Tarihin Tozlu Sayfalarında Kalmış Bir Dostluk: Mustafa Kemal ve Madam Corinne

-

Kazandığı zaferler, yaptığı devrimler ile tarih kitaplarını yeniden yazdıran lider Mustafa Kemal Atatürk'ün özel hayatı ve bu hayata giren kadınlar daima merak konusu olmuştur. Bu kadınlardan birisi olan ve bugün dahi tartışma konusu olan Madam Corinne'in Mustafa Kemal ile ilişkisini sizler için hazırladık.

Kaynak: 1- Erdal İnönü, Anılar ve Düşünceler-3

              2- İpek Çalışlar, Mustafa Kemal Atatürk

              3- Melda Özverim, Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü. Bir Dostluğun Öyküsü

Cenova kökenli bir ailenin büyük kızı olan Corinne, büyükbabasının saraydaki görevi nedeniyle taşındıkları İstanbul'da yaşamaktadır.

Fransa'da şan ve piyano eğitimi aldıktan sonra geri döner ve Harbiye'de öğretim görevlisi olarak çalışan Yüzbaşı Ömer Lütfü ile tanışır.

İkili nişanlandıktan kısa süre sonra 31 Mart Vakası'nı bastırmak için bastırmak için şehre gelen Hareket Ordusu'ndaki Mustafa Kemal ile de tanışır.

Mustafa Kemal, Ömer Lütfü ile Harbiye'den arkadaştır. Kısa sürede Corinne Lütfü ile de dost olurlar. Cumartesi Toplantıları'nda sık sık görüşürler.

Kısa zaman sonra Balkan Savaşı başlar. Ömer Lütfü'nün şehit olduğu haberinin gelmesi ile Cumartesi Toplantıları'na ara verilir. Ancak M. Kemal ile Corinne'in bağlantısı kopmaz.

Mondros Mütarekesi'nin ardından ikili arasındaki dostluk tehlikeli bir hal alır. İstanbul'u işgal eden İngilizler, Corinne'in ailesine baskı yapmaya başlar.

Baskıya dayanamayarak İtalya'ya dönen aile, Roma'da yaşamaya başlar. O günden sonra M. Kemal ile Corinne, bir daha yüz yüze görüşmezler.

İkili arasındaki ilişki, sadece mektuplar üzerinden devam eder.

İkili arasındaki ilişkiye dair bugüne kadar birçok iddia ortaya atılmış, dostluğun birlikteliğe dönüştüğü söylenmiştir.

Mustafa Kemal'in 21 Kasım 1913'te Corinne'e yazdığı bir mektup bu iddiayı doğrular niteliktedir.

“Sevgili Corinne,

Çarşamba akşamı İstanbul’dan, kollarında geçirdiğim günün anısıyla ayrıldım. Beni senden uzaklaştıran tren zannettiğim gibi 16:30’da değil, 15:20’de hareket etti.(…) hiçbir arkadaşıma veda edemeden ayrıldım… Nazik mektubunuzu bu satırların sonuna gelirken aldım. Ne kadar zekisin ve naziksin Corinne.

Yolculuğumda beni yalnız bırakmak istemedin, mektubunla bana refakat ettin. İşte bu yüzden yolculuğum süresince zihnim sadece seninle meşguldü. (…) Sana Sofya hakkında ilginç haberler veremeyeceğim, fakat açıkça kendimi cehennemde gibi hissettiğimi söyleyebilirim. (…) Seni bütün kalbimle öper, burada tek tesellim olacak mektuplarını beklerim sevgili Corinne.”

Bir ay sonra, 20 Aralık 1913'te yazdığı mektup da bize aralarındaki ilişkiyi işaret ediyor.

“Son mektupların bana büyük bir memnuniyet verdi. Beni daima, hatırladığını öğrendiğime çok bahtiyarım. Ben de her an seni düşünüyorum ve senin sevimli refakatinde geçirdiğim güzel anları zevkle hatırlıyorum. Sofya, boş zaman doldurabilecek hiçbir eğlencesi olmayan tatsız bir şehirdir.

Burada çok meşgulüm günde en az sekiz saat çalışıyorum.

Güzel ellerini öper, çok muhabbetle senin çok halis dostun olduğumu tekrar ederim.”

Fakat 25 Ocak 1914'te gönderilen mektup, sevgiliden ziyade çok yakın bir dosta yazılmış gibidir.

“Çok Aziz Dostum,

Son mektubunuz da ondan evvelkiler gibi beni çok sevindirdi. Onları ne kadar
dikkate layık bulduğumu ve ne kadar sabırsızlıkla beklediğimi söylemek
lüzumsuzdur. Elçiliğin kapıcısı, bana senin mektuplarından birini getirdiği
zaman, içimde büyük bir sevincin uyanması için zarfın üzerinde senin yazını
görmek kâfi idi. (…)”

İlerleyen dönemde yazılan bir mektup ise daha sonraları Atatürk ve islam tartışmalarına yol açmıştır.

"Görüyorsunuz ya Madam, benim insanlarım şehit olmayı ararken de budalaca davranmıyorlar. Peygamberimiz ne kadar bilgeymiş. İnsanların gerçek arzularını ne kadar iyi biliyormuş. Bana gelince, çok yazık ki, bu inanmış insanların, Allah vergisi nitelikleri bende yok, ama bu nitelikleri desteklemeyi de hiç ihmal etmiyorum. Çok garip bulduğum bir şey var. Erkeklere huriler ve başka güzel eğlenceler vadeden Hazreti Muhammed, kadınlar için hiçbir taahhüde girmiyor. Bu duruma göre ölümden sonra erkekler, cennetteki kadınlara sahip olarak hoş vakit geçirirlerken, kadınların dayanılmaz hale düşecekleri anlaşılıyor. Öyle değil mi? Gördüğünüz gibi Madam, dağdağalı ve kanlı bir yaşama alıştıktan sonra da insan, cennet ve cehennemden söz etmek ve hatta yüce Tanrı’yı bile eleştirmek için zaman bulabiliyor. Madam, eğer Tanrı'mızı eleştirerek günaha girmemi önlemek isterseniz, çarpışmalar dışında kalan zamanımı, hangi meşgaleyle geçirebileceğim konusunda lütfen bana yol gösteriniz."

Mustafa Kemal'in yoğun ısrarlarına rağmen Roma'da kalan Corinne, 1941 yılında Türkiye'ye döner. 1946'da da vefat eder.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
imran-musayev

Atatürk yakisikli ve karizmatik bir insan guzel kadinlarla iliskisinin olması normal

ozturk-sadri-alisik

bunlar öyle bilinmedik şeyler değil, Atatürk ün gençlik yıllarında biçok kadının gözdesi olduğu bilindik bişe, hatta bi kadını çok sevdiği ama kadının savaş neticesinde yunanistandan asla gelmediği falan gibi bişeler okumuştum bi zaman evvel

kubra-bucer

seni bütün kalbimle öper... cümlesi beni benden aldı yalnız şu an :)

irem-aras6

Bu tarihlerde insanların gündelik konuşma ve mektuplaşma biçimi bizlere göre fazla saygın ve sevgi dolu. O dönemlere ait diğer mektupları incelerseniz benzer cümleleri arkadaşlıklar içinde de görebilirsiniz. Bu mektuplar benim gözümde net aşk ilişkisi sonucunu getirmiyor fakat öyleyse de kime ne🤷

Başlıklar

FransaİstanbulİtalyaŞehitkadınlar
Görüş Bildir