Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Umut Nur Sungur Yazio: Gözleri Tamamen Kapalı: Bakmak ya da Görmek İşte Bütün Mesele…

55PAYLAŞIM
Yazio Banner

Bu haftaki yazımın adını yönetmenliğini Stanley Kubrick'in yaptığı 1999 yapımı “Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut)” filmi ile aynı koymamın nedeni dikkatinizi çevrenize ne kadar farkındalıkla baktığınıza çekmek içindi. Maruz kaldığımız sayısız görsel uyaran arasında bile günümüzü uyurgezer gibi mi geçiriyoruz yoksa dünyanın bize sunduğu ayrıntlarda gizlenmiş o küçük güzellikleri görüyor, fark ediyor muyuz? 

İnsanların müzede gezerken bir sanat eserine bakmak için 17 saniye ayırdıklarını biliyor muydunuz? Peki ya insanların gözlerine çarpan bir imajı tanımlamalarının bundan daha az zaman aldığını?  Mevlana’nın “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.” sözü bu bağlamda düşündüğümde bana baktığım şeyleri gerçekten görmek için yavaşlamam, detayları görmek için zaman ayırmam gerektiğini çünkü bazı şeylerin her zaman ilk bakışta göründüğü gibi olmadığını anlamama yardımcı oluyor. Yani görme sanatının aslında dikkatlice bakma ve daha derin bir düzeyde keşfetme sürecinin bir parçası olduğunu söyleyebilirim.

İnternette bu konu ile ilgili okuma yaparken Toledo Sanat Müzesi tarafından geliştirilen “The Art of Seeing Art” (Sanatı Görme Sanatı) olarak adlandırılmış ve bir sanat eserine bakarken kullanabileceğiniz 6 adımdan oluşan bir süreçten bahsettiklerini gördüm.

(https://www.toledomuseum.org/node/171)

Bu adımları (Bak-Gözlemle-Gör-Betimle-Analiz Et ve Yorumla) aslında sadece sanat eserlerine bakarken değil günlük yaşamımızda herhangi bir şeye bakarken, onun aktarmak istediği anlamı görmek için de kullanabiliriz.  

Örneğin resim yaparken durup bakıyor, inceliyor, keşfediyoruz, gerçekten orada olanı görüyoruz. Dikkatimizi yoğunlaştırıyoruz, belleğimize yer ediyor baktığımız şey ve daha iyi hatırlıyoruz. Ama şöyle bir sorun var;  bizler bildiğimizi çizme eğilimindeyiz genelde, gördüğümüzü değil. Kendinize sorun evinize yürürken sokakta kaç tane ağaç geçiyorsunuz? Minibüste yanınıza oturan kişi ne renk giyinmişti? Bunlara dikkat etmiyoruz çünkü dikkat etmek konusunda seçiciyiz. Ancak gerçek şu ki bizler etrafımıza gerçekten bakmıyoruz. Kaç tane ağaç var, ağacın dalları ne şekilde bunlar önemli değil. Bizler sadece ağacı ona çarpmamak için fark ediyoruz. 

Leonardo Da Vinci’nin şu sözü aslında bugünkü yazımı çok güzel özetliyor. "Ortalama bir insan görmeden bakar, işitmeden dinler, hissetmeden dokunur, tatmadan yemek yer, fiziksel farkındalığı olmadan hareket eder, kokunun veya aromanın farkında olmadan nefes alır ve düşünmeden konuşur." 

Gözlerimiz dünyaya açılan pencereler. Gözlerimiz etrafımızda olup bitenle ilgili pek çok bilgiyi alır ve optik sinirler aracılığıyla beynimize gönderdiği sinyaller sayesinde şekilleri, renkleri, dokuları ve hareketi görürüz. Başka bir deyişle gözümüz bakmak için bir araç. Ancak bakmak görmek için yeterli değil.

“Bakmak” kelimesinin sözlük anlamı gözlerimizi belirli bir yöne yönlendirmektir. Geçmişte daha önce deneyimlediğimiz, belleğimize yerleşmiş olanı otomatik olarak doğru kabul eden boş bir bakıştır. Bakmak yolumuzu bulmaya yetecek kadar bilgi edindiğimiz pasif bir eylemdir.

“Görmek” ise göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, fark etmek, anlamak, kavramaktır. Burada duyuların uyanışı yani farkındalık anahtardır. Görmek sadece fark etmek değil, anlamak, ilgilenmek ve sabırla görünenin ötesindeki detaylara dikkat etmektir. Yani görmek, önümüzdeki şeye anlam yükleme çabası ile de ilgilidir. Görmek; bakış açısı, dikkat ve idrak gerektirir. Günümüzün büyük bir kısmını gözlerimiz açık geçirmemize rağmen tüm vaktimizi görerek geçiremeyiz. Etrafımızda dikkatimizi çekmek için savaşan sayısız görsel uyaranın olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Elbette bütün uyaranlara odaklanmamız mümkün olmadığı için neyin önemli olduğunu anlamamız faydalı olacaktır.  Ancak peki odaklanamadığımızda neleri kaçırıyoruz? Sadece bakmakla kalmayıp gerçekten görsek hangi güzellikleri görebiliriz? İlişkilerimizi derinleştirebilir miyiz? Kendimizi daha iyi tanıyabilir miyiz?  

Herhangi bir şey gördüğümüzde, bir sanat eseri, bir film veya bir reklam panosu, beynimiz aldığı görsel bilgiden anlam çıkarmaya çalışır. Beynimiz soyut şekillerden, desenlerden ve tamamlanmamış bilgiden anlam ve benzerlikler bulmada ustadır. Çünkü beynin fonksiyonlarından biri de boşlukları tamamlamaktır. Ancak gördüğümüz şeydeki anlamı ararken ani sonuçlara atlamadan,  gözlemlediklerimizi bir araya getirip olası anlamları düşünme becerimizi sanat eserlerine bakarak veya sanat üreterek geliştirebileceğimizi düşünüyorum. Yapılan araştırmalar da sanat eserlerine bakmanın veya sanat eserleri üretmenin insanın gözlem, yorumlama, değerlendirme, sorun çözme ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirdiğini göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya’da bazı tıp fakülteleri ve hastanelerin, ABD'de polis kuvvetlerinin ve Fortune 500’de bulunan birçok şirketin gözlem, yaratıcı düşünme ve farklı bakış açısı ile bakabilme becerisini geliştirdiği için sanat eğitimini kullandıklarını biliyor muydunuz?

Van Gogh’un bu tablosunun odak noktası güneşin çarpıcı parlaklığı. Bu tabloyu gördükten sonra güneşe tekrar aynı şekilde bakmamız mümkün mü?

The Sower (1889) Vincent Van Gogh

Bir dahaki sefer güneşe baktığımızda onun muhteşem parlaklığını ve tüm yaşamı sürdürmede oynadığı önemli rolü daha iyi görebiliriz. Sanat, aslında etrafımızda olan şeyleri yeniden, yeni ve masum gözlerle görmemizi sağlamıyor mu sizce de? Hadi bugün dışarı çıktığımızda, güneş ışınlarının bir ağacı, bir yaprağı, bir çiçeği veya bir çimen parçasını nasıl aydınlattığına dikkatle bakalım. Ayrıntılara odaklandığımızda, görülecek birçok güzellik olduğunu fark edelim. Ve bunu belli bir süre yaptıktan sonra aslında günlük yaşamımızda ve çevremizde çok daha fazlası olduğunu fark edip, görebiliriz. Hadi uyanalım ve hep birlikte gözlük camlarımızı temizleyelim. Gören bir insan olup, etrafımızdaki küçük şeylerdeki güzelliği fark edelim.

Web
Instgram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir