Yılmaz Özdil'in de Kitabında Kullandığı ''Abdülhamid'in Hatıra Defteri'' Gerçekten Var mı?

258PAYLAŞIM

Hatıralar, bir ömürlük tecrübe ve birikimi içerisinde barındırdığı için hem öğretici hem de okuması zevklidir. Fakat bazıları vardır ki yazdığı söylenen kişi değil, başkaları tarafından uydurulmuştur. Abdülhamid'e atfedilen hatıralar da bu sınıftandır. Peki bunlar nasıl ortaya çıktı?

Macera, mütareke döneminde Utarit adlı dergide çıkan ''Hatırat-ı Abdülhamid-i Sani'' adlı yazı dizisiyle başladı.

Türk Tarih Kurumu Eski Başkanlarından Prof. Dr. Ali Birinci, bu metinlerin dil özellikleri bakımından Süleyman Nazif'e ait olduğunu tespit etmiştir. Ayrıca Süleyman Nazif'in arkadaşı ve aynı dönem yaşamış olan İbnülemin Mahmut Kemal de bir kitabında açıkça bunları Süleyman Nazif'in kaleme aldığını anlatarak, kendisinin tarihle oynadığını ve cahillerle eğlendiğini belirtmiş ve bu ahbabına adeta kızmıştır.

Bu söz konusu metin 1922'de yine aynı isimle kitaplaştırıldı. Fakat ortada Süleyman Nazif'in adı falan yoktu.

Büyük kitlelere yayılış ise 1946'da gazeteci İsmet Bozdağ'ın bu kitabı yeni harflere aktarıp basmasıyla birlikte başladı. Bozdağ, zamanında saraya yakın olan bir ailenin evinde eskimiş ve dağılmaya yüz tutmuş bir defterin bulunduğunu, bunun Abdülhamid'in hatıraları olduğunu anladığını ve yayımladığını yine aynı kitapta anlatıyordu.

Bundan sonra 1975'te Tercüman Gazetesinde İsmet Bozdağ bu metinleri önce yazı dizisi halinde, daha sonra da kitap olarak yeniden yayımladı.

Bu sırada ortaya yeni bir hikayeyi de atıyordu. Anlattığına göre Bozdağ yine benzer bir defter bulmuş, bu da Abdülhamid'in hatıralarının bir kopyası imiş. Esas metnin Leipzig'de basılmak üzere bir yayınevine yollandığı yazılıymış. Bozdağ, Tercüman Gazetesinin de maddi desteğiyle Almanya'ya gidip kapanmış olan bu yayınevinin sahibini bulmuş. Kendisine hatıralar takdim edilmiş ve böylece yayına hazırlanmış.

Bu hikayeyle beraber ele geçirildiği anlatılan ve basılan Abdülhamid'in Hatıra Defteri, o günden bugüne kadar yayılarak birçok farklı yayınevi tarafından farklı isimler verilerek defalarca basılmıştır. Tabi bu süreç içerisinde her yayının içerisine yeni şeyler ilave ediliyor, Süleyman Nazif'in yazdığı 1919'daki metinden geriye eser kalmıyor.

Prof. Dr. Ali Birinci bu hatırat meselesine son noktayı koyarak 2005'te yazdığı makalesinde bütün iddiaları, görüşleri ve yayımlanan metinleri ele almıştır.

1 Mart 2014 tarihli Tarihin Arka Odası programında da meseleyi kısaca anlatan Ali Birinci, metinlerin kesinlikle II. Abdülhamid'le bağlantısı olmadığını ifade etmiştir. Bir hatırat aranacaksa bunun asıl, son günlerinde padişahın yanında olan doktoru Atıf Hüseyin Bey'in günlüğü olduğunu söylemiştir. 

El yazılı notları bizzat Türk Tarih Kurumu'nda bulunan ve Prof. Dr. Metin Hülagü tarafından yayımlanan bu günlük, ticari satış kaygısıyla pazarlanmadığı ve adı pek duyulmadığı için, ne yazık ki Abdülhamid'e dayandırılan sahte hatıralardan daha az tanınmıştır.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir