Bir Başka Açıdan Tarkan Konserleri: Umutsuzluğa Karşı Toplu Bir Hatırlayış
Tarkan’ın bir şarkısında dediği gibi: “Unutmamalı güzel günleri, değer bilmeli, incitmemeli…”
Belki de son günlerde Tarkan konserlerinin bu kadar etkiliyor olmasının nedeni tam olarak burada yatıyor. Çünkü artık güzel günler, kendiliğinden akan bir zaman değil; bilinçli olarak hatırlanması, korunması ve sahip çıkılması gereken kırılgan bir hâl gibi duruyor karşımızda.
Sosyal medyada paylaşılan kısa konser videolarına baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca coşkulu kalabalıklar, sahne ışıkları ya da ezbere söylenen şarkılar değil.

Gördüğümüz şey, uzun zamandır kaybettiğimizi sandığımız bir hâlin kısa süreliğine geri gelişi: birlikte olabilme hâli. İnsanların birbirine çarpmadan, bağırmadan, ayrışmadan aynı ritimde hareket edebilmesi… Aynı sözleri, aynı anda, yan yana söyleyebilmesi.
Bu konserler, dans etmeyi, eğlenmeyi, neşeyi unutmuş insanlara sanki şunu söylüyor:
“Hadi kalkın, o kadar da değil.”
Ve ardından ekliyor: Unutmayın, umut iyi ihtimallere açık olmaktır.
Tam da bu noktada bir itiraz yükseliyor:
“Ama dünyada bunca zulüm varken… Filistin’de soykırım varken… İnsan nasıl eğlenir?”
Bu soru haklıdır. Vicdanlıdır. Ama eksiktir.
Çünkü eğlenmek duyarsızlık değildir. Gülmek, olan biteni inkâr etmek anlamına gelmez. Dans etmek, acıyı görmezden gelmek değildir. Aksine, insanın hayata tutunma reflekslerinden biridir. Sürekli matem hâlinde kalmak, sürekli donuk olmak, sürekli kendini cezalandırmak; zulmü durdurmadığı gibi, insanı da içten içe tüketir.
Daha büyük hapishanelerin, daha sert cezaların, daha çok kontrolün adalet sağlayacağına inandırıldığımız bir dünyada insan şu sorunun cevabına muhtaç kalıyor:
İnsan ne ile yaşar?
Korkuyla mı, umutla mı? Sürekli suçlulukla mı, bağ kurarak mı?
Belki de bu yüzden insanlar meydanlardan çok konser alanlarına yöneliyor.

Çünkü artık sadece slogan atmak değil, yan yana durabilmenin hâlâ mümkün olup olmadığını görmek istiyoruz. Farklılıkların bir tehdit olmadığını, birlikte var olmanın hâlâ mümkün olduğunu deneyimlemek istiyoruz. Bu yönelim, sessiz ama güçlü bir başkaldırı değil mi?
53 yaşında olmasına rağmen sahnedeki enerjisi, dansları ve bedensel canlılığı özellikle kendi kuşağı için güçlü bir hatırlatma taşıyor: Gençlik sadece yaşla ilgili değil; hayatla temas etme biçimiyle ilgili. Kaybolan şeylerin tamamen geri gelmeyeceğini ama korunabilen, taşınabilen bir tarafının hâlâ mümkün olduğunu söylüyor.
Bu konserlerin yarattığı etki basit bir nostalji değil. Daha çok bir yeniden temas hâli. İnsanların uzun süredir askıya aldığı neşe, hafiflik ve birlikte olma duygusuyla kısa süreliğine de olsa yeniden temas etmesi. Umutsuzluğa karşı büyük laflar edilmeden, sadece müzikle, bedenle ve sesle kurulan bir direnç.
Harvard Üniversitesi’nde 75 yıldır sürdürülen ve dünyanın en uzun soluklu mutluluk araştırmalarından biri de bunu doğruluyor: En mutlu insanlar, en çok sosyal bağı olan insanlar.

Para, statü ya da başarı yetmiyor. Canımız yansa bile elimizi tutan birileri varsa, hayat daha katlanılabilir oluyor. Acı geçmiyor belki ama şefkat elimizden tutuyor.
Åsa Lind’nin Kumkurdu’nda dediği gibi:
“Birbirimize sıçrattıklarımız önemlidir.”
Sözlerimiz kadar kahkahamız, suskunluğumuz kadar neşemiz de birbirimize bulaşır. Neşe bu yüzden hafif bir duygu değildir. Zor zamanlarda bile hayata tutunmanın en ciddi biçimlerinden biridir.
Belki de Tarkan konserleri tam olarak bunu hatırlatıyor:
Neşe ayıp değildir.
Eğlenmek duyarsızlık değildir.
Gülmek, zulmü unutmak anlamına gelmez.
Bazen sadece, insanın insanla iyileşebileceğini hatırlatır.
Ve evet, dünya zor bir yer ve aynı zamanda hâlâ birlikte şarkı söyleyebildiğimiz sürece, umut tamamen elimizden alınmış sayılmaz. Çünkü umut, iyi ihtimallere açık kalabilme cesaretidir.
Ve bu cesaret, en çok yan yana durabildiğimizde mümkün olur.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

