Kansere Kafa Tutarken Dopdolu Yaşayan Çiftin Umut Dolu Hikayesi: Ceren ve Onur

-

Beyin tümörü denen illet, hayatın büyük kabuslarından biri. Hikayemizin kahramanlarından Onur, daha önce beyin tümörü teşhisi konduğunda bunun üstesinden gelmeyi başarmış. Ancak bu illet kanser olarak tekrar nüks ederek onu yeniden bulmuş ve yepyeni bir direniş dönemi başlamış...

Onur ve Ceren, kanserin önünde aşklarının verdiği güçle dimdik duruyorlar.

Hikayenin başlangıcı 2007 yılına dayanıyor. Onur'un çok sevdiği Mercedes'te çalışmaya başladığı yıl... Bir elektrik çarpmasıyla başlayan, konuşma sorunu yaşadığı kısa ve aralıklı nöbetlerin sıklaşmasıyla hayatının değişeceğinden haberdar olmadığı o yıl...

30 Temmuz 2007'de kardeşinin "hemen hastaneye gidiyorsun" sözüyle gittiği ve çekilen MR ile tümörün tespit edildiği gün, Onur bu hastalığın karşısında dimdik duracak güce sahip olduğunu ispatlamış aslında...

Onur kendi gibi bu hastalıkla uğraşanların ne hissettiklerini bilmek istemiş, ancak yeteri kadar kaynak bulamayınca kendi hislerini ve deneyimlerini aktaracağı bir blog sayfası açmış. 

Bu sayfa yoluyla 30 Temmuz'daki dirayetini bize gösteren sözler ise şunlar: 

"Bense çok cesaretliydim. Kardeşimi teselli ediyordum. “Tamam benim beynimin ortasında bir tümör çıkmış, olabilir” diyordum. Ameliyat olanları duymuştuk, alınabiliyordu sonuç olarak. Ama o benden daha “iyi” biliyordu. Ağlamasının bir açıklaması vardı.  30 Temmuz 2007 günü benim için eski yaşamım bitmişti, bunu o gün anlayamayacaktım…"

Elbette ki, Onur tek başına değil. Bu süreçte onu asla yalnız bırakmayan sevdikleri var. Eşi Ceren ve kardeşi Pınar, en başta geliyor...

Teşhis konulduktan 5 gün sonra, Onur ilk ameliyatını olmuş. Ameliyatın çok büyük bir riski varmış. Tümör Onur'un beyninde konuşma bölgesine çok yakın bir yerde olduğu için tümörün tamamı alınsa dahi konuşamama riskine sahipmiş.  

Ancak ameliyathanede ayıldığında Onur konuşabiliyormuş ve iyi haber tümörün tamamının alınmış olmasıymış. 1 gün sonra yeniden konuşma güçlüğü yaşasa da 2 haftalık bir sürecin sonunda, uzunca bir süre gelmemek üzere gitmiş bu sıkıntılar...

İlk ameliyatın ardından işe döndüğünde ilaçlardan ötürü aldığı kiloların dışında, bir farkı olmadığını arkadaşlarına anlatabilmek için çok çaba sarfetmesi gerekmiş.

Rutin kontrolleri ve her gün kullandığı ilaçları dışında hayatında değişen bir şey olmadığını söylese de hayata bakışından duruşuna çok şey değişmiş aslında. 

Fotoğrafların ilki ameliyat öncesi, ikincisi ise ameliyattan 1 yıl sonra 2008 yılında.

"2008'de motor almıştım mesela, geziyordum. Hiç görmediğim yerleri keşfetmek bana rahatlatıcı geliyordu. Unutamayacağım anıları bu dönemde yaşadım…"

2008'in ikinci yarısında bir kontrol sırasında, hastalığın tekrarlayabileceği fark edilmiş. Daha doğrusu bu riskin varlığı Onur'a acı bir şekilde hatırlatılmış. Onur buna kimsenin hazırlıklı olamayacağını şu sözleriyle anlatıyor:

"Psikolog değilim, ama travmatik bir olaydan kurtulan birinin, yaşadığı kötü şeyleri unutmaya çalışmasından daha doğal bir şey yoktur. Her zaman kafasındadır o olay, bazen tekrar edebileceğini de bilir, ama onu yaşamaz, şu anda değil…"

2010 yılına geldiğinde, hastalığın nüks ettiği kesinleşmiş. Onur yeniden ameliyat dese de, ilk ameliyatını gerçekleştiren Necmettin Pamir, "Dur bir bakalım..." demiş.

"Bekle ve takip et" davranışından Onur hiç hoşnut değilmiş. Doktor olan kız kardeşi ve onun eşinin de desteğiyle İsviçre'ye gitmeye karar vermiş. Doktorlardan öte renkli bir MR'la nüksün ciddiyetini daha iyi anlayabilmek gibi bir şansları olacakmış. Olmuş da...

Nükseden tümör ve yeri dolayısıyla yeniden konuşamama riskini gören Onur, alternatifler araştırırken uyanık ameliyatı bulmuş. Ancak Türkiye'de gittiği cerrahların hiçbiri buna yanaşmıyormuş.

Ardından, “altın neşter” olarak bilinen Gazi Yaşargil'in öğrencisi olan Uğur Türe ile irtibat kurmuş ve ameliyat gerçekleşmiş. Ameliyat sırasında tümörün alındığı an hissettiklerini de şu sözleriyle dile getiriyor: 

"O anda kendimi bıraktım. Beynim açık, yaralı bir halde, çok şişirilmiş bir balonun hava kaçırması gibi, bıraktım kendimi… Uyanık olduğum her saniye boyunca sağ elimi tutan hemşireyi hatırlıyorum. Titremeyen tek yerimin elim olduğunu hissettim. Ağlıyordum… Rahatlamıştım…"

3. ameliyata kadar yine her şey normal seyrinde devam etmiş. Ancak 2013 yılında bir ameliyat daha olması gerekmiş.

Bu ameliyatları anlatması onun için ayrı bir travma elbette...

2014 yılında Onur'u gittikçe zorlaşan günler bekliyormuş. Ancak Onur ve Ceren, her şeye rağmen hayata kafa tutmanın yolunu bulmuş.

2014 Aralık ayında Onur'un hastalığı en ileri safha olan olan 4. Evreye ulaşmış, ancak o biçtikleri ömre bakmadan yaşamış! İşte, o gelişmeleri de onun ağzından anlatalım:

Tüm bu gelişmeler, Onur ve Ceren'in yaşam sevincini ve elbette ki birbirlerini hiç bırakmamasından kaynaklanıyor olmalı...

Yemeye, içmeye, gezmeye ve en çok da eğlenmeye vermişler kendilerini. Hayatın tadı daha iyi çıkabilir mi?

Ceren şöyle anlatıyor: 

"Kötü haberler kötü günler yaratır genelde. Ama kanser ilgili kötü haberler gününü kötü hale getirirse elinde herhangi birşey kalmıyormuş. O yüzden, doktorun sabah verdiği berbat tümör büyümesi haberi üzerine Onur'la ben Aare Nehri üzerindeki köprüden atlayarak soğuk suyun akıntısına kendimizi bıraktık. Çünkü bazen elinden geleni yapsan da hayat seni inanılmaz yerlere savurup sürüklüyor; eğer karanlığa bırakırsan kendini, elinden sahip olduğun herşey gidiyor. Buna karşılık heyecan dolu bir kalple, dostlarınla, canlarınla o köprüden atlarsan, o adrenalinin vücudunda gezinmesine izin verirsen, sana berbat haberi veren o hayata orta parmağını göstermiş oluyorsun. Ve bu çok güzel oluyor!.. O yüzden, herşeye rağmen Aşk için bir gün daha. Sevgi için bir gün daha"

Tedavi aralarında, terapi sonralarında sanki karşılarında duran hiçbir sıkıntı yokmuş gibi gülmeyi biliyorlar.

Ancak uğraştıkları hastalık da onlar kadar dikbaşlı çıkmış... Geçtiğimiz ay Onur yeniden bir nöbet geçirmiş ve bu diğer nöbetlerden oldukça farklıymış. Acilen hastaneye kaldırılmış.

Bu süreçte onu hiç yalnız bırakmayan Ceren de, sevdiklerine süreci anlatırken çok tatlı bir çağrıda bulunmuş. Malum, bu hastalık için en önemli şey "moral"!

Onur'un yüzünü güldürek fotoğraflar paylaşmaları!

Bu mesajın üzerine, Onur'a destek mesajları gelmeye başlamış.

Hatta Onur'u hiç tanımayan insanlar da başaracağına emin olduklarını, kalplerinin onunla olduklarını iletmişler.

"Sevgili Onur, çok uzak olmayan bir geçmişte büyük bir savaş verdim. Hayata tutunduğumda çok şey değişmişti artık benim için. Hafta sonu koştuğum yarışın son anında öyle çok haykırmak istedim ki 'seni yendim' diye. Başaracağına eminim, sevgiler."

"Hayatta herkesin bir kahramanı vardır. Her şeyin çok daha iyi olmasını diliyoruz..."

"Sevgili Onur, yedek bir oltam var, Bodrum'a bekliyorum. Sevgilerimle..."

"Sevgili Onur, ben Esra, yanimdaki de Gökhan. Kanada'dan selamlar. Çok geçmiş olsun! Her zaman bekleriz. Sevgiler..."

Ceren bu destek çağrısı ile de kalmamış elbette. Hayatlarının bir yerinde bu tarz hastalıkla boğuşan bir tanıdığı olan herkese minik de bir rehber sunmuş...

Hastalıklarla boğuşan yakınlarınız varsa ve yardımcı olmak istiyorsanız mutlaka okumalısınız...

Onur halen daha hastanede tedavi görüyor. Ceren'den gelen mesajlara göre durumu bir iyileşiyor, bir geriliyor.

Yani en büyük moral onların kocaman aşkları olsa da desteğe hala ihtiyaçları var...

Onların hikayesini buradan takip edebilir ve siz de destek olabilirsiniz..

Onur ve Ceren! Siz bu hayatta her şeyin üstesinden gülümseme ve sevgi ile gelinebileceğini bize açıkça gösteriyorsunuz. Her şey iyi olacak, hiç şüphemiz yok!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

Başlıklar

AltınBodrumİsviçreKanserSavaşaşketolaytatlı
Görüş Bildir