Birçok Kitap Basan İlk Türk Matbaacı İbrahim Müteferrika'yı Ne Kadar İyi Tanıyoruz?

-

Birçoğumuz belki de İbrahim Müteferrika'nın adını, çocukluğumuzun unutulmaz filmi Hababam Sınıfı'ndaki bilgi yarışması sahnesinde duymuşuzdur. İlk Türk matbaacısı olarak hafızamıza yerleştirdiğimiz İbrahim Efendinin diğer vasıfları çoğunlukla ön plana çıkmamıştır.

Günümüzde Romanya sınırları içerisindeki Koloszvar şehrinde, tam olarak bilinmese de 1670'li yıllarda doğduğu tahmin edilmektedir.

i.pinimg.com

İbrahim Müteferrika'nın ne yılda ve ne şekilde Osmanlı emri altında çalışmaya başladığı bilinmemektedir. Yunanca, Latince ve Macarca'yı iyi bilmesi, onun bilhassa devlet bürokrasisinde tercümanlıkta vazife bulmasına sebep olmuş olmalıdır. 1710'da kaleme aldığı Risale-i İslamiyye adlı eserindeki derin bilgilerinden hareketle, en azından 1690'larda İslamiyeti kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Müteferrika aslında İbrahim Efendi'nin makamıydı. Bu vazife yüksek devlet görevlilerinin danışmanlığını yürüten mühim bir mevkiydi.

Fotoğraf: Macar Kral II. Ferenc Rakoczy

İbrahim Müteferrika 1717'de Osmanlı'ya sığınan Macar Kralı II. Rakoczy'nin sadece tercümanlığını değil, 1735'te kral ölene kadar onun bizzat her konuda yardımcılığını da yapmıştı. Matbaa meselesi ise Mehmed Said Efendi ile İbrahim Müteferrika'nın ortak çalışmalarının sonucu olacaktı. İlk kitapları 1729'da basıldıysa da bu tarihten önce İbrahim Müteferrika'nın bazı haritalar bastığı da bilinmektedir. Bu da kendisinin coğrafyaya olan ilgisini de yansıtmaktadır.

Esasında Osmanlı matbaa teknolojisini ilk defa İbrahim Müteferrika'nın teşebbüsleriyle görmemişti.

Gutenberg'in ilk keşfinden kısa süre sonra, 15. asır sonlarında azınlıklar arasında ufak çaplı matbaalar kurulmuştu. Buralarda çoğunlukla dinî kitaplar basılmaktaydı. İslam ahalisi ise kitaplarını müstensih adı verilen ve kalemi düzgün yazı erbabına kopya ettirerek çoğaltmaktaydı. Ayrıca kitapların kenarları ve içleri de tezhip ve hat sanatıyla, bazen de ebru gibi çeşitli desenlerle süslenirdi.

İbrahim Müteferrika ve Mehmed Said Efendilerin matbaası, evlerinin bodrumunda gayet mütevazı ve küçük bir adım olarak ortaya çıktı.

1729'dan 1747'ye kadar 17 farklı kitap basılan matbaanın baskı sayısı 1000 kadardı. Bu rakamlar da kitapların çok fazla satılamadığını ve halk nezdinde pek itibar görmediğini göstermektedir. Filhakika 18. asır Osmanlı toplumunun büyük kısmının önceliği kitap okur yazarlığı değildi. Ayrıca nüfusun çoğunluğu tarımla uğraşmaktaydı. Bu teşebbüsler sonrasında  İbrahim Müteferrika'nın ismi  ''Basmacı'' olarak da anılmaya başlanmıştır.

Bilhassa Lale Devri sırasında faaliyetlerini yürüten İbrahim Müteferrika, III. Ahmed ve Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın da desteklerini görmüştü.

Padişah ve Sadrazam Efendi kendi adlarına birçok kütüphaneler kurdurdular. Önemli eserleri tercüme ettirdiler. Dolayısıyla devletin en başındaki iki ismin edebiyata ve bilime olan bu şahsi ilgi ve merakları, İbrahim Müteferrika'nın çalışmalarına olumlu tesir etti.

Ömrünün son yıllarına kadar yayıncılıkla ve bürokrasideki vazifeleriyle uğraşan İbrahim Müteferrika, ölümünden kısa süre önce Yalova'da bir de kağıt fabrikası kurdu.

Osmanlı'da kağıtlara direkt olarak yazı yazılmazdı. Birtakım ön hazırlıklar ve kağıdın üzerine mürekkebin iyi tutması için sürülen sıvılar mevcuttu. Özetle kağıt bürokrasi için daima gerekli fakat temini ve kullanımı günümüzle kıyaslanamayacak kadar zor bir malzemeydi. Bu sebeple İbrahim Müteferrika'nın böyle bir imalathane kurmaya girişmesi anlaşılabilir bir teşebbüstür.

Mezarı önce Aynalıkavak ardından ise 1942 yılında Galata Mevlevihanesi'ne nakledilen Müteferrika'nın ölüm tarihi de tartışma konusu olmuştur.

Mezar taşında 1747 tarihi yazılı olmasına rağmen, adına yazılan şiirin rakam hesabı 1745 yılını işaret etmektedir. Bu durum Müteferrika'nın 1745'te vefat edip mezarının 2 yıl sonra bina edildiği olarak yorumlanıp, yıllarca böyle nakledilmiştir. Fakat Prof. Erhan Afyoncu'nun keşfettiği belgelerde açıkça İbrahim Müteferrika'nın 1747'de vefat ettiği görülmektedir. Dolayısıyla mezar taşındaki şiirde ya bir yanlışlık yapılmıştır ya da amaç ölüm tarihini düşürmek değildir.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
feyk

tarihe baktigimda bilginin saklanmasina ve paylasilmasina yonelik yeni buluslarin her seferinde medeniyette yasanan sicramalarla ayni devre denk geldigini goruyorum. mezopotamyada yazinin kesfinin hemen ardindan daginik sehir devletleri bir anda buyuk imparatorluklara donusuyor, matematik geometi felsefe her alanda sicrama yasaniyor. 9 ve 10 yy. islam medeniyetinin entellektuel bilgi patlamasi bile 751 talas savasiyla kagidin cinden ortadoguya gelisine denk geliyor. bugun kagit basit bir sey gibi gelebilir ama yazmasi zor ve pahali papuruslerden sonra kagit bilgi paylasiminda patlama yaratiyor, ispanya endulusteki bir filozof bagdattaki filozofla mektuplasip fikir alisverisinde bulunabiliyor, bilimsel gelismeleri takip edebiliyor.

feyk

ve tabi matbaa ile bati medeniyetinin yukselisi, osmanlinin bunu geriden takip etmekle odedigi bedel. bugunde benzeri bir sicrama noktasindayiz. dun yazinin matbaanin yaptigini isi bugun internet yapiyor. bilginin ucuz, kolay ve hizli paylasimini sagliyor. ve gene biz durumun onemini kavrayamamis halde interneti facebook ve pornodan ibaret sanarak uzerine agir vergiler koyuyoruz, burokrasi ile yayginlasmasini senelerce geciktiriyoruz.

Başlıklar

KitapRomanyaYalova
Görüş Bildir