Bu Yıl Okumadığınıza Pişman Olacağınız 2016'nın En İyi 20 Romanı

-

2016'da Türkiye'de kitapseverler ile buluşan birbirinden kıymetli romanları sizler için derledik dostlar. Kitabınız bol olsun!

Not: Sıralamanın kitapların niteliği ile herhangi bir ilişkisi yoktur. 

1. "Kırmızı Saçlı Kadın", Orhan Pamuk

Özet:

İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür? 

Orhan Pamuk, yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın'da bizi otuz yıl önce İstanbul yakınlarındaki bir kasabada liseli bir gencin yaşadığı sarsıcı bir aşk hikâyesiyle, büyük bir insani suçun peşinden sürüklüyor.

2. "Merhume", Murat Uyurkulak

Özet: 

Kült romanlar Tol ve Har'ın yazarı Murat Uyurkulak'tan tehlikeli bir eser: Merhume.

"Bir gün, öyle bir an geldi ki, kötü biri olmaya karar verdim. Taştan bir kalple kurtulurum sandım. Ama çok geçti artık, tüm vakitlerin sahibi silahına benden önce davranmıştı, şahane bir tebessümle bastı tetiğe, kurtulamadım, günaha girdiğimle kaldım. Şimdi önümarkamsağımsolumüstümbaşımyüzümgözüm tövbe..."

3. "Echo'nun Kemikleri" Samuel Beckett

Özet: 

İnsan tekinin yüreğindeki ve zihnindeki kimi karanlık yerlere dokunuyor Samuel Beckett bu eserinde: Ölüm, hayat, doğa, varlık, eylem, zaman, anlam… Bu eski fakat hâlâ etkisini sürdüren puslu alanlara elindeki neşterle ince kesikler atıyor Beckett; insani varoşulun gelip geçiciliğine, değersizliğine, anlamsızlığına ilişkin duygu ve düşünceler de işte bu neşter kesiklerinden sızıyor. Sızmalara patlatmalar eşlik etmiyor, aksine asude bir akış söz konusu. İniltiyi andıran, kırılıp dağılan kelimelerse hep aynı kör noktaya, yani ölümün soğuk zaferine ulaşıyor, ama ölüm toprak altında dahi ruhlara huzur vermiyor: 

Ölüler zor ölür, öteki dünyaya davetsiz girenlerdir onlar, buldukları yere yerleşmek zorundadırlar, çamurun içine inen kuyulara ve kapaklı deliklere, ta ki arazinin efendisi çok uzun süren bir kabul sürecinin ardından onlarla ilgilenme işini yükleninceye kadar. O zaman ölüler arasında şüphesiz ki serbest hale gelirler, o zaman dertleri biter, doğal dertleri yani.

Trajik olanın da komik olanın da artık hükmünü yitirdiği, mevcut anlamların ve değerlerin hızla çözülüp dağıldığı, eylemin mümkün olmadığı, kara yazgının egemenliğini büsbütün ilan ettiği bir eşikte; "doğal dertlerinin" yükünden kurtulmaya çalışan insanın çaresizliğini işliyor Beckett, o her zamanki kurucu "gaddarca" tavrıyla...

4. "Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet", Murat Gülsoy

Özet:

Yaşamın yazıyla, yalnızlığın ölümle iç içe geçtiği bir dünyadayız. Murat Gülsoy bu tehlikeli yakınlığı fantastiğe, bilimkurguya cesurca göz kırpan bir anlatımla birleştirerek okurun zihninde canlandırıyor. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen bölümler, ekler, kara sayfalar deliliğin eşiğinde, yalnızlığın derinliklerinde ve ölümün karanlığında birleşiyorlar. Delirmekten ve yalnızlıktan kurtulmanın yolunu ölüme yaklaşmakta bulan karakterler, ölümle kol kola girdikçe deliliğin kaçınılmazlığını deneyimliyorlar. 

Tanpınar'a, Atay'a, Atılgan'a selam veren; ama en çok Borges'le, Nerval'le konuşan, onların metinlerinin ve karakterlerinin arasında ustalıkla gezinen roman, sanki yalnızlıktan kurtulmak için edebiyat âleminin büyük ruhlarını içine alıyor. Parçaları birleştirmeyi seven, ipuçlarının peşinden gitmekten haz duyan meraklı okur kadar fantastik bir kurgunun büyüsüne kapılmak isteyen maceracı okur da Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet'ten yararlanmak isteyecek...

5. "Ada", Aldous Huxley

Özet: 

Huxley, ölümünden bir yıl önce yayımladığı Anthony Burgess’e göre “En iyi 99 modern romandan biri”; The Times’a göreyse “Gerçekten büyük felsefi romanlardan biri” olan  son romanı Ada ile, Cesur Yeni Dünya'nın karşıtını yarattı. İnsanoğlu için daha iyi bir dünya, daha iyi koşullar mümkün mü? Yanıt, Huxley'in ütopik adası Pala'da gizli. Ada: Dünyaya sunulan panzehir.

6. "Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler”, José Saramago

Özet: 

Nobel ödüllü yazar José Saramago’nun ölümüne dek üzerinde çalıştığı ve yarım kalmış bu son romanı, silah endüstrisini sorguluyor. Sonu gelmez savaşların silah endüstrisi ve silah fabrikalarıyla ilişkisini irdeleyen roman, ‘Neden silah sanayiinde hiç grev olmaz?’ sorusuna da yanıt arıyor.

7. "Müptezeller", Emrah Serbes

Özet

"Üzülme baba," dedim, "alt tarafı bir ev, alt tarafı beton parçası ya. Çalışır ederiz, yine alırız. Ben de çalışırım bundan sonra, söz, alırız bir ev daha." "Ona üzülmüyorum ki ben," dedi babam. "Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak, uçup gitti elimizden balon gibi. Keşke seni ağlatmasaydık çocukken. Keşke sana o akülü arabayı alsaydık." 

Güzel olmak isteyen alkolikler, berduşlar, kardeşler… Zembereği boşalmış hayat memat ezberleri, tek gözlü geceler. Yeraltının karın gurultusuna, belalı bir gündüze sarılan cuaralar.

Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak. Emrah Serbes, kenarların soluğunu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor. Yaz biter, güz biter, hep kış gelir.

8. "Finnegan Uyanması", James Joyce

Özet

James Joyce, Ulysses’ı yazdıktan sonra on yedi yılı aşan bir uğraş sonucu Finnegan Uyanması’nı edebiyat dünyasına sunduğunda büyük tartışmalara yol açtı. İngilizce yazılmış en zor eserlerden biri kabul edilen, hemen her türlü konu, anlatım ve karakter kalıbını kırarak deyim yerindeyse çığır açan bu eser, ilk parçası yayınlandığından bu yana akademisyenlerin ve eleştirmenlerin çalışmalarına konu olmaya, üzerine yazılmış sayısız kitapla edebiyat alanında gündem yaratmaya devam etmektedir.

9. Seyrek Yağmur, Barış Bıçakçı

Özet

Bir pazar sabahı Rıfat günlerin aynı kaba damlamadığını fark etti. "Günler damlıyor ama aynı kaba değil," dedi. Gökyüzüne baktı: Boştu. Hiç bulut yoktu, aslında hiçbir şey yoktu. Çağımızın çıplak güneşi her şeyi yok etmişti, enginliği, bulutları ve kuşları… Maviyi bile yok etmişti, sonra da sırasıyla diğer renkleri, bazı sesleri, kelimeleri ve anlamları. İnsan bu yoklukta yeni bir şey söyleyemez, olsa olsa kendini tekrar ederdi.

Rıfat, zamanımızın bir kahramanı gibi, bir niteliksiz adam gibi, bir aylak adam, bir lüzumsuz adam gibi, bir "R." gibi, geziyor hayatın içinde. Hayat, arada Rıfat'ın dükkânına da uğruyor. Rıfat, filmleri, kitapları, hayalleri, fikirleri, dertleri, mes'eleleri de geziyor. Ortaya sorulmuş soruları üzerine alınıyor, bazı. Neyin peşinde bu adam?

Rıfat, bir hikâyenin içinde midir, anlamaya çalışıyor, insanın bir hikâyenin içinde olduğunu anlamasının yolunu arıyor… Seyrek yağmura şemsiye açılır mı?

10. "Sputnik Sevgilim", Haruki Murakami

Özet

"Sen benim bir parçamsın...

Ben âşık oldum. Şüphe yok. Buz soğuktur, gül kırmızı. Ve bu aşk beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki ondan kendimi korumam neredeyse olanaksız. Ama artık dönüş yok. 

Kendimi bu akıntıya bırakmak dışında bir şey yapamam. Yanıp kül olsam da, yok olup gitsem de..." 

Japonya'dan bir Yunan adasına uzanan, üç kişiyi birbirine kenetleyen büyüleyici bir aşkın hikâyesi.

11. "Serbest Düşüş", William Golding

Özet

Sammy Mountjoy babasını hiç tanımadan yoksulluk içinde büyümüşse de, resimlerini Tate Gallery'nin duvarlarında görebilmiş yetenekli bir ressamdır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşer ve işkence tehdidiyle karanlık bir hücreye kapatılır. Kör karanlığın, tecridin ve kendisini bekleyen akıbetin dehşetiyle geçmiş hayatını gözden geçirir. 

Hayatının anlamını aniden nasıl yitirdiğini, hangi hatasının onu bugün olduğu kişiye dönüştürdüğünü düşünür ve yön duygusunu yitirip kendi varoluşunun labirentine düşüşünü sorgulamaya koyulur. Sorumluluğu ne zaman başlamış, karanlık ne zaman çökmüştür? 

Sammy hayatında özgür iradesinin elinden bütünüyle kayıp gittiği anı tespit etmeye çalışır. O anı hazırlayan olayların izini sürdüğü bu sorgulama, onu insan olmanın ne anlama geldiğine dair daha derin bir kavrayışa götürür.

12. "Lontano" Jean-Christophe Grange

Özet

Jean-Chrıstophe Grangé'den Kongo-Fransa-Belçika üçgeninde tüyler ürpertici, soluk soluğa bir kovalamaca.

Onlar ölümsüzlüğün sırrına vâkıf olanlardı. İntikam hissiyle yanıp tutuşan, kötülüğün öncüleriydi. Zamanın ve mekânın ötesine geçebilenlerdi. Afrika'nın derinliklerinden getirdikleri Kara büyüleriyle aklın sınırlarını aşanlardı.

13. "Çırpınışlar", Necati Tosuner

Özet:

"Sen yoksun.

Ve ben, bir şeye yaramayı boşu boşuna bekleyen boş posta kutusu gibi tozlanıp duruyorum burada.

Şimdi: Üzünç.

Şimdi, geçmiş gitmiş bir trenin hiç de uzaklaşmak istemeyen o doyulmaz kokusu güzel güzel girmiş olsun aramıza.

Evet ama, niçin bir tren?..

Akasya ile tren kokusuna benziyor çünkü yoksunluk. Kalmış akasya. Gitmiş tren kokusu..."

14. "Mary Stuart", Stefan Zweig

Özet

Stefan Zweig ünlü İskoç kraliçesi Mary Stuart’tan bahsederken, “Dünya tarihinde belki de başka hiçbir kadın edebiyata bu kadar çok konu olmamış, dramlarda, romanlarda, biyografilerde ve tartışmalarda böylesine çok İŞLENMEMİŞTİR,” der.

Kraliçenin entrikalar, ittifaklar ve politik hesaplarla geçen, ihanetlerle yolundan saptırılan kısa yaşamını Stefan Zweig ilk kez 1935’te anlattı. O günden bu yana Mary Stuart, yazarın en gözde biyografilerinden biri. 

Toplumsal rollerin ardındaki insana, olayların ardındaki duygulara yoğunlaşan Zweig’ın Mary Stuart’ı, düşmeyen temposuyla gerilim romanlarını aratmayacak türden…

15. "Güneşin Altın Elmaları", Ray Bradbury

Özet

"Her yerde yaşamın tersliğinin, garipliğinin ve hüznünün şarkılarını haykıran ağızlar. Her yerde gölgeler ve insanlar, her yerde insanlar ve gölgeler…" 

Ray Bradbury, Güneşin Altın Elmaları'nda sıradan yaşamın tuhaf, gizemli ve büyülü yanlarını, bilimkurgu ve fantastik kurgunun sınırlarıyla oynayarak anlatıyor. Aile, iktidar, hayal gücü, yalnızlık ve uygarlık gibi temaları kendine has dili ve üslubuyla işleyen Bradbury'nin öyküleri, insanlık tarihinin dramatik bir özetine dönüşüyor adeta. 

Dün, bugün ve yarın… Dünya, Ay ve Güneş… Yakındakiler, uzaktakiler ve var olmayanlar… Bradbury'nin kaleminde mesafeler giderek kısalıyor. Gölgeler ise uzuyor.

16. "Elveda Güzel Vatanım", Ahmet Ümit

Özet

1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami… Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami'nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun… Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı? 

"Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar." Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ne yazık ki doğru… Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.

Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan…

Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum…

17. "Kuşlar Yasına Gider", Hasan Ali Toptaş

Özet

"Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü."

18. "Lizbon Kuşatmasının Tarihi", Jose Saramago

Özet

Düzeltmen Raimundo Silva, üzerinde çalıştığı tarih kitabının bir cümlesini değiştirir. Olumsuzluk takısı eklediği fiil, 1147 yılında gerçekleşen Lizbon Kuşatması'nın tarihini tümüyle altüst eder. Metinde bile isteye yaptığı bu hata, göreve yeni atanan yayın koordinatörü Maria Sara'nın dikkatini çeker. Merakı kamçılanan Sara, düzeltmene alternatif bir tarihsel roman yazmasını önerir. 

Raimundo Silva sonu belli bu tarihsel olayı bambaşka gözlerle anlatan kurmaca bir metin inşa ederken, yayın koordinatörü Maria Sara'yla başlayan tutkulu ilişkisi roman kahramanlarının öyküsüne yansır. José Saramago'nun kaleminden bir kuşatmanın, kuşatmaya dönüşen bir aşkın hikâyesinin anlatıldığı, Lizbon'un dünüyle bugününün iç içe geçtiği gizemli bir roman.

Tarih yazımı, yaratıcılık ve "tarihin içine yerleştirilmiş öyküler" üzerine derin bir düşünüşün ürünü olan Lizbon Kuşatmasının Tarihi, ilk kez Portekizce özgün metinden yapılan titiz çevirisiyle okurlarla buluşuyor.

19. "Bir Aşk", Dino Buzzati

Özet

Kurguladığı gerçeküstü, büyülü, kimi zaman tekinsiz dünyalarda kendine özgü mizah anlayışıyla çağımız insanının huzursuzluğunun çok katmanlı izlerini süren Dino Buzzati, Bir Aşk romanıyla aynı izleğe farklı bir rota üzerinden yöneliyor. 

Yazar, modern insanın içsel karmaşasını ve çaresizliğini bu kez aşk boyutunda, orta yaşlı bir kentsoylunun genç bir fahişeye saplantı derecesinde duyduğu tutku ekseninde öykülüyor.

20. "Gizemler", Knut Hamsun

Özet

1920 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Knut Hamsun'dan Dostoyevski'nin Budala'sı ile eş değerde görülen muhteşem bir roman. "Gizemler", gizemli kurgusuyla ve yalın biçimiyle okuyanı kendine hayran bırakıyor.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
tayfun-akdeniz

emrah serbes müptezeller kitabında döktürmüş yine hayatta okuyabaliceğiniz en samimi kitap olay sanki sizin çevrenizde gerçekleşiyo gibi ben bu kitapda kendimi buldum şiddetle tavsiye edilir

fafatara

Barış Bıçakçı yeni bir kitap yazsa diye dört gözle bekleyenler derneği.

gulsah.guris

oraya Murat Tavlı -Kuytu'da eklensin lütfen

alienca

liste kabarık aga nerden başlasam bilemiyorum bi ütopya kurucam insanlar sadece ve sadece kitap okuyacak oh mis

qetum

incelerden başla :)

corpse-bride

kutuphane kulturunun gerı gelmesı gerektıgını dusunuyorum

corpse-bride

lontano okuyamadım daha ınsallah leyleklerın ucusu kadar guzeldır

grapejuice

Değil :) Ama bir Kaiken kadar da kötü değil bence. Yine de her Jean Christophe Grange kitabı gibi okumaya değer.

oguzhan-dursun

Leyleklerin uçuşunu okumadım ama Siyah kan kadar güzelmidir acaba. Kaiken kadar kötü değilse okunabilir gerçi

corpse-bride

benım en sevdıgım romanlarda ılk 10 da yer alır leyleklerın ucusu

oguzhan-dursun

O zaman okunur

Başlıklar

2016AkaryakıtAltınAşkBelçikaFransaİstanbulJaponyaLizbonNobelYunanistanaşkgündem
Görüş Bildir