Cevabını Öğrendiğiniz An Dev Bir Aydınlanma Yaşayacağınız 12 Bilimsel Soru

20PAYLAŞIM

Hep aklınızda dönüp duran o sorulara verilmiş bilimsel yanıtları öğrenmenin tam zamanı.

1. Hostesler Yolcuları Karşılarken Neden Ellerini Arkaya Götürürler?

Uçağa binerken host ve hosteslerin duruşları hiç dikkatinizi çekti mi? Ellerini genelde hep arkalarında kavuşturmuşlardır. Hatta kabin içerisinde gezinirken de ellerini yine aynı şekilde görürüz. Hatta bu yürüyüşü yaparken, kendilerinin pek de emniyet kemerlerini ya da telefonları kontrol ettikleri söylenemez.

Aslında cevabı çok basit. Kabin memurları, herkes oturduktan sonra yolcu sayımını yapıyorlar ve bu sırada bu özel sayacı kullanıyorlar.

Bunu yaparken ellerini arkalarında tutmalarının sebebi de, işlemi dikkat çekmeden gerçekleştirmek.

Kaynak

2. Dünya'nın Merkezine Doğru Kazarak Gitmeye Çalıştığımızda Neler Olur?

Yeri kazarak Dünya'nın öbür ucundan çıkabilecek bir teknolojimiz olsa, biz Dünya'nın merkezine yaklaştıkça ağırlığımız azalır ve merkeze ulaştığımızda ağırlığımız sıfır olur. Yani yerçekiminin etkisi ortadan kalkar.

Diyelim ki canımız sıkıldı ve evde gerekli araç gerecimiz var. Başladık Dünya'nın merkezine doğru kazmaya. Biz merkeze indikçe üstümüzde kalan Dünya'nın kütlesi arttığından ağırlığımız giderek azalır ve merkeze vardığımızda Dünya'nın üstümüzde ve altımızda kalan kütleleri eşit olacağından ağırlığımız sıfırlanır. Sanki yerçekimsiz ortamdaymışız gibi hissederiz.

Diyelim ki daha da abarttık ve Dünya'nın merkezinden geçerek öteki ucundan çıkan bir tünel inşa ettik ve içindeki havayı boşalttık. Kendimizi bu tünele serbest düşüşe bıraktığımızda hızımız merkeze kadar artıp daha sonra yavaşlar ve biz Dünya'nın öteki ucundan tam çıkarken geri merkeze doğru düşmeye başlarız, sonsuza kadar bir o uca bir bu uca düşer dururuz. İşin daha ilginç yanı ise Dünya'nın bir ucundan atlayıp diğer ucundan çıkmanın sadece 41 dakika kadar sürecek olması!

Kaynak

3. Bulutlar Genellikle Beyaz Görünmesine Rağmen Neden Yağmur Bulutları Koyu Renktedir?

Havadaki su buharının yoğunlaşması sonucu oluşan bulutlar su damlacıkları ve buz kristalleri içerir. Atmosferdeki parçacıkların boyutları görünür ışığın dalga boyuyla kıyaslanabilir ölçektedir ve güneş ışığı atmosferden geçerken mavi dalga boyundaki ışınlar daha fazla saçıldığı için gökyüzü mavi renkte görünür. Bulutları oluşturan su damlacıklarının ve buz kristallerinin boyutları (10 mikrometreyi aşabilir) ise daha büyüktür ve güneş ışığı bulutların içinden geçerken bütün dalga boyundaki ışınlar saçılır. Bu nedenle bulutlar beyaz görünür.

Ancak bulutlar büyüyüp kalınlaştıkça güneş ışınlarının büyük kısmı bulutlar tarafından yansıtılır ve soğurulur. Bu nedenle daha az miktarda güneş ışığı bulutların alt kısmına ulaşabilir. Yani yoğun bulutlar güneş ışığının önemli bir kısmının yerin yüzeyine ulaşmasını engeller. Bu nedenle bulutların yere yakın kısımları daha koyu renkte görünür.

Kaynak

4. Bazen Şarkılar Zihnimizde Neden Sürekli Tekrar Eder?

Bir melodi duyduğumuzda beynin işitmeden sorumlu bölgesi etkinleşir. Melodiyi zihnimizde canlandırdığımızda da, işitsel bir dış uyarıcı olmamasına rağmen, beynin aynı bölgesi etkinleşir. Ayrıca araştırmalar, içine sessiz bir bölüm yerleştirilen şarkı dinletilen katılımcıların beyinlerinde, işitmeden sorumlu bölgenin şarkı ara verdiğinde de etkin olduğunu gösteriyor. Yani beynimiz şarkıyı duymaya devam ediyormuşuz gibi davranıyor. Bu nedenle beyinde işitsel verilerin değerlendirildiği bölge ile bellek, özellikle de kısa süreli bellek arasında bir bağlantı olduğu düşünülüyor. Kısa süreli bellek, duyu organlarından gelen bilgilerin beyinde kısa süreli olarak depolandığı bölümdür. Kısa süreli bellekten sonra bilgiler unutulabilir ya da uzun süreli belleği oluşturabilir. Aklımıza takılan şarkıların kısa süreli bellekte depolanan diğer bilgilere göre daha fazla kaldığı düşünülüyor. Genellikle yakın zamanda dinlediğimiz şarkıların kısa bir bölümünün aklımıza takılması ise bu görüşü destekliyor.

Kaynak

5. İnsanların Parmak İzleri Neden Farklıdır?

İnsanların parmak izlerinin neden birbirinden farklı olduğunu anlamak için parmak izlerinin oluşma sürecine göz atmak gerekir. Bir insanın parmak izleri ana rahmindeyken oluşur. Gebeliğin 10. haftası civarında başlayan süreç 16-17. hafta civarında tamamlanır. Parmak izlerinin şeklini belirleyen, derinin en dış katmanı olan epidermis ile daha içteki katman olan dermis arasındaki etkileşimdir ve bu etkileşimi belirleyen pek çok etken vardır. Örneğin kan basıncı, kandaki oksijen miktarı, hormon seviyeleri, parmaklar ile amniyotik sıvı arasındaki etkileşim ve fetüsün rahim içindeki hareketleri bu etkenlerden bazılarıdır. Haftalar süren bir süreç boyunca tüm bu etkenlerin iki ayrı fetüs için aynı olması olasılık dışı olduğu için insanların parmak izleri birbirinden farklıdır. Aynı genetik bilgiyi taşıyan tek yumurta ikizlerinin parmak izleri bile birbirinden farklıdır.

Kaynak

6. Vücudumuz Dıştan Simetrikken Neden İç Organlarımızın Şekli ve Yeri Simetrik Değildir?

Dıştan bakıldığında vücudumuzun sağ ve sol kısmı birbirinin aynı görünür. Ancak iç organlarımız için aynı durum söz konusu değildir. İç organlar, örneğin kalp, karaciğer, mide hem şekil hem de bulunduğu konum olarak asimetriktir. Bu durum bütün omurgalı canlılar için geçerlidir.

Araştırmalar omurgalı canlılarda, örneğin balıklarda, farelerde iç organların yönünün benzer bir gen tarafından kontrol edildiğini, bu genin kodladığı proteinlerin organların konumunu belirlediğini gösteriyor. (Her bir proteinin yapısı belirli bir genin DNA diziliminin oluşturduğu koda göre belirlenir, buna genin proteini kodlaması denir.)

Embriyo erken dönemlerinde simetrik bir yapıdadır. Yaklaşık sekiz günlük bir embriyoda -embriyo bu dönemde hayli basit bir yapıdadır- sağ-sol eksen oluşmuştur ve orta hattaki çukur şeklindeki “nod” adı verilen yapı organların asimetrik yapıda gelişmesine neden olan mekanizmaların merkezidir. Nod üzerindeki tüysü yapıların saat yönündeki hareketi hücreler arası sıvının belirli yöne doğru salgılanmasına (nodal akış olarak bilinir) neden olur. Nodal akışın belirli bir yönde daha güçlü olmasının nedeni ise ilgili gen tarafından gerçekleştirilen protein üretiminin nod yapısının her iki yönünde aynı olmamasıdır.

Kaynak

7. Bazı Meyveler Toplandıktan Sonra Nasıl Olgunlaşmaya Devam Edebiliyor?

Meyvenin gelişim süreci farklı basamaklardan oluşur. Büyüme aşamasında meyve dokusunun kütlesinde ve hacminde 100 kat artış olabilir. Meyvenin yenilebilir hale gelmesini sağlayan olgunlaşma süreci ise meyve maksimum büyüklüğüne ulaştıktan ve fizyolojik olarak olgunlaştıktan sonra başlar. Olgunlaşma sürecinde meyvenin dokusunda, kokusunda, tadında ve yapısındaki şeker miktarında değişimler meydana gelir. Bu süreçte hücre duvarı parçalanır, nişasta olarak depolanan karbonhidratlar daha basit ve suda çözünebilen şeker türlerine (örneğin früktoz) dönüşür.

Meyveler olgunlaşma süreçlerindeki geçirdikleri değişimlere göre, toplandıktan sonra olgunlaşmaya devam eden (klimakterik) ve toplandıktan sonra olgunlaşmaya devam etmeyen (klimakterik olmayan) meyveler olarak iki gruba ayrılır.

Fizyolojik olarak olgunlaşan meyvelerde solunum hızı yüksektir ve doku yaşlanmaya başladıkça solunum hızı yavaş yavaş azalır. Solunum, fizyolojik olarak olgunluğa ulaşan meyvelerdeki kompleks moleküllerin daha basit moleküllere dönüşmesini ve bu süreçte gerçekleşen biyokimyasal tepkimeler için gerekli olan enerjinin üretilmesini sağlar.

Klimakterik olmayan meyvelerde (örneğin üzüm, çilek) koparıldıktan sonra solunum hızı azalır ve olgunlaşma durur. Klimakterik meyvelerin (örneğin muz, elma) olgunlaşma sürecinde ise etilen hormonu etkilidir. Bu tür meyvelerin olgunlaşma sürecinde etilen seviyesinde ve solunum hızında ani bir artış olur, bu süreç meyve koparıldıktan sonra da devam edebilir. Çünkü meyve ana bitkiden su ve besin sağlayamamasına rağmen metabolik olarak halen aktiftir. Bu nedenle meyve koparıldıktan sonra da solunum ve olgunlaşma devam eder. 

Kaynak

8. Neden Yıldızlar Geceleri Yanıp Sönüyormuş Gibi Görünür?

Yanıp sönme gibi algıladığımız durum aslında yıldızların parlaklığında çok kısa zaman aralıklarında ortaya çıkan değişimlerdir. Geceleri gökyüzüne baktığımızda yıldızların yanıp sönüyormuş gibi görünmesinin nedeni Dünya’nın atmosferinde, sıcaklık değişimleri nedeniyle meydana gelen düzensizliklerdir. Aslında yıldızlar sürekli olarak ışık yayar. Yani uzaydaki bir astronot, yıldızları hep aynı parlaklıkta görür.

Yıldızlardan gelen ışınlar Dünya’nın atmosferinde hareket ederken farklı yoğunluktaki ve sıcaklıktaki bölgelerden geçerken farklı oranlarda yön değiştirir. Yıldızdan gelen ışınların büyük oranda saçıldığı durumda yıldız kaybolmuş gibi görünürken, saçılma oranı düşükse daha parlak görünür. Bu da yıldızların gökyüzünde yanıp sönüyormuş gibi algılanmasına neden olur.

Kaynak

9. Buz Neden Bazen Cildimize Yapışır?

Buza dokunduğumuzda vücudumuzdan yayılan ısı buzun kısmen erimesine neden olur. Bu durumda cildimizle buz arasında ince bir su katmanı oluşur. Suyun ısı iletkenliğinin yüksek olması nedeniyle buz erimiş haldeki sudan ısı alarak suyun tekrar donmasını sağlar. Bu durumda cildimiz buza yapışabilir.

Cildimizin yüzeyindeki ter gözeneklerine, girintilere ve çıkıntılara yayıldıktan sonra tekrar donan su, buzun cildimize sıkıca tutunmasını sağlar. Özellikle cildimizin nemli olduğu durumlarda cildimizin yüzeyindeki su molekülleri de donduğundan buz cildimize daha güçlü bir şekilde yapışır.

Kaynak

10. Nem Neden Yazın Havanın Daha Sıcak Hissedilmesine Sebep Olur?

Yazın nem oranının yüksek olduğu yerlerde hava sıcaklığını olduğundan daha yüksek hissederiz. Ter, vücuttan ısı alarak buharlaşırken vücudun soğumasına yardım eder. Eğer ortamdaki nem oranı yüksekse buharlaşma daha yavaştır. Bu nedenle nem oranındaki artış vücudun terlemeyle ısı kaybetmesini, dolayısıyla soğumasını engeller.

Kışın nem oranı yüksek olan yerlerde hava sıcaklığını olduğundan daha düşük hissetmemizin nedeni ise farklıdır. Hava cildimize doğrudan ya da kıyafetlerimizden geçerek temas edebilir. Havadaki nem oranı yüksek olduğunda cildimize temas eden nem miktarı da artar. Suyun ısı iletkenliği havadan daha yüksektir. Bu nedenle nem oranı yüksek hava -kışın hava sıcaklığı genellikle vücut sıcaklığından daha düşük olduğu için- ısının vücudumuzdan çevreye daha kolay yayılmasına neden olur.

Suyun ısı kapasitesi (yani suyun sıcaklığını 1°C yükseltmek için gerekli ısı miktarı) havanınkinden daha yüksek olduğundan, nem oranı yüksek havanın sıcaklığını değiştirmek için gerekli ısı miktarı kuru havaya göre daha fazladır. Bu nedenle nem oranı yüksek yerlerde gündüz ve gece sıcaklıkları arasındaki fark çok büyük değildir.

Kaynak

11. Neden Yürürken Kollarımızı Sallarız?

2009 yılında yapılan bir araştırmada yürürken kolların sabit tutulması durumunda, normal bir şekilde sallandığı -yani sağ ayakla ileri doğru adım atıldığında sol kolun ileri doğru hareket etmesi, sol ayakla ileri doğru adım atıldığında sağ kolun ileri gitmesi- duruma göre %12 daha fazla enerji harcandığı anlaşıldı.

Yürüyüş esnasında kolların sallanmasının sebebinin, bacakların hareketi nedeniyle vücudun üst bölümünde ortaya çıkan dönme etkisinin dengelenmesi olduğu düşünülüyor. Ancak bu etki sadece sağ ayağın sol kolla, sol ayağın da sağ kolla uyumlu şekilde hareket ettiği durumda ortaya çıkıyor. Araştırmalar sağ ayak ile sağ kol, sol ayak ile sol kol birlikte hareket ettiğinde normal yürüyüşten %26 daha fazla enerji harcandığını gösteriyor.

Kaynak

12. Kekeme İnsanlar Nasıl Takılmadan Şarkı Söyleyebiliyor?

Bu durumun nedeninin, konuşma sırasında beynin sol tarafı etkinken, sayı saymak ya da bilinen bir şarkıyı söylemek gibi mantıksal bir düşünme süreci gerektirmeyen sözlü ifadelerde beynin ağırlıklı olarak sağ tarafının etkin olması olduğu düşünülüyor.

Benzer davranışsal özellikler olarak görülseler de konuşma ve şarkı söyleme aslında beyinde tamamen aynı mekanizmalarla ortaya çıkmıyor. Beynin konuşma sırasında etkin olan bazı bölümlerinin müzikle ilgili bazı işlevlerin gerçekleşmesi sırasında da etkin olduğu biliniyor. Ancak araştırmalar şarkı söylerken beynin sağ tarafının da etkin olduğunu gösteriyor.

Kekemeler şarkı söylemenin dışında fısıldarken ve kendi seslerini duymadıklarında da takılmadan konuşabiliyor. Konuşma sırasında beyin kulaktan gelen işitsel verileri, ses tellerinin ve ağız hareketlerinin kontrol edilmesinde kullanıyor. Normalde bu duyusal veriler beynin sol tarafındaki premotor kortekste birleştiriliyor. Bazı bilim insanları kekemeliğin nedeninin konuşma süreçlerinde ortaya çıkan bir problem değil, beynin sol tarafındaki bir bozukluk sonucu duyusal verilerin doğru şekilde birleştirilememesi olduğunu düşünüyor.

Kaynak

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
akatsuki1971

“İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır? Evet, Biz’im, onun parmak uçlarını bile aynen eski hâlinde düzenlemeye gücümüz yeter.” (el-Kıyâme, 3-4) 1400 yıl önce okuma yazma bilmeyen bir kişinin uydurması diyorlar neyse

akatsuki1971

önden sayınca anlaşılıyo arkadan sayınca mı anlaşılmıyo

Görüş Bildir