Dönemin Sanatçılarının Mustafa Kemal Atatürk ile İlgili Anılarını Okuyunca Tüyleriniz Diken Diken Olacak!

-

Dönemin sanatçılarının kaleminden Mustafa Kemal'le ilgili anılarını okuyunca, Atatürk'e bir kez daha hayranlık duyacaksınız...

Klasik Türk Müziği Sanatçısı Safiye Ayla.

"1936 yılıydı... O zamanki İngiliz Kralı VII. Edward adıyla tahta çıkmış, sonra da bir yatla Akdeniz'e açılmıştı. Yanında şimdiki eşi Madam Simpson vardı. İstanbul'a geldiler, Atatürk'e misafir oldular. Mevsim yazdı. Florya'daki Deniz Köşkü misafirlere verildi. Atatürk köşkü bıraktı, onun karşısındaki küçük evlerden birine geçti. Bir gün bu küçük evde birkaç kişi toplanmıştık. Yanımızda yaverleri ve Kılıç Ali Paşa vardı. Atatürk karşısındaki büyük Deniz Köşkü'ne baktı, baktı, sonra Kılıç Ali'ye döndü: 'Bana burayı verseydiniz daha memnun olurdum. İşte iki odalı bir ev bana yetiyor. Bir devlet reisinin muhakkak büyük binalarda, saraylarda yaşaması gerekmez. Türkiye halkı ev, ocak bulamazken bizim saraylarda oturmamız yakışık almaz. Kendimizden önce yurdumuzun insanlarını düşünmeliyiz.' dedi."

İlk görüntü yönetmenlerimizden Cezmi Ar.

"İstanbul'un kurtuluşu sıralarıydı. Yani, 6 Ekim 1922'den önce. Bir gece yarısı Kemal Film sahiplerinden Şakir Seden geldi, beni uyandırdı. 'Kalk gidiyoruz. Gazi Paşa, İzmit'e gelmiş. Resmi geçit yapılacak biz de filmini çekeceğiz.' Gece yarısı yollara düştük. İstanbul işgal altında İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar var. Tren yok. Zar zor İzmit'e varıyoruz. Ertesi sabah gün doğmasıyla birlikte Atatürk'ün bulunduğu İzmit-Gebze arasındaki sahada büyük bir geçit töreni yapıldı. Bize beklediğini haber verdiler. Hayatımda ilk defa Atatürk filmini çekiyordum. Heyecanlandım. Ellerimizi sıktı, kameranın karşısına geçti. Yakından bir portresini çektim. 15-20 metre kadar... Sonra yarım boy çektim. Kamera karşısında gayet rahat hareket ediyordu. 'Kafi mi?' diye sordu. 'Kafi Paşam, teşekkür ederiz' dedik. Ayrılırken 'İleride bugünü göremeyenlere iyi bir ibret hatırası olur bu resmi geçit. Türk ordusu, Türk askerini biraz daha iyi tanırlar' dedi yanımızdan ayrıldı. İstanbul işgal altında olduğu halde seyreden on binlerce İstanbullu, kurtarıcısını sevinç gözyaşları arasında seyretti. Bir milletin hayatında Atatürk kadar müessir olmuş başka bir insan tasavvur edemem."

Cumhuriyet Dönemi çağdaş Türk tiyatrosunun en önemli isimlerinden Behzat Butak.

"Tanburacı Osman Pehlivan, Anadolu turnelerimizde iki defa bizim heyete katılmıştı. 'Yemek, yol, otel paraları benden. Ama bana bilmediğim bir türkü öğreteceksin' demiştim. Tanburacı hangi türküyü sorsa 'biliyorum' diye cevap veriyordum. Bir gün 'Şahane Gözler türküsünü biliyor musun?' diye sordu. 'Bilmiyorum öğret' dedim. 10-15 kere geçince türküyü öğrendim. Şehit Tiyatrosu turne heyeti olarak Balıkesir'de temsiller veriyoruz. Gece oyunumuz bitince 'Gazi Hazretleri çağırıyor' dediler. İsmail Galip Arcan, Mahmut Moralı, Vasfi Rıza Zobu, Hazım Körmükçü ve ben birkaç başka arkadaşla birlikte gittik. Ciddi konularda münazara yaptık. Sonunda Hazım oradan bir ut kaptı. Gayet güzel çalardı. Tam çalacağı sırada Atatürk 'Dur bakalım Beyzat Bey neyi emrediyorsa o çalsın. Hangi şarkı?' dedi. 'Paşam ben şarkı sevmem, türkü severim' diye cevap verince sordu yine: 'Hangi türküyü?' 'Şahane gözler, şahane türküsünü' dedim. Hazım çalmaya biz söylemeye başladık. Gazi 'Ben bu Rumeli türküsünü nasıl bilmem?' diye o kadar üzüldü ki 10 defa söyledikten sonra, 'Haydi Ankara'ya tren kalkıyor, yolda devam ederiz' dedi. İstasyona giderken Hazım otomobilde bile ut çalıyordu. 'Paşam Balıkesir'de daha temsillerimiz var. Onlar bitince Ankara'ya geliriz müsaade ederseniz?' dedim. 'Peki dört gün sonra Ankara'da devam ederiz' dedi. Gözleri nemli kalbi burkulmuştu. Acaba bu türkü eski bir hatırayı tazelediği için mi yoksa bütün Rumeli türkülerini bildiği halde bunu ilk defa duyduğu için mi? Anlayamadık."

Oyun Yazarı, Tiyatro ve Sinema Oyuncusu İsmail Galip Arcan.

"Türk toplumunu yüceltmeye, inceltmeye ve aydınlatmaya yarayan hangi kültür kolu yoktur ki Ata'mızı ilgilendirmesin? Onunla ve tiyatro ile ilgili bir hatıra mı? Çoook. Ama bu hatıraların içinde en unutulmazını hatta sanat tarihimize altın harflerle yazılacak değerde olan en şereflisini anlatayım size... Yıl 1930... Nisan'ın 12'nci akşamı, bir pazar günü 'Darülbedayi' adı altında çalıştığımız ve bugünkü 'Şehir Tiyatroları' topluluğunu kuracak olan sanatkar arkadaşlarla Ankara'da turnedeyiz. Eski Türk Ocağı'nda temsiller veriyoruz. Matine le suare arası tiyatroya bir müjde geldi: 'Bu akşam temsilden sonra Çankaya'ya gelecek. Gazi Hazretleri’nin gece yemeğine davetliyiz.' Bu, Afet Hanımefendi’nin delaletiyle bizim şerefemize hazırlanan bir ziyafetmiş. Çocuklar sevinç ve heyecan içinde nasıl oynadıklarını bilemediler... Temsilden sonra hazırlandık. Otomobiller gönderilmiş, bizi Marmara Köşkü'ne götürdüler. Mükellef, muhteşem bir salon. Bizden önce oraya giden vekiller, mebuslar, diğer davetliler yeyip içiyorlardı. Bizi Afet Hanım (İnan) karşıladı. Saat ikiye doğru Gazi, yukarıdaki dairesinden döndüler. Limonlu bir çay içtikten sonra bize iltihak ettiler. Yenildi, içildi. Saz geldi, danslar, farandollar ve saire... Saat beşe kadar en samimi en demokratik bir hava içinde aile toplantısı gibi eğlendik. Gün ışırken Gazi Mustafa Kemal misafirlerini uğurlamadan önce herkes ayakta ve şampanya kadehi ellerde olduğu halde bizim için nutuk söyledi. Bu nutkun her cümlesi hitabet sanatının bütün kudretini taşıyan bir şaheserdi. Atatürk nutkunu şu sözlerle bitirdi: 'Efendiler... Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz. Hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat bir sanatkar olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim...' Yukarıdaki cümleyi o akşam sıcağı sıcağına defterime geçirmişim Sonradan benim delaletimle matbuata aydınlarımızın hafızasına geçmiştir. bununla iftihar ediyorum."

Oyuncu Bedia Muvahhit.

"Atatürk tiyatroyu çok severdi. Türk kadınlarının bu sanatta ilerlemesi bilhassa onun himayesiyle olmuştur. Bunun en büyük şahidi benim hayatımdır. Sahne alemine girmemi ısrarla istemiş, beni teşvik etmiş; bana cesaret ve kuvvet vermiştir. Ben bugün eğer memlekette bir varlık olabildimse bunu onun teşvikine borçluyum. Bir akşam Ankara'da köşkte kendi tasarladığı küçük bir piyesi ve rollerini söyleyip bize yazdırdı. Ben Vasfi Rıza, Hüseyin Kemal ve Hazım Beyler'le beraber o gece huzurunda ezberleyip hemen oynadık. Bu olay hayatımın Atatürk'le ilgili en güzel hatırasıdır."

Müzisyen Mesut Cemil.

"Bir örümcek ağını bir köşeden ötekine bozmadan taşıyabilir misiniz? Atatürk'ten hatıralar anlatmak bu kadar güçtür. 14 yıl boyunca onun yanında bulunanlar beraber sabahlayanlar arasına zaman zaman karıştım. Birkaç uzun seyahatinde ben de vardım. Ona ait hatıralarım bir yumak halindedir. Hepsi birden biraz hayal oldular birbirine sarıldılar. İçlerinden birini ötekilerden ayırıp tek ve kısa bir olay halinde söylemeye muktedir olamayacak kadar ben de onlara karışıp gittim."

Ata'mızın sanata ve sanatçılara karşı bu nahif tutumunun örnek olması dileğiyle...

Saygı, sevgi ve minnetle...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
selin-solmaz

hayret hakeret eden olmamıs, bır ınsanın gecmısını kotulemesı gecmısını kabullenmemsı ne kotu degılmı ??osmanlıda bızım ATATURKTE bızım ama ıstee...

sarlok-holms

Türklerin başına gelmiş en güzel insan

idiotloji

Atatürk tiyatroyu çok severdi. Türk kadınlarının bu sanatta ilerlemesi bilhassa onun himayesiyle olmuştur.

idiotloji

Efendiler... Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz. Hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat bir sanatkar olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim...'

idiotloji

Bir devlet reisinin muhakkak büyük binalarda, saraylarda yaşaması gerekmez. Türkiye halkı ev, ocak bulamazken bizim saraylarda oturmamız yakışık almaz. Kendimizden önce yurdumuzun insanlarını düşünmeliyiz.' dedi."

Görüş Bildir