games-14 -in-the-collection-for-starters. 

Twitter

Instagram

LinkedIn

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir