Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Fırat Neziroğlu Yazio: Bilgi Paylaştıkça Çoğalıyor

608PAYLAŞIM
Yazio Banner

"Bazı ruhlar ne yüce" bu cümleyle tanıştım Ozan'la. Bir konser, Birsen Tezer ve Ozan.  

İkimiz de devlet üniversitelerinde 10 yıldan fazla çalıştık. Ardından özel üniversitelere geçtik.  

Ozan Avcı yaratıcı bir mimarlık eğitimin temellerini hazırlar. Öğrencilere farklı açılardan bakmayı, düşünmeyi öğretir. Yaratıcı teknikleri bana hep ilham olmuştur.

Sizi Ozan ile tanıştırmaktan mutluluk duyuyorum. Ozan'dan kendiliğinden gelişen hikayesini anlatmasını istedim:

"Büyüdüğüm evin, kentin hayatıma etkisini şimdi daha iyi anlıyorum… Her ikisi de kendiliğinden şekillendirmiş bazı şeyleri… 

Evde annem ve anneannem var, iki üretken kadın figürü… İkisi de çok güzel yemek yapar… Ben de kendimi çocukken mutfakta küçük cezvelerde yemek denemeleri yaparken buldum. Yemek yemeyi de çok sevdiğim için bu alandaki merakım devam etti kendimce ve şimdilerde mutfak atölyeleri yapar oldum. Hatta bir derginin yemek temalı sayısının editörü oldum. Yıllarca kendiliğinden biriken şeyler zamanı geldiğinde dışarı çıkmaya başladı.  

Yine evde annem dikiş dikerdi. Dolayısıyla dikiş makinesi, Burda dergileri, mezura, kumaşlar, fermuarlar, çıt çıtlar, milaj kağıtları, sabunlar, iğneler… Hepsiyle birlikte büyüdüm. Dikişte de anneme yardım ederdim teğel sökerken veya kalıp çıkarırken. Sonra kendi bebeklerim oldu annemden artan kumaşlarla giydirdiğim. Kendiliğinden moda tasarımcısı olmuştum. Bu ilgim ve alanın bilgisi de hem gözlemleyerek hem okuyarak hem de yaparak çoğaldı ve doktora yaparken moda tasarımı kursuna gidip sertifika aldım. Bir de dikiş makinası aldım kendime, bir şeyler dikmeye başladım. Yine kendiliğinden, veya kendiliğimden. 

Karabük gibi küçük bir cumhuriyet kentinde doğdum ve 18 yaşıma kadar orada yaşadım. Bir cumhuriyet kentinin örgütlediği sosyal hayatın içinde büyüdüm. Önemli mimarlarca tasarlanmış bir mahallede geçti çocukluğum. O evlerin mekânsal kalitesini, yazlık ve kışlık sinemaları, açık yüzme havuzunu, tenis kortlarını, klüpleri çok iyi hatırlıyorum. Her hafta sonu annemlerle gittiğimiz klüplerde dinlediğimiz caz müziğin etkisi hala bende, hiç fark etmeden, kendiliğinden… Ve Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın baskın karakteri ve endüstriyel estetiği de benim hafızamda… Üretken kentin okumuş sakinleriyle geçen çocukluğum kendiliğinden şekillendirmiş birçok şeyi…

Hırslı bir insan değilim ama sorumluluk sahibiyim. Ve öğrenmeye meraklıyım.

Sanırım bu iki özelliğim yüzünden hep başarılı oldum. Başarılı olayım, derece yapayım diye değil, kendiliğinden… Liseyi 2. olarak bitirdim. Not ortalamam 5.00/5.00 olmasına rağmen ikinci olmamın sebebi aynı ortalamaya sahip iki kişi olmamızdı. Arkadaşım benden 4 ay küçük olduğu için o birinci oldu, ben ikinci… Üniversiteyi de 3. olarak bitirdim. Lisans eğitimim boyunca bana gelip ortalamamı soran hırslı arkadaşlarım oluyordu, ben de tam olarak ilgilenmediğim için net bir cevap veremiyordum. Okul bittiğinde öğrenci işlerinden arayıp üçüncülükle mezun olacağımı ve bu yüzden mezuniyet törenine katılmam gerektiğini söylediklerinde yine çok şaşırmıştım. Yine kendiliğinden dereceyle mezun olmuştum. Bu dereceleri hiç önemsemedim tabii… 

Akademik hayatımın başlangıcı da öyle aslında, yine kendiliğinden… Lisansı bitirdiğimde bir ofise girip çalışmayı istemediğimi biliyordum. Felsefeye olan ilgim yüzünden mimarlık-felsefe arakesitinde bir şeyler yapmak istediğim için yüksek lisansa başlamıştım. Yani öyle bazılarının düşündüğü gibi küçük yaşta akademisyen olmaya karar verip bu yolda gereken her şeyi sırayla yapanlardan biri değilim. Yüksek lisansa başladığım sene okuldaki panolardan birinde araştırma görevlisi kadrosu ilanı görmüştüm. Düşününce neden olmasın dedim ve başvurdum. “Genelde doktora öğrencilerini alıyorlar, senin şansın çok olmayabilir” deseler de kabul edildim ve İTÜ’de 12 yıl araştırma görevlisi olarak çalıştım. Yıllar içinde İTÜ’de yapabileceklerimin sonuna geldiğimi hissedip yine kendi kararımla istifa edip MEF Üniversitesi’ne geçtim. 4 yıldır oradayım. 

Akademisyen olduğum için çok mutluyum çünkü bilginin paylaştıkça çoğaldığına inanıyorum. Bildiklerimi ulaşabildiğim bütün öğrencilerle paylaşmaya çalışıyorum. Bu nedenle Türkiye’nin birçok yerindeki mimarlık öğrencileriyle atölyeler yapıyorum. Ben de onlardan çok şey öğreniyorum. Hayattaki her karşılaşmanın yaratıcı bir eylem olduğuna inanıyorum. Bu yüzden daha çok yerle, daha çok insanla, daha çok doğayla karşılaşmaya çalışıyorum ki karşılaştıkça iletişim kuralım, iletişim kurdukça paylaşalım ve paylaştıkça çoğalalım…  

Hâlâ merak ettiğim şeylerin peşinden gitmeye çalışıyorum. Minyatüre olan merakım yüzünden 2 yıldır minyatür dersleri alıyorum. Akademik ilgim kendiliğinden üretime dönüştü bu alanda. İşin mutfağını görünce heyecanım da arttı. Fırat sayesinde dokumaya da dokundum geçenlerde. Şimdilerde dokuma yapma tutkum var, onun da beni nereye götüreceğini merakla bekliyorum…"

Ben de Ozan'ın her yaptığı yeni deneyimini merakla izliyorum.

Özellikle deneyimlerinin hangi düşünce sistemlerini ortaya çıkardığını, bunu öğrencileriyle nasıl paylaştığını, nasıl ufuklar açtığını. 

Bilgi paylaştıkça çoğalıyor, hem bilgiyi veren, hem bilgiyi alan çoğalıyor. Ozan da her gün bizi çoğaltan, büyüten bir bilgi deposu gibi.  

Öğrencileri çok şanslı...  

Instagram

Twitter

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir