Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Burak Arzova Yazio: Enflasyon Günlerinin Bitmeyen Tartışması: Verilerin Güvenilirliği

234PAYLAŞIM
Yazio Banner

Uzun bir zamandan bu yana Türkiye’de “Veri Güvenilirliği” konusunda gerek halk nezdinde, gerek konunun ilgilenenlerinde bir güvensizlik var. Sağlıkta yaşanan COVID-19 dan etkilenen hasta/vak’a ayrımı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Rezervlerine yönelik farklı ölçümler ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan enflasyon verilerine yönelik tepkiler, bunların en popüler olanları.

Bu popüler güvensizliklerin ilk Enflasyon Rakamlarına yönelik tepkiler ile başladığını düşünüyorum. Konu öyle bir yere vardı ki ülke, veriler konusunda bile ikiye bölünmüş durumda.

Hatta konu öyle bir yere evrildi ki, bir grup akademisyen alternatif enflasyon rakamı bile hesaplamaya başladı. Diğer taraf ise açıklanan resmi enflasyon rakamları ile algılanan enflasyon arasındaki farkın gelişmiş ülkelerde de olduğunu (ABD ve AB Bölgesinde) belirten mesajlar vererek, bunun normal olduğunu söylüyor.

Bu kutuplaşmayı şimdilik bir tarafa bırakarak konuya “Güven” kelimesi üzerinden yaklaşmak istiyorum.

Türk Dil Kurumu Sözlüğünde  “Güven: Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat” açıklaması ile yer alır. Güven öyle önemli bir kavramdır ki, güvendiğiniz kişinin yaptıklarını, davranışlarını sorgulamazsınız. Güvenin derecesi arttıkça, o kişiye karşı olan itimadınız artar ve ilişkinizde kuşkular olmaz, huzurlu bir hayat sürersiniz.

Ancak güveni kazanmak, kaybetmekten daha zordur. Yapacağınız bir yanlış hareket, o ana kadar oluşturduğunuz tüm iyi ve güzel yapılanları sildiği gibi, bundan sonra yapacağınız her eyleme kuşkuyla yaklaşılmasına neden olur. Yanlışlar devam ettikçe bu kuşku artar ve sonunda “Güvendiğiniz Dağlara Kar Yağdığına” kanaat getirip, o ilişkiden elinizi ayağınızı çekersiniz.

Ülkenin kurumlarına duyulan güven de tıpkı kişilere duyulan güven gibidir.

Enflasyon tartışmaları ekonomistlerin çok sevdiği ve sürekli görüş bildirdiği bir alandır. Enflasyonu hesaplayan kurumların oluşturduğu enflasyon sepetine giren malların nitelikleri, ana mal gruplarının sepet içerisindeki ağırlıkları, sepeti oluşturan malların kalitesine hep eleştiri konusu olmuştur.

Genellikle bu tartışmalar halkın algıladığı enflasyon ile açıklanan resmi enflasyon rakamları arasındaki fark açıldığında daha da hararetli bir tartışma haline dönüşür.

Ekonomiyi yönetenler ya da onların sözcüleri halkın bu algılamasını yok saymamalıdır. Hatta “yok sayamaz”. Enflasyon beklentileri ekonomik davranış ve sonuçların temel belirleyicisi olduğu için, tüketicilerin algılaması önemlidir. Tüketiciler yaşadıkları ülkenin Merkez Bankasının verdiği taahhüdün ne kadar gerçekçi olduğunu anlamaları açısından da, bu algılama önemlidir. Toplumu oluşturan bireyler bu taahhüde ne kadar çok güvenirlerse, inançlarını ve davranışlarını Merkez Bankasının koyduğu hedefe o kadar çok bağlarlar. Bireyler, enflasyonun uzun vadede hedefte kalacağına inanırlarsa, enflasyondaki geçici hareketleri umursamazlar.

Bu güvenin bir sonucu olarak Merkez Bankası, enflasyondaki geçici hareketleri görme esnekliğine sahip olur. Bu güvenilirlik ve Merkez Bankasının hedefleri yakalayıp, sürdürebileceğine olan inanç, ekonomik istikrarı da beraberinde getirir.

Türkiye’de ise yıllardan bu yana, ekonomiyi yönetenler verileri güzel gösterince ya da mevcut verileri toplumun genelinin algıladığından farklı olarak sunmaya çalışınca, ekonominin istikrara kavuşacağını düşünür. Bu büyük bir yanılgıdır. Tam tersine, ekonomi ancak ekonomiye ve ekonominin kurumlarına güven duyulması ile istikrara kavuşur.

Enflasyon fiyatlar genel düzeyindeki artıştır. Enflasyon düştüğü zaman fiyatlar düşmez. Fiyatların artış hızı düşer. Fiyatlar hala artmaya devam ediyordur ancak hız yavaşlamıştır. Kanımca finansal okuryazarlık adına öncelikle bunun halka doğru anlatılması önemli.

Öte yandan, toplumu oluşturan bireylerin tüketim alışkanlıkları, alışveriş yaptıkları mağaza, pazar ve marketler birbirinden farklı olabilir. Satın alınan markalar da farklılık gösterebilir. Bu nedenle resmi rakamlarla açıklanan enflasyon değerlerini birebir bizim enflasyonumuz olmasını beklememek gerekir. Bizim enflasyonumuz, resmi rakamlardan farklılık gösterir ve çoklukla bu fark bizim aleyhimizedir. Yani bizim enflasyonumuz hep daha yüksek olur.

Çarşıya, pazara gittiğimizde gördüğümüz rakamlarla, resmi enflasyon arasında fark olabilir. Bu her zaman garip karşılanmamalı.

Burada önemli olan hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki korelasyonun ne kadar kuvvetli olduğudur. Sizin çarşıya pazara çıktığınızda karşılaştığınız rakamların çok fazla arttığına hatta bir haftadan diğerine yükseldiğine şahit olurken, aynı ürünleri resmi rakamlarda artmıyor ya da çok küçük değerlerle artıyor ise, hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki korelasyonu kopar. En tehlikeli olan da budur. Bu korelasyonun kopması, resmi rakamların daha çok sorgulanmasına ve güven azalmasına neden olur.

Geçmişte enflasyon rakamlarda %50 -%60 iken, çarşı pazarda da aşağı yukarı bu rakamlara rastladığımız için, resmi rakamlar şimdiki kadar sorgulanmıyordu. Bunun sebebi hissedilen ve resmi enflasyon rakamlarının arasındaki korelasyonun doğrusal ve farkın küçük olmasındandı.

Ekonomiyi yönetenler şunu çok iyi bilmelidir: Enflasyon beklentileri, makroekonomik sonuçları ve para politikasının sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler. Eğer enflasyonu belirli bir düzeyde tutmak sürdürülebilir büyüme için temel şarttır teorisini benimsiyorsak, enflasyon hedefine ulaşmak, hedefin ulaşabilirliği ve hedefe yönelik politikaların başarısı kadar,  topluma ve ekonominin diğer bireylerine yönelik bilgilendirici, ikna edici ve erişilebilir iletişime de bağlıdır. Bu doğru iletişim de “doğruyu söyleyerek”
olur.

O nedenle alternatif enflasyon çalışmalarını, doğrunun öğrenilebilmesi adına gerekli görüyorum.

Ülkemiz özelinde bakınca, gelişmiş ülkelerde de hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasında ciddi fark var. Bu “fark normal” yaklaşımı ve hissedilen enflasyonu ciddiye almamak bana çok doğru gelmiyor.

Yukarıda açıklamaya çalıştım. Bu husus (hissedilen enflasyon ve resmi enflasyon sorunu) her yerde var. Ancak Türkiye’de uzun zamandır çok yüksek enflasyon yaşanıyor. Hemen hemen her yıl mal ve hizmetlerin fiyatlarına ortalama % 10-12 bandında artış zaten doğal hale geldi. Peki, bu %12 neden çok yüksek? Çünkü dünya gelişmiş gelişmemiş ayrımına girmeden düşük enflasyonlu bir süreçten geçiyor. Çok ülkede bu oranda yüksek enflasyon artık kalmadı. Rusya ve Brezilya enflasyonu aşağı çekmeyi başardı.

Hissedilen ve resmi enflasyon farkları için örnek verilen büyük ekonomilerde (ABD ve AB) enflasyon % 2'nin altında. Reel efektif Döviz Kurumuza baktığımızda (Türkiye'nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre, Türk Lirası (TL)'nın ağırlıklı ortalama değeridir) tüm dönemlerin en düşük seviyesinde olduğunu da unutmayalım. Yani yabancı paranın milli paramız karşısındaki değeri (yani Dolar) bizim ülkemiz için hayati derece öneme sahip. Bu büyük ekonomilerin paralarının da bizim kadar değer kaybına uğramadığını, milli para değer kaybı nedeniyle halkın fakirleşmediğini de dikkate almak gerekir.

Özetle bu “Güven” konusu o kadar önemli ki, Kanada Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Lawrence Schembri’nin 25.08.2020 tarihinde yaptığı ve benim yazıma ilham olan uyarısında, son cümle şunları söylüyor:

“……Enflasyon hedefimize ulaşmak, kritik olarak hedefin güvenilirliğine
ve halkın enflasyona ilişkin algı ve beklentilerinin sabitlenmesine bağlıdır.
Bu nedenle, algılanan ve ölçülen enflasyon arasındaki herhangi bir boşluğu
kabul etmek ve daha iyi anlamak çok önemlidir. Halkın hedefe olan güveni,
enflasyonun doğru ölçülmesine bağlıdır…..”

Sevgiyle Kalın

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir