Çağımızın Dijital Hastalıkları: Linç Kültürü, Kolay Ulaşım ve Vasatlığın Önlenemez Yükselişi Hakkında Kafa Patlatıyoruz!

395PAYLAŞIM

Aslında teknolojinin ve internetin, insanlar arasındaki mesafeyi azaltması gerekiyordu. Ama herkes kendisine dijital duvarlar ördü. Sonunda hayatlarımız birer Black Mirror bölümünün yansıması haline geldi. 

Birçoğumuz yalnızlaştık, "mış gibi" yaşadık, nefretimizi boşaltmak için çatacak yerler aradık. Sonunda olan oldu. Ellerinde telefonla etraflarına kusan zombi bir nesil yarattık.

İnternet ve teknoloji çağımızın vazgeçilmezi onda hepimiz hem fikiriz. Birçoğumuz da interneti stres atma yöntemi, günlük sıkıntılarından uzaklaşmanın bir yolu olarak görüyor.

Ama bunu yaparken sanırım gerçek hayattan uzaklaşıp bile bile bir illüzyonun içerisine dahil oluyoruz. İnternetin hipnoz edici yanı, bulunduğumuz çağda ve koşullarda bize oldukça cazip geliyor. Sonunda kendimizi onun huzurlu kollarına bırakıyoruz.

Bu gerek Instagram'da story paylaşmak, gerek Twitter'da birilerini linç etmek, gerekse sözlüklerde her önüne gelen şeyi eleştirmek/b.klamak olarak karşımıza çıkabiliyor.

Yani aslında internetin büyülü dünyasını biraz yanlış kullanıyoruz.

Bunun için bu tuvalet fırçası örneği oldukça yerinde. Birçoğumuz fırçayı klozete değil de, başımıza g.tümüze sürüyoruz.

İş yerinde gereksiz yere ücretsiz ekstra mesaiye kalınca, toplu taşıma araçlarında ezilince, her şeyin sürekli zamlandığını görünce edindiğimiz öfkeyi sosyal medyada kusuyoruz.

Bu yeri geldiğinde trollük yaparak, yeri geldiğinde hiç tanımadığın birine küfür ederek, yeri geldiğinde de gereksiz yere yapılan lince destek vererek sonuçlanıyor.

Aslında Ortaçağ'da yapılan sokaktaki kamu lincinin bir tık alt seviyesi. Sisteme karşı olan tüm hıncını bir tek kişiyi yumruklayarak, taşlayarak çıkartan halkın modernleşememiş ama şekil değiştirmiş torunlarıyız. Biz de tüm hıncımızı internette insanlara dijital yumruklar atarak, küfür ederek çıkarmaya çalışıyoruz.

Tabii bir de rol yapma hakkımız var. Mutlu olmamız için başkalarının bizi mutlu görmesine ihtiyacımız var.

Birçoğumuz "Her gün story atmazsa ölecek" hastalığına yakalanmış olabiliriz. Hiçbir şey yolunda gitmese de paylaşımlar yapıyoruz. Bazen sadece story atmak için dışarıya çıkıyoruz. 

Çoğu zaman anın büyüsünü yaşamak yerine onu kayda alıp Instagram'da paylaşmayı tercih ediyoruz.

Gökyüzü muazzam bir hâl alıyor, biz o ana şahit olmak yerine fotoğraf çekip Insta'da paylaşmak için telefonlarımıza sarılıyoruz. Kar yağıyor, her taraf beyaza bürünüyor, bir balkona çıkıp video çekip, üşümeyelim diye eve geri dönüyoruz.

En kötüsü de bir şeyler paylaşmasak bile, başkalarının hayatına seyirci olmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz. Her gün zorunlu görevimizmiş gibi storylere bakıyor, zaman tüneline doğru yolculuğa geçiyoruz...

Bu yetmezmiş gibi bir de yeni uygulamalar, yeni trendler çıkıyor, "Yok canım bu kadar da olmaz artık!" dediğimiz ne varsa gerçekleşiyor.

Birkaç yıl sonra baktığımızda utanacağımız, yüzümüzü kızartacak "falling star, kiki challenge, tik tok" gibi akımlara dahil oluyoruz, sırf popüler diye. Yapmazsak eksik kalacağımızı düşünüyoruz, vasatlığı yüceltiyoruz.

İnternet ortamında her şeye çok çabuk ulaşıyoruz. Bu da seçimleri çoğaltıyor ve aslında sahip olabileceklerimizden yüksek şeyler talep ediyoruz.

Tinder'da sağa/sola atarak insan eliyoruz, Twitter'da kriterler belirliyor, Instagram'da hiç şansımız olmayacak kişilere Dm'den yürüyoruz. Eskiden olan o romantik ilk buluşmalar, tek görüşte aşık olmalar yerini gecelik ama mutsuz eden flörtlere, sextinglere bırakıyor.

Tüm bu sahte dijital ilişkilerden kendisi çekenler ise, yalnızlığın uçsuz bucaksız okyanuslarına doğru yelken açıyor.

Dizi, sinema kısmında ise bu kolay ulaşım benzer şekilde kendisini gösteriyor. Bir dizinin tüm bölümleri aynı gün yükleniyor haftada 4-5 dizi bitirebiliyoruz.

Terabayt çöplükleri; hiç izlenmeden biten diziler, milyonların beğenisini kazanacakken geri planda kalmış filmlerle dolu. Hâl böyle olunca beğeni skalamız da yükseliyor, ya da yüksel-miş- gibi göstermeye çalışıyoruz.

Eleştirme/b.klama olayı burada da devreye giriyor. Sözlükler, forumlar harika filmler hakkında yapılan aptalca, düşüncesizce eleştirilerle dolup taşıyor.

Video, film, dizi, kitap ya da internet ortamındaki herhangi bir içerik aslında hak etmediği ağır eleştirilere maruz kalabiliyor.

Sizin çok beğenip herkese tavsiye ettiğiniz bir filmin altında, "ÇÖP FİLMDİR, BEĞENEN GİTSİN CUMALİ CEBER İZLESİN" yorumunu görebiliyorsunuz. Artan arz, talebin beklenti skalasını da yukarıya çekiyor.

Tüm bunların sonucunda internetin ve kolay ulaşımın oluşturduğu devcileyin bir mutsuz güruh ortaya çıkıyor.

Kafka'nın Dönüşüm'ündeki gibi böcek olduğunun bilincinde olan ama günlük yaşamına devam etme zorunluluğu hisseden Gregor Samsa misali, mutsuzluğunun farkında olarak "ayıp olmasın" diye arkadaşlarının paylaşımınlarını "layklamaya" devam ediyor.

"Her beğeni bir sadaka, her paylaşım bir nazar duası..." 

Boş geçmeyelim arkadaşlar...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
clairsentient

ben de bir süredir bu tarz şeylere kafa yormaya başladım. instagram kullanmıyorum çünkü story olayı geldikten sonra insanların yapmacık tavırlarından kaçmak için kapattım hesabımı(burada ciddiyim, gına gelmişti artık). sadece twitter ve ekşi var, ha bi de onedio var tabi arada baktığım <3. ve artık twitter ,ekşi, youtube vs dahil her yer bilgi kalabalığı ile dolu. insanların paylaşımlara yaptıkları yorumlar sırf ilgi çekebilmek için, gerçekten düşünceleri bu olmasa bile mış gibi yaparak yorum yapmaya, eleştirmeye çalışıyor birçok insan. sahte hesapların arkasında egolarını tatmin etme peşinde herkes.reklam, viral alabilmek için kendini rezil eden, saçma sapan eleştiriler, yorumlar, linçler ile dikkat çekip takipçi kasmayı planlayan insanlar bir hayli fazla. en azından sahte hesaplardan kurtulabilme imkanı olsaydı, eminim bunca aptalca paylaşım olmazdı. keşke bir kişi tek bir hesap kullanabilse tüm sosyal mecralarda, bir nebze de olsa azalırdı bu eleştiri kalabalığı belki

ayseagull

Geçen eski kuaförüme gittim . Beni gördü hoşgeldin nasılsın bakalım aslında görüyoruz seni geziyosun iyisin mutlusun falan dedi. Şok oldum iyiyim ama bir fotoğraftan o kadar şey çıkartmak. evet mutlu görünüyorum evet allah korusun kötü bişeyde yok ama mutlu değilim biraz problemlerim var uyuyamıyorum odak problemi yaşıyorum belkide mutlu değilim bişeylerden. Herkes mi öyle sanıyor. Korkunç bişey . Canımın sıkkın olduğunu bilseler yardım alacağım konuşacağım belki. Kendime saklamak zorunda olmak/yada öyle hissetmek. mutlu pozlar verdikçe mutlu değilim demek yalancılık mı? aman boşver öğle arası olmuş yemeğe gidim.

birinci-tekil-birey

İnternet elbet kullanılacak lakin bokunu çıkarmadan.

ilaha0

Keşke, bir çaresini bulsak😐

Görüş Bildir