Anti-Kütüphane: Satın Aldığımız Ama Okumadığımız Kitaplar Bizi Okuduğumuz Yüzlerce Kitaptan Daha İyi Eğitebilir mi?

-

Kitap okumayı sevenlerden misiniz yoksa kitap okumayı sevmeyi sevenlerden mi? Kafalar karışmasın, ikisinin de ayrı bir önemi var.

İki türlü okuyucu var, ilki kitapları hazmettikçe yenilerini edinen hatta edinmek yerine kütüphanelere, başka zihinlere etki eden kitapları okumak için akın edenler,

İkincisi ise alışveriş hakkını kitaplarla, dergilerle değerlendirmek isteyen, yatırımını kendine ve sürekli yapanlar. Aslında ikinci durum kitapları alıp okumuyor olma noktasına gelmediği sürece gayet masum, peki ya durmadan kitap alıp sadece bir kısmını okumak bir alışkanlık haline geldiyse?

Aslında kimse 'ben bu kitapları alıyorum ve okumayıp biriktireceğim' demiyor.

Her kitap yakın gelecekte, günün birinde okunacağı hayal edilerek kütüphanede yerini alıyor. Yaydığı kitap kokusu ve doldurduğu kütüphanenin hazzını da bir yere iliştirmezsek olmaz.

Tabii kitap fotoğrafları paylaşmaktan bahsetmiyoruz bu tutkuyu irdelerken, kitaba dair sevgiden bahsediyoruz.

Yolunuz kitapçıya düşüyorsa bu tutku yüklü eyleme Japonlar Tsundoku adını vermiş. Siz bir tsundoku musunuz bilemeyiz ama “sürekli kitap alan ama bu kitapları okumayan” klasörüne kendinizi yerleştiriyorsanız, muhtemelen tsundoku olabilirsiniz.

Biraz olumsuz bir anlam ortaya çıkarmış olabilir miyiz? Aceleci davranmayalım.

İtalyan yazar Umberto Eco'nun kitaplığında kaç kitap olduğunu biliyor musunuz?

Bin?

İki bin?

On bin?

Bilemediniz, tamı tamına otuz bin.

Tüm bu kitapları okumadığını biliyoruz, kendisi de anlatıyor zaten. Ama bu kadar çok okunmamış kitabın varlığı, kütüphanede cisimleşerek ona durmaksızın bilmediği ne çok şey olduğunu hatırlatıyordu. Öyle ki Eco’nun merakını hep canlı tutan yazma arzusu değil, bilmediklerinin etrafındaki varlığıydı.

Henüz okumadığımız kitaplar içlerinde barındırdıkları sebebiyle halen bilmediklerimiz, anlamadıklarımız, yanlış bildiklerimiz olabileceğini hatırlatırlar.

Kütüphanesini sürekli genişleten bir kişi aslında algı dünyasını da geliştirmeye teşne olduğunu gösterir, egosuna ket vurabilir.

Kütüphanesine yeni kitaplar katmaktan vazgeçen kişi bırakan kişi öğrenmeye bir anlamda kapalı olarak görülebilir. Öğreneceklerinin halen bir yerlerde, sayfalar arasında gizli olduğunu düşünen kişiden farklı olarak keşiflere kapalı olduğunu düşünebiliriz.

Kendini Osmanlı vatandaşı olarak tanımlayan yazar Nassim Nicholas Taleb de Siyah Kuğu kitabında bu konuyu irdeliyor.

Ona göre kendimizi eğitmemiz, dizginlememiz göstermenin yanında evimizde, çantamızda, otomobilimizde bir kenarda okunmadığı halde duran kitaplar okuduğumuz bazı kitaplardan bile daha büyük etki yaratabilir.

Ayrıca kitap fiyatlarındaki olası artışları da dikkate alınca ileride okuyacaklarımıza yatırım yapmak pek mantıksız değil.

Jessica Stillman'ın kısa ve öz yorumuyla noktayı koyalım.

Evinizdeki okunmamış o kitaplar hiç şüphesiz cahili olduğunuz şeylerin tam anlamıyla somut göstergesi. Ancak ne denli cahil olduğunuzu bilmek bile sizi insanlığın büyük çoğunluğunun bir adım önüne geçirmeye yetecek yeteneğinizdir.

Kitaplar güzeldir, okumak güzeldir. İyi okumalar!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
mhsm-czr

Tsundoku olmuşum.

samyeli90

Tamam alıyorum ama okuyorum aynı zaman da da sadece yedek de iki üç tane kitap olması hoşuma gidiyor ne var yani bunda

gzm-ynklr

Okumak gibisi yok.

ozturk-sadri-alisik

editörde sağlam laf çakıyo heaaaa

blizzard

Elimdeki kitaplar bitmeden kitap almam fakat son iki aydır ülkedeki kağıt krizi, olası fiyat artışları ve bazı -özellikle bilim- kitapların basılmaması sebebiyle bütçe ayırıp kitap alıyorum. Kitabı alamadan sahafın eline düşerse durum daha vahim.

Başlıklar

Kitap
Görüş Bildir