Görüş Bildir

etiket Uğur Batı Yazio: Hayatın Sırrı Nedir?

Anasayfa > Yazio

Biz Hayatın Sırrına Erdik:

Kutadgu Bilig Oldum!

Bakın Size de Anlatalım...

Kardinal: Günah çıkarmak ister misiniz?

Kardinal hazretleri, ben... Çok uzun zaman oldu. Ben... Nereden başlayacağımı... 30 yıl oldu. Çok fazla zamanınızı alırım, sanırım.

Kardinal: Ruhları kurtarmak için her zaman vaktim var.

Günahlarım affedilmenin çok ötesinde.

Hayır, hayır...

Pişman değilsem neden günah çıkarayım? (Don Michael Corleone)

Ben... Karıma ihanet ettim.

Kardinal: Devam et oğlum.

Kendime ihanet ettim.

Adam öldürdüm.

Adam öldürülmesi için emir verdim.

Kardinal: Devam et oğlum. Devam et.

Faydasız...

Kardinal: Devam et oğlum.

Öldürdüm...

Ağabeyimin ölümünü emrettim. Beni incitmişti.

Annemin oğlunu öldürdüm.

Babamın oğlunu öldürdüm.

Kardinal: Günahların korkunç ve sadece sen acı çekiyorsun. Günahların bağışlanabilir. Ama buna inanmadığını biliyorum. Sen değişmeyeceksin!

Değişebilir miyiz? Çok iyiysek kalamıyor muyuz öyle? Yoksa zaman, mekân, bunların ruhu bizi değişime zorlar mı?

Hadi bu ayrı bir tartışma konusu ama asıl soru şu şekilde sorulmalı: Değişimin yolu nedir? İyiye değişimi konuşuyorsak bunu sağlayan itici güç nedir?

Alternatiflere bakalım: Değişmenin 50 yolu ile olabilir mi bu? Ya da:

Ben hayatın sırrına erdim. Kutadgu Bilig oldum bakın size de anlatayım.

Başarabilirsin!

Çaresizsen, çaresizsiniz!

Mutluluk poponun dibinde!

Kendini sev okşa!

Üzülmeyin bakın hayat çiçek böcük!

İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir.

Velican Bey, değişimin öznesi sizsiniz!

Kendi içinizde serüveni keşfedin!

Kâzım Bey’in gücü! (Beyin gücü anlamında.)

Nöroformatlanmış bıçkınlaştırılmış beynin olsun!

Altta kaldın diye üzülme, üste çıktın diye sevinme!

Aslansın kaplansın, anlamayanlar utansın!

Ego my lego!

On adımda on iki adım!

Malumunuz, sıraladığımız alternatifler, kişisel gelişimin klişe ağzından örnekler. Kişisel gelişim alanında pek çok yaklaşımın derinlik problemi var, “armut piş, ağzıma düş” yöntemi ile insan kadar karmaşık bir varlığı anlayabileceklerini düşünmek gerçek bir basit hata. Tenisteki gibi... Yöntemler, kanıtlarıyla omurilik soğanı üzerine inşa edilmiş bir hayatın anatomisini bize anlatıyor. Keşke her şey, “tavuk suyuna çorba” kadar kolay olsaydı ama maalesef olmuyor. Kolları önde bağlı, gözlüklü ve mesut yazar fotoğraflı adamlar umarız kendi sorunlarını bu yazdıkları yöntemlerle çözüyorlardır deyip, konumuza, değişime dönelim.

Değişmek, gerçekten tüm hayatımızın, çok ama çok önemli bir noktasını oluşturur. Hepimiz yaşadığımız sürece kaçınılmaz bir şekilde biyolojik manada değişime uğrayacağız. Aynı zamanda, yaşadığımız bu hayatın bazı kesitlerinde; sosyolojik, psikolojik ve ekonomik manalarda da değişime uğrayabiliriz. Bunun en çok görüneni, sadece çıkara yönelik olarak, politik manada olanıdır diye düşünebiliriz.

“Değişmek” sözcüğünün, fizyolojik açıdan, zamana göre mekân boyutunda matematiksel analizini yaparsak; olayın geometrik ve aritmetik yönlerini kolayca algılayabiliriz. Bu bakımdan da, iki yönde gitmemizde fayda vardır. Buna göre, yaşanılan zamana yönelik mekânsal geometrik düzlemde, “değişmek” kavramının, üçlü boyutunu kolayca görebiliriz. Bu boyutun birinci kısmı, “dün”; ikinci kısmı “bugün”; üçüncü kısmı ise “yarın” olgusundan geçer.

“İnsan değişir mi? Kişilik değişir mi? Can çıkar da huy çıkmaz mı? Bir insan 40’ında neyse 70’inde de öyle midir?” soruları, atasözleri ve deneyimlere sirayet etmiş olacak kadar popüler olan, tabiri caizse insan bilişinde yer etmiş bir tartışma konusudur. Bu soruları çeşitli açılardan sorgulamak mümkündür. Bu yazıdaki konu da tam olarak insan değişir mi değişmez mi sorunsalına cevap vermek değildir zaten. “İnsan, değişir ya da değişmez.” Bu bizim için çok önemli değil aslında. Sadece konuyu nasıl açabiliyoruz ona bakmak istiyoruz.

Zaman ve mekânın insan tutumları ve kişilik gelişimi üzerinde etkisi olup olmadığını araştıran sosyal bilimciler James Q. Wilson ve George L. Kelling, Atlantic Monthly dergisinin Mart 1982 sayısında “kırık cam sendromu” isimli bir makale yayımladı.

Zaman ve mekânın insan tutumları ve kişilik gelişimi üzerinde etkisi olup olmadığını araştıran sosyal bilimciler James Q. Wilson ve George L. Kelling, Atlantic Monthly dergisinin Mart 1982 sayısında “kırık cam sendromu” isimli bir makale yayımladı.

Broken Windows Theory olarak bilinen ve Türkçeye “Kırık Camlar Teorisi veya Kırık Pencereler Teorisi” olarak çevrilen teori, ABD’li suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969 yılında yapmış olduğu bir deneyden esinlenerek elde edilmiş olan, kentsel bozukluk üzerine anti-sosyal davranışlar ve diğer suçlardaki vandalizm davranışları/belirtileri ve normları işaret eden kriminolojik bir teoridir aslında.

Wilson ve Kelling, teorilerini tanıtlamak için “metruk bina” analojisini kullanıyorlar. Bir mahallin suç bölgesine evrilme süreci, ilk olarak “tek” bir pencere camının kırılmasıyla başlamış oluyor. Daha sonra çevre, süreci izliyor. O cam otorite tarafından tamir edilmezse, çevre halkı, mekânda bir otorite olmadığını düşünüyor ve binanın kalan camları artan bir hızla kırılıyor.

Benzer bir durum sadece kötü olaylar için değil, iyi durumlar için de oluyor. Asıl odak, dönüşümün “bulaşıcı” olması. Wilson ve Kelling, buradan insan tutumlarına eğiliyorlar ve tüm sonuçların günlük yaşamlarımızdaki hâkim olan koşullar tarafından belirlendiğini iddia ediyorlar. Bir anlamda içine girdiğimiz roller, farkında olmadığımız bazı yönlerimizi öne çıkarıyor, bazılarını ise dibe itiyor.

Bunlar zamanla insanın kendisinin bile zor farkında olduğu bir değişimi doğuruyor. Çok açıkça beynimiz yaratılıştan itibaren içinde bulunduğumuz ortama uyum gösterme konusunda fevkalade becerikli. Kişiliğimizin temel motivasyonu “daha sağlam” olmasına rağmen, kişiliğimizi saran tutumlar bütünü fazlasıyla “akışkan ve değişken”. Zaman ve mekân, bizim tutum ve davranışlarımızı değiştiriyor.

Pek çok farklı nörobilim araştırmasına göre yaşanan her deneyim, beyni farklılaştırır.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
3
0
0
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?