Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Türker Toker Yazio: Sosyal Medya Paylaşımında Çocuk İstismarı: Bu Paylaşım Benim İçin mi Eğitim İçin mi?

62PAYLAŞIM
Yazio Banner

Günümüzde bir fotoğraf ya da video çekip paylaşmak oldukça kolay bir iş haline geldi. Dahası sosyal medya platformları bunu daha da kolaylaştırmak adına ellerinden geleni yapıyorlar. İlk cep telefonlarımızı düşündüğümde geldiğimiz noktanın inanılmaz olduğu konusunda hepimiz hemfikirizdir diye düşünüyorum. Bununla birlikte okullar, yöneticiler öğretmenleri sınıf süreçlerine daha fazla teknolojik araç-gereç dahil etmeleri konusunda da zorluyorlar. Hatta hem devlet hem de özel okullarda bir paylaşım çılgınlığı yaşanıyor. Yakın çevremizdeki öğretmenlerden aldığımız bilgilere göre kendi paylaşımlarının RT edilmesini, beğenilmesini ve paylaşılmasını isteyen onlarca resmi ve özel kurum yöneticisi bulunmakta.

Aslına bakarsanız eğitim camiası içerisinde sosyal medyayı örnek gösterilebilecek şekilde kullanan onlar öğretmen var.

Ancak bunun yanında kendi tanınırlığını artırmak, takipçi sayısını çoğaltmak, kurumunun okulunun reklamını yapmak, kendini tatmin etmek amacıyla paylaşımlar yapan birçok eğitimci de bulunmaktadır. Uzmanlara göre, adı “paylaşım” olsa da genel hatlarıyla sosyal medya, görünme ve görme amacıyla kullanılıyor. Eğitim camiasında “iyi örnekler paylaşılmalı” mottosunun arkasında yatan neden de aslında benzer şekilde “Görün beni! Ben buradayım!” amacıyla yapılıyor. Tabi burada sadece paylaşan değil sürekli beğeni ile destek veren takipçi tayfasının da katkıları oldukça büyük.

Profesyonel bir çalışanın yaptığı işi ne kadar iyi yaptığına dair reklam, görünme, beğeni alma gibi çabaları kapsayan paylaşımları oldukça normal görünüyor. Örneğin bir demir ustası ne kadar hızlı demir bağladığını gösterdiğinde videoda kendisi, kerpeten, demir ve tel uyumunu görebilirsiniz. Bir fırıncı, modacı, bilgisayar uzmanı iş ekosistemlerinden paylaşım yaptıklarında bu ekosistemin bileşenleri paylaşılmaktadır. Aynı şekilde bir öğretmen paylaşım yaptığında ise sınıf ekosistemi içerisinde bulunan sıra, masa, tahta, kitaplık gibi bileşenlerin yanında ÖĞRENCİ adı verilen çoğunlukla 18 yaşından küçük insanlardan bahsediyoruz. Sınıfın içerisinde yapılan profesyonel çalışmaların görünür kılınması için ki seçenek var:

• Uzun ve zahmetli bir şekilde sistematik olarak blog yazmak.

• 1 dakikalık bir Instagram videosu çekmek

Gerçek şu ki bu paylaşımları öğrenciyi dahil etmeden yapmak tuzsuz bir yemek yapmaya benziyor. Bu konuda haklısınız. Ancak!!!

Her ne kadar öğrencilerinin fotoğraflarını paylaşan eğitimcilerin iyi niyetlerinden şüphem yok. Bu iyi niyet yelpazesinin “iyi örnekler paylaşılmalı”  dan başlayıp “Görün beni! Ben buradayım!” ya da “Biz buradayız!” a kadar gittiğini de biliyorum. 

Bu noktada paylaşım yapan eğitimcilerin en büyük argümanları velilerin izinlerinin alınmış olduğuna dairdir. Bunu iki ayrı başlık altında incelemeliyiz:

1. Paylaşımı yapan sosyal medya hesabını kurumsal olması

2. Paylaşımı yapan hesabın eğitimcinin şahsi hesabı olması

Eğer önceden veli izni alınmış ise (velinin çocuğun adına karar verip veremeyeceği de Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre tartışmalı bir konu) kurumsal hesaplardan paylaşım yapılması yasal olarak sorun yaratmayabilir. Bakanlık, il-ilçe milli eğitim müdürlüğü, okul hesapları gibi hesaplar kurumsal yapılar olarak tanınabilir. Ancak hesap sizin şahsi hesabınız ise her türlü paylaşımın şahsi olduğu, elde edilecek beğeni, sosyal tanınmışlık, ödül, reklam geliri vs. gibi kazanımlar da şahsi olmak durumundadır. Bu durumda okul tarafından alınan izinler sizin şahsi hesap paylaşımlarınızı kapsamamaktadır.

Kendi Instagram ve Twitter hesaplarımda öğretmenlere Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017 yılında Yusuf Tekin imzasıyla çocuk istismarını engellemek adına sosyal medyada öğrencilerle yapılan paylaşımların cezai müeyyidelerini kapsayan bir genelge olduğunu, bu durumdan haberdar olup olmadıklarını sordum. Ben bu yazıyı yazarken ankete katılanların %50’sinden fazlasının böyle bir genelgenin varlığından haberdar olamadıklarını belirtmişlerdi.

Peki bu neden bu kadar büyük bir sorun olarak karşımızda?

Bakanlık yayınladığı genelgede konuyu:

(a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. maddesinde: “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar” ve 41. maddesinde: “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” şeklinde, 

(b) Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 19. maddesinde “Bu Sözleşme’ ye taraf Devletler, çocuğun ana–babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken … her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.” ve 29. maddesinde “taraf devletler çocuk eğitiminin çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesi amacına yönelik olmasını kabul ederler.” şeklinde, 

(c) 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun Genel Amaçlar başlıklı 2. maddesinin ikinci fıkrasında Türk Millî Eğitiminin Genel Amacı, “Türk Milletinin bütün fertlerini; Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek.” şeklinde hükümlere yer verilmiştir. 

(d) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 135. maddesinde: “Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.”

Bunun yanında;

136. maddesinde: “Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”, 137. maddesinde: “(1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların; a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle, b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

kapsamında tartışmaktadır. İşin
hukuki boyutu açık bir şekilde yayımlanan genelgede ortaya konulmuştur.

Ancak işin asıl önemli boyutu ÇOCUK İSTİSMARI konusu hepsinin de ötesinde bir boyuttur.

Çocuk istismarı ve ihmali, ana baba ya da bakıcı gibi bir erişkin tarafından çocuğa yöneltilen, toplumsal kurallar ve profesyonel kişilerce uygunsuz ya da hasar verici olarak nitelendirilen, çocuğun gelişimini engelleyen ya da kısıtlayan eylem ve eylemsizliklerin tümüdür. Bu eylem ya da eylemsizliklerin sonucu olarak çocuğun fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal açıdan zarar görmesi, sağlık ve güvenliğinin tehlikeye girmesi söz konusudur.  

Eğer bir çocuk yetişkinlerin kullandığı bir ortamda herhangi bir şeye alet ediliyorsa bu istismardır. Özellikle eğitimciler, sosyal medya paylaşımında bulunurken ikilem yaşadıklarında kendilerine şu soruları sorabilirler: 

“Bu paylaşım benim için mi, eğitim için mi?” 

Bu soruya vereceğimiz cevap aslında paylaşımda çocuk istismarı olup olmadığına karar vermemiz konusunda en önemli rehber olacaktır. 

Özetle;

İzinle dahi olsa öğretmenlerin öğrencilerin aktif rol aldıkları paylaşımlarda bulunmaları yasal olarak da ahlaki olarak da doğru değildir. Bakanlığın bir genelgeyi bugün uygulamıyor olması yarın uygulamayacağı anlamına gelmiyor. Ben hiçbir öğretmenin sosyal medya paylaşımlarında bilerek ve isteyerek öğrencilerini istismar edeceğini düşünmüyorum. Ama doğrudan öğretmenin yararlandığı, sonuç elde ettiği paylaşımlar geriye saçma sapan danslar ya da videoların parçası olmuş, akımlara kurban edilmiş, aksanıyla dalga geçilmiş, fakirliği yüzüne vurulmuş binlerce çocuk bırakmaktadır.

 Unutmayın! Yarın bu çocuklar yetişkin olup önemli işlerde karar verici noktasına geleceklerdir. Bugün onlara komik gelen yarın utanç verici bir hal alabilir. Bu noktada yasanın ne dediğinden bağımsız olarak Atatürk’ün “Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir!” sözü uyarınca davranmak gerekir. Kandil kendisi yanar, kendisi tükenir. Başkalarını yakarak kendisi aydınlanmaz.

Instagram

Twitter

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir