Halk Kahramanı Olarak Bilinen Nasreddin Hoca’nın Herkes Tarafından Bilinmeyen Karanlık Yüzü

-

Bir tarihi kahraman olarak Nasreddin Hoca'yı ele aldığımızda hazırcevap, nüktedan bir imajın izlerini görsek de neredeyse 600 farklı fıkranın kahramanı olarak bakıldığında ortada dört başı mamur, tutarlı bir karakter bulmanın imkansız olduğu görülür. İşte bu zıt karakterleri barındıran kişiliğin ardında halk hikayelerine kahraman olmasının tercih edilmeyeceği bir Nasreddin Hoca imajının olma ihtimalini hiç düşündünüz mü?

Haydi detaylı akademik çalışmaları da referans alarak birlikte düşünelim.

Kaynak: İlhan Başgöz - Nasreddin Hoca Hikayeleri (Tarihsel Gelişme İçinde Bir Konular Analizi), Toplumbilim Sayı 12, sf. 21-47

Öncelikle Nasreddin Hoca fıkralarının kökenine inelim.

Tarihi karakterleri de dahil ederek düşündüğümüzde 500 yıllık bir geçmişi var fıkraların, bu sebeple Hoca'nın adı anıldığında farklı zamanlar telaffuz edilse de yazıya geçirilme zamanı olarak 15 ve 16. yüzyıl dönemini anmak yanlış olmaz. Çoğu fıkranın değişerek geldiğini düşünürsek bu tarihsel şerhi zihnimizin bir köşesinde tutmakta fayda var.

Tabii yaşadığı yüzyıla bakarak kimi fıkraların bazı 'yorumlamalara' uğradığını not etmek gerek.

Bu yorumlamalar genelde Hoca'nın kimi kaba yanıtlarının mistik referanslarla süslenmesiyle gerçekleşse de aslında bu kaba sabalığın ardında neler olduğunu irdelemek gerekir.

Tam da bunun için Nasreddin Hoca'nın gerçek kişiliğinin derinlerine indiğimizde ortaya daha büyük sorular çıkar: Hoca'nın aslında yaşayıp yaşamadığına dair ortaya atılan şüpheci sorular.

Çokça farklı kaynakta Hoca'nın yaşadığı yıllar telaffuz edilir, Akşehir'deki türbesinde 1393'te bir ziyaret kaydı vardır.

Hoca'nın kızına ait olduğu düşünülen bir mezartaşı vardır, bu taşta tarih 1327'dir. Hoca'nın 1250'li yıllarda ortaya çıkan vakıfname kayıtlarına bakıldığında yaşadığı yılları anlayabiliyoruz fakat hocanın yaşadığı yıl, yaşadığı yer hiçbir fıkranın temelini oluşturmaz. Fıkraların ana konusu olarak yer etmeyen kişisel hayatından ziyade edebiyat hayatının daha mühim olduğu düşünülür.

Ayrıca Nasreddin Hoca karakteri sadece Türk kültüründen beslenmez, farklı coğrafyalarda da farklı isimlerle hayat bulur.

Örneğin Azerbaycan'da Molla Nasreddin olarak anılan ve Azeri kültüründen beslenerek karakteri gelişen Hoca, Çin Türkistan'ında Avanti olarak cisimleşir.

Her kültürden ayrı bir özellikle yükselen Hoca'ya verilen "avanti" ismi efendiden bozma kişi anlamına gelir.

Bizlerin bazı durumlarda menkıbe olarak ele aldığımız fıkralar bir yana, Hoca'nın birazdan inceleyeceğimiz kimi fıkralarının kökenlerini sadece Türk kültüründe olmadığını, yerel bir karakterden bahsetmediğimizin altını çizmek gerekli.

Hoca'nın resmî anlamda bir Hoca olması, bir köyde imam olarak adının geçmesi onun öğretici karakterini açıklar.

Ayrıca hem devletin bir kolu olup hem de eşek besleyip ekin biçmesi, turşu satması, pazarlarda geçen fıkraların kahramanı olması onu halka da eklemler. Meşhur imajdaki 'eşek üstündeki kavuklu Hoca' gösterimi bu iki kültürün tam ortasında konumlandığını  gayet iyi anlatır.

Kavuğuyla bir din adamı, eşeğiyle kendi gailesinde olan bir köylüdür Hoca.

İlk Nasreddin Hoca fıkrası 1480 yılında Saltukname'de geçer, derli toplu bir biçimde kültüre nüfuz ettiği tarih ise kaynaklara göre 16. yüzyıldır.

İlhan Başgöz'ün Nasreddin Hoca Hikayeleri çalışmasında ele aldığı 409 fıkra sınıflandırılabildiği kadarıyla şöyle kategorize edilir: 

65 hikayenin konusu inançlar, 62 hikaye Hoca'nın ailesi, 41 fıkra Hoca'nın eşeği, 17 hikaye Hoca'nın geçim sıkıntısına dair yaptığı hırsızlıklar, 15 hikaye devlet otoritesine karşı davranışlar, 12 hikaye yargı sistemi, 87 tanesi farklı kategorilerde açıklanabilecek 'müstehcen' hikayelerdir.

65 fıkra yekpare olarak inançlarla ilgiliyken inanç konusunda iki ayrı kırılımdan söz edebiliriz.

Din konusunu ele alan fıkra din adamlarının kötü huylarını irdelerken bazı durumlarda sıra dışı detaylara da değindiği görülür. Şu fıkraya bakalım:

Hoca sokakta leblebi yiyerek yürürken çocuklar bize de ver diyerek Hoca'nın etrafını sarmışlar. Hoca "size leblebiyi Tanrı'nın verdiği gibi mi yoksa kulların verdiği gibi mi dağıtayım" demiş. Çocuklar Tanrı gibi dediklerinde kimine az kimine çok vermiş. Çocuklar bunu beğenmediğinde Hoca gökyüzüne bakarak "görüyorsun ya ben hiçbir şey söylemedim, çocuklar bile adaletini beğenmiyor" demiş.

Hoca'nın dinî konuları ele aldığı diğer tür fıkralarında alay ve taşlamanın ayarının inançlı kişileri gücendirecek seviyeye ulaştığı görülür, bu fıkralarda sertlik mizahın üstünde yer alacak kadar baskındır ki detaylarına girmiyoruz.

17. yüzyıla gelindiğinde Hoca'nın hikayelerinde bir medrese dokunuşu görülür ve yer yer küfre varan dil yerini günümüzde tanıdığımız haliyle nezakete bırakır.

Tabii yukarıda bahsettiğimiz dinî fıkralarda büyük bir yumuşama da görülür, Hoca'ya minarenin ne olduğu sorulduğunda "belli ki kuyu imiş, ters çevirmiş, kurusun diye dikmişler" diyerek kültürle uzlaşmaya gittiğinin işaretlerini gösterir. Fıkralar yıllar ilerledikçe yumuşamaya uğrasa da Nasreddin hoca ile Sarı Saltık Baba'nın görüşmelerinin anlatıldığı fıkra ağızları açık bırakır:

Sarı Saltık Baba Hoca'yı evinde ziyaret eder ve Hoca'ya sorar. "Bu ev sizin mülkünüz müdür?" Nasreddin Hoca "Dünyada benim için şu üç nesne mülktür, gerisi benim değildir." Onlar gece gündüz gibidir, benden ayrı olamazlar." Saltık şaşkınlıkla onların ne olduğunu sorar, Hoca: "biri zekerim ikisi t*şaklarımdır" der.

Siyasi figürlerle de temas halinde olan Hoca Selçuklu ve Osmanlı padişahlarına saygılıdır, kayda değer bir saygı eksikliğinin izi görülmez.

Sınırların dışına çıkıldığında Nasreddin Hoca'nın fıkralarında değişiklikler sezilir, Arabistan'a elçi olarak gönderildiğinde Arap beyinin önünde yellenmesinin ardından telaşa kapılan öğrencisine "aldırma, bunlar Arap, Türkçe yellenmekten anlamazlar" demesiyle güldürür.

Politik mizahı sık sık kullanan Hoca Timur'la karşılaştığında aralarında bir minderden daha fazla mesafe yokken Timur Hoca'ya biraz da kızarak "Eşekle senin aranda ne var Hoca?" sorusunu yöneltir. Hoca durur mu, yapıştırır cevabı: Sadece bir minder sultanım.

Hoca'nın Pertev Naili Boratav'ın da yaptığı çalışmalarıyla belirttiği ve çoğu fıkrada görebileceğimiz aşırı iyimser tavrına zıt olarak karısına karşı kaynağı belirsiz bir saldırganlık olduğu ilginç bir detay.

Bir gece yatakta karısı Hoca'ya "Hoca efendi biraz öte gider misin, çok sıkıştım" der. Hoca yataktan kalkar, saatlerce gider ve sonrasında bir tanıdığa rastlayınca karısına haber göndererek sorar: "Yeter mi, daha gideyim mi?

Hoca'nın karısıyla olan ilişkisinin kristalize olduğu bir diğer fıkrada Hoca'ya karısının öldüğü haberi iletilir fakat Hoca neredeyse hiç üzülmez zira ölmeseydi onu boşayacağını söyler, hazırcevaplığın mizahının yanında biraz da gerginlik getirir bu fıkra.

Hoca'nın çokça fıkrasının bulunduğu kadılık müessesesi de derin anlamları barındırır. Özellikle Hoca'nın resmi olarak kadı sıfatıyla yer aldığı fıkralarda.

Bu fıkralarda Hoca'nın rüşvet aldığını, kanunu kendi isteği gibi yontmaya çalıştığını gülerek deneyimleriz. Bağlamına oturtarak yeniden okuduğunda farklı hissettiren şu fıkra iyi bir örnektir:

"Bir davada Hoca, üç kişiden rüşvet alır. Birinden halı, birinden balta, birinden de yüz altın. Adamlar davayı kazanmak için Hoca'ya verdikleri rüşvetleri alttan alta hatırlatırken birisi "Hoca efendi, şu davayı balta gibi kes, öteki halimi görüyorsun bitir işi" der. Hoca, "haklısınız ama şu adamın 'yüzünden' utanıyorum" der.

Yüz altın Hoca'nın kararını etkilemiş, hukuku eğip bükmek için yeterli gibi görünür.

Nasreddin Hoca'ya atfedilen, toplum zihniyetindeki çürümüş zihniyetin eleştirisini yapan fıkralar ele aldığımız bu tip tartışmalı fıkraların sayısını aşıyor.

Bu yönüyle halk kültürünün hoşgörüsüyle şekillenen bir Nasreddin Hoca 'tipinin' yaratıldığı düşünülebilir. Aslında eleştirinin ve sorgulamanın yönünü daha iyi belirlersek Hoca karakterinde altını çizdiğimiz tüm bu özellikler o dönemi anlatan, bizlerin iki yüzlülüğünün iğnelenmesi olarak hayat bulur.

Bizler de neredeyse 500 yıldır yanımızda taşıdığımız bu kültürel defolarımızla eğlenmeye devam ediyoruz, Hoca'da kabahat aramamak gerek!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
safak-avci1

Ne kadar da olumsuz eleştiri kaldıramayan bir milletiz. Sanki geçmişimizde her şey mükemmel, herkes kusursuz. Ben şahsen, verilen kaynağı da kullanarak bu konuyu araştıracak ve ona göre bir karar vereceğim. Kaldı ki, bu fıkraların tamamı o adamın anıları değil. Hatta çoğu ona atfedilmiş uydurma hikayeler. Bu kadar tahammülsüz olmayın. Okuyun, araştırın.

feyk

dogru anlasilmasi gereken nokta suku nasrettin hoca bir kisi, bir sahsiyet degil, bir degerdir. anlatilan fikralarinin cogu tabiyki direk hocaya ait degil, bizzat yasadigi hadiseler degil. fikralarin cogu turk insaninin hoca imgesi altinda olusturgu anonim mizah, devrin carpikliklarina getirdikleri elestiriler. ornegin nasrettin hocanin anadoluda timur devrinde yasamadigi kesin olarak bilinmekte ama timur ile hocanin sayisiz fikrasi vardir. burda anadolu insani timura olan tepkisini hoca fikralari uzerinden ifade eder.

justice_fighter

herkes bitti,osmanlı padişahları vs vs,sıra nasreddin hocayamı geldi?bakalım sırada kim var..siz saçma sapan insanları övün..

anamone

Böylesine eğlenceli mizaha bile düşman işte bu editör gibi arap t..şağı yalayıcılar. Mizahın elbete müstehcen yanları da olacaktır, iğneleyici tarafları da. Nedir bu Türk soyundan gelenleri kötü gösterme çabası. Ben de gürcü soyundan geliyorum ama senin gibi kültür, sanat düşmanı değilim.

ichbinasena

çin türkistanı nedir yahu ! 🤦🏻‍♀️🤦🏻‍♀️🤦🏻‍♀️

Başlıklar

AltınAzerbaycanÇinRüşvetTercih
Görüş Bildir