Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Umut Nur Sungur Yazio: Kendinizle Bağ Kurma Sanatı

347PAYLAŞIM
Yazio Banner

Hepimizin hoşuna giden, gitmeyen, hatta bazen sahip olduğumuzun bile farkında olmadığımız duygularımız vardır. Hiçbir duygu iyi/kötü ya da doğru/yanlış değildir. Ancak çoğunun üzerinde kontrolümüz yoktur. Bazen bizi rahatsız eden bir duygu içinde hapsolabiliriz. Böyle bir deneyim yaşadığınızda bir müzik parçasına dikkatinizi odaklamayı deneyin. Zihniniz, andan kopup, serseri mayın gibi gezinti yapmaya başladığı anda dikkatinizi yeniden müziğe geri getirin ve sonra kendinize sorun, odağınızı müziğe kaydırarak rahatsız edici duygularla oturabilme konusunda neler öğrenebileceğinize bakın.

Siz hiç yaşamın karmaşasında durup, içinde bulunduğunuz an ne hissettiğinize, duygularınıza dikkat ettiniz mi? Kendinizle bağ kurdunuz mu hiç?

Günümüzde modern hayatta çok sık kullanılan “anda kalmak”, “akışta olmak”, “farkındalık” kavramlarının ve buna yönelik aktivitelerin aslında sanat etkinlikleri ile ne kadar örtüştüğünü eminim siz de fark etmişsinizdir.

Peki modern psikolojinin farkındalık tanımı nedir, ona birlikte bakalım. Farkındalık, bilinçli  bir merakla, yargılamadan, an be an, şimdiki deneyiminize odaklanmaktır. Aslında doğu felsefesinin bu öğretisi özetle anda kalmaya, burada ve şimdide olmanın önemine ve düşüncelerimizin yaşamımızı şekillendirdiğine vurgu yapar. İşte burada hemen bu kavramın sanatla nasıl örtüştüğüne hep birlikte tanık olalım.

Kendimden örnek vermem gerekirse ben resim yaptığımda zaman kavramını tamamen unutuyorum, sanki başka bir dünyada gibiyim. Çocukların okuldan çıkış saatinin, yemek vaktinin, uyku saatinin bile farkına varmıyorum. Dakikalar saatlere dönüşüyor ve o an olanın dışında bir düşüncem olmuyor. Resim yaparken ne yaptığıma, resimdeki objeleri tuval üzerinde nereye konumlandırdığıma odaklanıyorum, bir sonraki fırça darbesini, rengi, dokuyu nereye vuracağımı düşünüyorum.  Farkındalık egzersizi sırasında da aynı sanat aktivitelerinde olduğu gibi o an yaptığınız şey dışında başka hiçbir şey düşünmezsiniz, ve bu size büyük bir sakinlik hissi getirir. Hem sanat hem de farkındalık etkinlikleri şimdiki zamanı yansıtabilme özelliklerinden dolayı akışta kalmamızı sağlar.

Hepimizin zaman zaman molaya ihtiyacı vardır ve sanat bizim bu ihtiyacımızı karşılar. Yavaşlayıp, içinde bulunduğumuz an ile bağlantı kurmamıza olanak verir. Sanat dinginleştirir, derinleştirir, dinlendirir, huzur ve keyif verir, stresi azaltır, ruh halimizi değiştirir. Herhangi bir sanat etkinliği bizlerin akışta kalmasına yardımcı olabilir.

Pozitif Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi,’e göre akışta olmak mutluluğun anahtarıymış. Ancak Prof. Mehmet Sungur’un söylediği gibi “Yaşam sadece iyiyi hissetmekle ilgili değil, tüm duyguları hissetmekle ilgilidir.” Eğer gün içerisinde iyisiyle kötüsüyle yaklaşık 50-60 bin düşüncenin zihnimizden geçtiğini düşünürsek, onları sakince izleyebilme ve onların bize getirdiği duygulara izin verip, ancak onlara esir olmadan durumu yönetme becerisini edinmek hepimiz için önemli bir anahtardır.   

Şunu söyleyebilirim ki sanatla uğraşmak doğası gereği yoğun bir farkındalık, dikkat ve şimdiki an ile kaynaşmayı içinde barındırır.  Hepimiz meditasyonla, yoga veya nefes egzersizleri ile zihnimizi sakinleştirip odaklanamayabiliriz. Ancak yaratıcı faaliyetler bunu daha kolay yapmamıza yardımcı olur.  Çünkü renkler, doku, ses bizi otomatikman ana çeker. Kendinizi yaptığınız işe kaptırır zaman duygusunu kaybedersiniz. Bu süreçte tek yapmamız gereken merakla ve yargılamadan sürece odaklanmaktır. Şunu da açıkça ve dürüstçe söylemek istiyorum ki, görsel sanatlar içinde yer almak doğuştan bir yetenek veya saatlerce zaman harcamanızı gerektirmeyen bir etkinliktir.

Sanatın kolay ulaşılabilir ve eğlenceli olması, sanatı çocuklar için çok değerli bir farkındalık etkinliği haline getirmektedir.  O zaman hemen şu soruyu sorayım. Sizce farkındalığın en eski ve en yaygın şekli nedir? Tabii ki, okullardaki görsel sanatlar eğitimi. Peki günümüzde okullarda, işyerlerinde, hastanelerde sanata ne kadar yer veriyor, zaman ve bütçe ayırıyoruz? Unutmamalıyız ki sanatın olmadığı toplumlar zarafetten yoksun, bencil, takdir etmeyi beceremeyen, duyarsız, hoşgörü, empati ve hayal gücü sınırlı insanlar yaratır.

Mustafa Kemal Atatürk «Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur. Uygarlık doruğunun merdiveni sanattır.» demiştir.

Şimdi elinize bir kağıt ve kalem almanızı, mükemmeli oluşturmak gibi bir kaygıya kapılmadan sadece sürece uyum sağlayarak çizmeye başladığınızı düşünün.

Tüm duyularınızla çizme deneyiminize dikkatinizi verin. Kalemi fark edin, elinizdeki kalem nasıl hissettiriyor size? Soğuk mu, pürüzsüz mü, ağır mı? Kağıdın üstünde kayarcasına hareket ediyor mu yoksa baskı mı yapmanız
gerekiyor? Kağıdın üzerinde giderken nasıl bir ses çıkarıyor? Sonra durup
kağıdınıza bakın. üzerindeki çizgiler nasıl? Yumuşak mı, kalın mı, yoğun mu, dalgalı mı, açık mı koyu mu? Önünüzdeki kağıttaki sonuca takılmadan, iyi/kötü veya güzel/çirkin diye yargılamadan, yaratma sürecine odaklanın. Elinizdeki sanatla uğraşırken vücudunuzda oluşan duyguları, fiziksel hisleri fark edin. Ne görüyorsunuz, hissediyorsunuz, duyuyorsunuz, tadıyorsunuz? Günlük yaşamınızda karşılaştığınız tüm sanat formlarında tepkilerinizi gözlemleyin. Ve sanatın herhangi bir alanında, müzikte, resimde, dansta olsun, 5 duyunuzu kullanarak farkındalıklı bir gözle sanatı inceleyin.

Son söz olarak şunu söylemek isterim; sanat mükemmelle ulaşma amacı taşımaz, o yalnızca keşfetmektir. Sonunda ortaya çıkan eserden daha önemli olan o yolculuğa çıkmak ve içinde durabilmektir.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir