Abdullah Gül: 'Siyasetçiler Dil ve Üslubuna Dikkat Etmeli'

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz

Siyasetçiler Dil Ve Üslubuna Dikkat Etmeli

MUSTAFA ÜNAL -BUDAPEŞTE HABERLER politika

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, medyaya yönelik müdahaleyi yanlış bulduğunu söyledi. Budapeşte’de konuşan Gül, basın özgürlüğünün, gelişmiş demokrasilerde ülkelerin onuru olduğunu belirtti. Gül, “Bu tür müdahalelerin olmaması lazım. Olamaz böyle bir şey. Gazeteci de doğru gördüğü şeyde ısrar edecek.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de önemli mesajlar verdi. HSYK görüşmeleri sırasında Meclis’te yaşanan kavganın kendisini mahcup ettiğini belirterek, “Gürültülü memleket olduk. Bunlar hoş şeyler değil. O heyecanla, farkında olmayabilirler ama o manzaraların Türkiye değerine attığı çizik çok üzücüdür. Buradan çıkmamız lazım.” dedi. Türkiye ile ilgili dışarıdaki algının bozulmaması için öncelikli görevin siyasete düştüğünü söyleyen Gül, “Bütün siyasî aktörler dil ve üslup konusuna dikkat edecek. En basiti ve en kolayı bu. Jargonlar değişecek. Sonra da daha çok diyalog, ülkedeki atmosferi (olumlu anlamda) değiştirir.” ifadesini kullandı. Medyaya baskıyı yanlış bulduğunu vurgularken, gazetecilerden doğrularında ısrarcı olmalarını, yeri geldiğinde isyan etmelerini istedi. BDP’lilerin seçim meydanlarında seslendirdiği demokratik özerklik mesajlarına da tepki göstererek “Bunlar doğru değil.” uyarısını yaptı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gazetecilerin sorularına verdiği cevaplar şöyle:

Resmi temaslarınızda özel sohbetlerde görev sürenizi de konuştunuz mu?

Yok onu sormadılar. Daha çok Meclis’te son yaşananlar soruldu. Doğrusu biraz mahcup olduğumuz durumlar çıktı. Bir milletvekilinin burnu kırılmış. Kanlar falan... Bunlar hoş şeyler değil. Doğrusu mahcup olunacak şeyler. Üzücü, açık söyleyeyim. O heyecanla, atmosferiyle farkında olmayabilirler ama o manzaraların Türkiye değerine attığı çizik gerçekten fazladır ve çok üzücüdür.

Geçmişte güzel şeyler olacak dediniz, hava değişti… Bu ara öyle bir havanız var mı?

Tabii ki güzel şeylerin olmasını isteriz. Türkiye’nin dışarıdan görünümü çok büyük. Bir Cumhurbaşkanı olarak böyle bir devleti temsil etmekten o kadar çok onur gurur duyuyorum. Bu ülkenin gelecekteki gücünden bahsediyorsunuz. Son dönemde yaşanan şeyler sebebiyle, bir zamanlar çok parlayan ışığımız aynı parlaklıkta değil. Bu gözüken bir şey. Onun için bu tartışmalar, bunların hepsinden hemen çıkmamız lazım. Tekrar kendi yörüngemize oturmamız lazım. Bunu millet olarak, siyasetin bütün kurumları olarak söylüyorum. Gürültülü bir memleket gibiyiz. Buradan çıkmamız lazım..

Basın özgürlüğünün geldiği nokta, sizi rahatsız ediyor mu?

Basın özgürlüğü, gelişmiş demokrasilerde ülkelerin daima onurudur ve daima güç verir. Açıklıkla söyleyeyim; İstismar, yanlışlar söz konusu olursa, bunlarla serbestlik anlamına gelemez. Evrensel anlamda basın özgürlüğü bir ülkenin gurur duyacağı bir şeydir. Bir anlamda şikayetler çoğalıyor. Çok hızlı telafi etmemiz lazım. Kesinlikle...

Hükümetin medyaya baskısı olduğuna dair eleştiriler var. Sizce böyle bir ortam var mı?

Herkes kendi işine sahip çıkacak, doğru olduğuna inanıyorsa, arkasında duracak. Kim ne derse desin. Kimse kolayına da kaçmayacak. Yaşanan şeyler olabilir. Bir yayın kuruluşu doğru bildiğini yapmalıdır. Niye çekinecek ki!

Yaptırım endişesinden olabilir mi?

Niye cezalandırma olsun ki. Bir alışveriş ilişkisi varsa o zaten yanlıştır.

Müdahale edene hiç mi uyarınız olmayacak?

Söylüyorum… Bunların, bu tür müdahalelerin olmaması lazım. Olamaz böyle bir şey. Ancak siyasetin doğasında şu var ki ‘herkes benimle ilgili iyi yazsın’ ister. Ama aynı zamanda yayıncılık bir kamu görevidir açıkçası. Siz milyonlarca insana hitap ediyorsunuz. Orada da bir sorumluluk vardır. Yeri geldiğinde kendi otokontrolünü yapacaktır, yeri geldiğinde de doğru gördüğü şeyde ısrar edecektir. Doğru gördüğüne karşı baskı görüyorsa da orada isyan edecektir. Başka bir alışveriş ilişkisi içinde değilse açıkçası.

12 yılda çok büyük reformlar yapıldı. Bugünden geleceğe baktığınızda kurucusu olduğunuz AK Parti’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

2002’den sonra müthiş bir güçle o roket fırlatıldı ve çok büyük değişiklikleri hep beraber yaşadık. Şu gerçek ki bir kez daha ateşlemek lazım. Buna ihtiyaç var. Bu algının negatif şekilde gelişmesine asla müsaade etmemek gerekir. Özellikle dışarıda. Önce tabii bütün siyasi aktörler dil ve üslup konusuna dikkat edecek. En basiti ve en kolayı bu. Jargonlar değişecek. Daha sonra daha çok diyalog, memleket meseleleri konusunda atmosfer değişir.

İnternet yasasında bir yönetmelik değişikliği sizi tatmin edecek mi?

İnternet yasası yönetmelikle halledilecek bir konu değil.

Başka bir torba kanuna başka bir madde eklenerek itiraz ettiğiniz konu sonradan düzeltilebilir mi?

Önemli olan mahzurlu, problemli olan şeyleri düzeltmek. İki durum var. Bir, gerçekten problemli görülen bir şeyi düzeltmek. İkincisi, algıyı da tekrar pozitif hale getirmek lazım. O da çok önemli öyle bir algı çıktı ki ortaya, iyi olan hiçbir şey konuşulmuyor. Problemli noktalar olunca konuşuluyor. Hem problemli noktaları düzeltmek gerekir, hem algıyı. Herkes beni bir siyasi pozisyona zorluyorlar ama benim amacım neticedir. Neticede işlerin düzgün ortaya çıkmasıdır. Metodum budur. HSYK ile ilgili de bu yasa Meclis’e geldiğinde ilk taslağı aldım. 15’e yakın mahzurlu nokta vardı. Anayasa problemi olarak gördüğüm. Bunları Adalet Bakanı ile paylaştım, düzeltilmesini önerdim. Nihai halini görmedim. Gidince problemli noktalara bakacağım. Benim işaret etmediğim noktalar olabilir. Onlarla ilgili Anayasa noktası var mı yok mu ben karar veremem.

Yasayı onaylayıp Anayasa Mahkemesi’ne bırakacağınız yönünde bir algı var?

Bakalım ne yaparsak o görülür.

Sizin atadığınız bir HSYK üyesinin açıklamaları var. 12 Eylül’e benzetiyor. HSYK üyeleri bakanın memuru oluyor diyor?

Evet ben atadım. Ama benim atadığım üye keşke önce beni brife etseydi. Ben herkese açığım.

BDP’lilerin mesajları, özerklik, Apo posterleri… Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anayasa, kanunlar ortadayken çeşitli fikirler söylenebilir. Ancak böyle bir özerkliğin kesinlikle Türkiye için doğru olmadığı kanaatindeyim. Bunların kimseye de faydası olmaz. Avrupa Konseyi’nin yerel yönetim şartı var. Biz Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesiyiz. Şartta bir iki noktada rezervlerimiz vardı. Onlar da fiili olarak hep geçmiştir. Resmi olarak duruyor ama uygulamalarımızda rezervlerimizin bir mahzuru olmadığını ispatlamışız. Bunun ötesine geçilmesinin kesinlikle doğru olmadığı kanaatindeyim. Avrupa Yerel Yönetim Şartı’nın birçok şikayetleri gidereceğine inanıyorum. Ötesi özerkliktir. Arkasında şiddet olmayan fikir söylenebilir, bu ayrı bir konu. Ama kesinlikle bu söylenenlerin fayda getirmeyeceği kanaatindeyim.

Zaman

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Abdullah GülAdalet ve Kalkınma PartisiBarış ve Demokrasi PartisiBudapeşteMacaristanroket
Görüş Bildir