Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Burak Arzova Yazio: Yeni Ekonomi Programı Ne Kadar Gerçekçi?

Anasayfa > Yazio

Cumhuriyetimizin 100. yılına ülkemizi taşıyacak olan Yeni Ekonomi Programı, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından 29.09.2020 tarihinde İstanbul Ataşehir’de yapılan sunumla bilgisine ve incelemesine sunuldu. 

Yeni Ekonomik Program aslında geçmişte alışık olduğumuz “Orta Vadeli Programın” aynısı. Adı Yeni olarak değişince doğal olarak her açıklanan programda bir yenilik de bekleniyor. Yeni Ekonomi Programı tıpkı önceki Orta Vadeli Program da olduğu gibi üç yıllık bir döneme ilişkin hükümetin hem sayısal hedeflerini hem de bu hedeflere ulaşmak için hangi yolu izleyeceğini bize söyleyen bir yol haritası. Her yıl açıklanıyor.

Bu yılki programın iki önemi var:

Bu yılki programın iki önemi var:

1. Cumhuriyetin 100. Yılına Giderken ki Hedefleri Taşıması 

2. COVID-19 Salgınının Hemen Arkasından Gelmesi 

Bu tür programlarda uzun dönemli sayısal hedefler zaman içerisinde revizyona uğrayabilir. Bu çok doğal. Ekonomide şartlar her zaman aynı olmadığı için yaklaşık değerlerle hareket etmek daha doğru olabilir.  

Ancak bundan öngörülen rakamların değersiz olduğu sonucu çıkmaz ve hatta çıkmamalı. 

Yeni Ekonomi Programını iki şekilde incelemeyi tercih ettim: 

1. Rakamlar Üzerinden İnceleme 

2. Rakamlar üzerinden hareket ettiğimde, herkes gibi ilk önce Hükûmetin, bu yıl ve gelecek üç yıldaki kur hedeflerini merak ettim ve oraya baktım. Bu değerleri basit bir matematik hesabıyla bulabiliyorsunuz:

TL cinsinden GSYH / USD Cinsinden GSYH = Ortalama USD/TL kur Beklentisi

TL cinsinden GSYH / USD Cinsinden GSYH = Ortalama USD/TL kur Beklentisi

Buna göre

Gördüğünüz üzere 2020 ortalama kur beklentisi 1 USD=6,91 TL olarak gözüküyor. Bugüne kadar doların TL karşısındaki ortalama değeri 6,73 TL. Eğer bugünden itibaren yılsonuna kadar USD/TL = 7,85 TL olarak sabit kalırsa, yılsonu değeri 7,02 TL oluyor. Orta Vadeli Programdaki hedefin gerçekleşmesi için bundan sonra yılsonuna kadar USD/TL değerinin 7,50 TL olarak sabit kalması şart. Bu yazıyı yazdığım saatlerde USD/TL normalleşme adımları eşliğinde 7,77 TL. Bu hedef bu nedenle çok gerçekçi durmuyor. 

2021 yılı için Dolarda beklenen artış programa göre 77 kuruş, artış oranı beklentisi %11.1  

2021 den 2022 e geçerken ki beklenen artış programa göre sadece 20 kuruş, artış oranı %2,6 

Bence bu da çok gerçekçi değil.  

Programın Temel Hedefler başlıklı bölümünde 5. Madde aynen; 

“Program dönemi boyunca büyümenin istihdam ve refah artışı ile birlikte vatandaşlara yansıması hedeflenmektedir…” denilmiş. Güzel bir temenni ancak rakamlar bize bunun böyle olmayacağını söylüyor. Zira programda 2019 yılı kişi başına düşen milli gelir 9.213 USD olarak gösterilmiş. Yukarıdaki maddeyi okuyunca haliyle bunun her yıl yükselmesini ve refahımızın artmasını beklersiniz. Ancak böyle değil.  

2020 için Kişi Başına Milli Gelir: 8.381 USD olarak öngörülmüş. Bu değer 2021 yılı için 8.661 USD, 2022 yılı için 9.317 USD ve 2023 yılı için 10.033 USD olarak öngörülmüş. 

Özetle 2019 yılındaki kişi başına düşen milli gelire her şey yolunda giderse ancak 9.317 USD ile ulaşabiliyoruz. 2023 yılında ise büyük bir zıplama göstererek 2023 yılında 10.033 USD a ulaşıyoruz. Unutmayalım ki, biz bu milli gelire geçmişte zaten ulaşıp, üstüne bile çıkmıştık.  

O nedenle programın bireylere refah getireceği hususu bu anlamda gerçekçi gözükmüyor. 

Bir diğer önemli rakam ise AB Tanımlı Genel Yönetim Borç Stoku hususu. Şöyle ki; 2019 yılında %32,5 olarak gerçekleşen Genel Yönetim Borç Stoku, 2020 yılında (Pandemi etkisi ile normal görüyorum.) %41,1 e çıkması öngörülmüşken, 2021 ve devamında % 40-%42 bandına taşınmış durumda. Bu bizi 2006-2007 seviyelerine çeken bir durum. Oysa biz elimizdeki en önemli çıpa olarak hep bütçe denkliği kavramına sığınmıştık.  

Geçmişten farklı durumdayız. Geçmişte elimizde AB çıpası, demokratikleşme, dünyaya açılma gibi pek çok çıpa varken şimdi kalan tek çıpada da çıtayı yükseltmek çok doğru gözükmüyor.

Türkiye bugüne kadar her büyüme gerçekleştirdiğinde cari açık verdi. Şimdi yeni ekonomik programda

Türkiye bugüne kadar her büyüme gerçekleştirdiğinde cari açık verdi. Şimdi yeni ekonomik programda

Olarak belirlenmiş. 2021 yılı için 2020 yılının baz etkisinden yararlanıp % 5,8 büyümeyi olası saysak bile bunun % -1.9 Cari Açık/GSYH ile başarılma olasılığı mümkün gözükmüyor. Bunun olabilmesi için ithalata konu olan ürünlerin büyük kısmının içeriden temin edilmesi lazım. Bu Türkiye’nin yıllardır başaramadığı dönüşümü hem de salgının hemen sonrasında yapması anlamına geliyor ki çok gerçekçi değil. Diğer yıllarda da sürekli % 5 büyümeyi mümkün görmüyorum. Çünkü sadece Türkiye’nin son 3 yıl büyüme ortalamasının yaklaşık % 2 olduğu bir yapıda, bu gerçekleşme beklentisi çok ama çok iyimser olarak gözüküyor. 

İstihdam rakamlarına geldiğimizde hem programın dünyadaki yeni dönüşümü dikkate alması hem de istidam düzeyini (bin kişi olarak) 2020-2021-2022 ve 2023 de sırasıyla 26.733 - 28.331 - 29.496- 30.742 kişi olarak gerçekleştirmesi çok olası değil.  

Çok iyi biliyoruz ki, değişen iş modelleri nedeniyle işten çıkarılanların bir kısmı işlerine kalıcı olarak geri dönemeyecekler. Üstelik Türkiye’de, salgınla mücadele kapsamında işten çıkarma yasak olduğu için mevcut işsizliği geniş kapsamıyla değerlendirmeden böyle bir tahminde bulunmak gerçekçi değil. Programın en zayıf yönlerinden birisi de zaten “İstihdam”a ilişkin öngörüler. 

Sizi çok sıkmamak adına rakamlara ara verip, izlenecek yol haritasına baktığımda dikkatimi çeken noktalar ise şunlar: 

Programa göre Türkiye 2022 yılında İstanbul Ataşehir’deki finans merkezini açacak. Finans Merkezi “Katılım Bankacılığı Finans Merkezi” olacak. Öncesinde böyle bir ayrım yoktu ama Küresel Finans Merkezi olmak mevcut şartlarla mümkün olmadığı için sanırım bu alan seçilmiş 

Dünya’da bu alandaki en büyük iki oyuncudan biri İngiltere diğeri de Malezya. Bunların olduğu bir ortamda Türkiye Ortadoğu’ya hitap eden bir merkez olabilir belki.  

Tabii finans merkezi olmak için yabancı yatırımcı şart. Yeni Ekonomi Programı’nda Büyüme ve Verimlilik ile İlgili Politika ve Tedbirler Bölümünde sayfa 18 de aynen; 

“Kovid-19 salgını ile birlikte önemi daha da artan yeni küresel yatırım eğilimleri analiz edilerek küresel yatırım pastasından ülkemizin daha fazla pay alması için Türkiye’nin Uluslararası Doğrudan Yatırım Stratejisi hazırlanacaktır….” 

 Hazırlanacaktır fiilinin altına bilerek çizdim. Buradan anlaşılan daha böyle bir stratejinin olmadığı. Oysa bu stratejiyi hemen yeni yılbaşında hazırlasak en erken 1 yılda bitse, zaten 2022 yılına ulaşmış oluyoruz. Stratejisi henüz olmayan ama binaları kullanıma hazır bir finans merkezine doğru gidiyoruz. Bunun eğitim, yabancıların istihdamı, yabancıların çocuklarının gideceği okulların uluslararası eğitimin sağlanması, vs. gibi hayati konuların hiçbirine değinilmediğini de ayrıca söyleyeyim. 

Program içerisinde (Temel Hedefler Madde 3) “iç ve dış şoklara karşı ekonomimizi daha dayanaklı hale getirecek politikalar ile finansal istikrarı ve güvenilirliği esas alan yeni bir finansal mimari oluşturma çalışmaları sürdürülecektir..” deniliyor.  

Yeni finansal mimari olarak, kamu bankaları üzerinden döviz satışı yoluyla sabit kur rejimi, hızlı ve yüksek oranlı faiz indirimi, negatif faize geçiş, yabancılara Swap yoluyla getirilen kısıtlama, Aktif Rasyosu yoluyla özel ticari bankaları kredi vermeye zorlama, döviz ve altın alımını zorlaştırma adına Kambiyo Vergisi getirmeyi belirlemiştik. Oysa daha bunlardan çok yeni vazgeçip tekrar eski finansal mimariye (serbest piyasa ekonomisi) geri dönüş yaptık. 

Şimdi Soru Şu: Yeni Finansal Mimaride ne durumdayız? Bundan sonra yeni finansal mimari adına hangi adımları atmayı planlıyoruz? 

Özetle, Sayın Bakanın sunumundan hemen sonra attığım tweet ile söylediğim gibi:

Sevgiyle Kalın 

Twitter

Instagram

Samsung Data Code
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
7
2
1
1
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?