Bu 22 Kelimenin Ortaya Çıkış Hikayesini Duyduğunuzda Etimolojiye Âşık Olacaksınız!

-

Kelimelerin ortaya çıkış hikayelerini, kültürler arasındaki geçişlerini öğrenmeyi sevenler için hazine niteliğinde bir önerimiz olacak bugün!

Kaynak: https://www.instagram.com/nerdengeliyo/

Etimolojiyi sevenler için şahane bir Instagram sayfası önerelim bugün size. İpek ve Yiğit adlı kardeşler gönüllü olarak keyifli ve öğretici bir sayfa açmışlar, her gün bir kelimenin hikayesini paylaşıyorlar.

Özenle hazırlanmış görsellerle keyifli bir anlatım birleşiyor ve kelimelerin nereden geldiğini öğreniyorsunuz "NerdenGeliyo?"da. Emin olun, Instagram'da en sevdiğiniz hesaplardan biri olacak. 😌

O zaman bu kelimelerden 22'sini hemen okuyalım, okuduktan sonra diğer 457'sini de okumak isteyeceksiniz. 

1. 

"Sütyen" aslında yer çekimine başkaldırıyı anlatan bir kelime. 
Fransızcadan aldığımız bu kelimenin orijinali "soutien-gorge" (tr. okunuşu: "sutyen gorj"). Aslında "boğaz" anlamına gelen "gorge" eski dilde "meme" kelimesini de karşılamış; bizdeki "göğüs" gibi daha mesafeli bir ifade olduğu için olsa gerek.

Bizim "sütyen" diye okuduğumuz "soutien" kelimesi ise iki parçadan oluşuyor: "alt" fikrini veren "sou-" ön eki ve "tutmak" anlamına gelen "tenir" fiili. Yani "sütyen" Frenk dilinde "alttan tutan", "alttan destek" anlamına geliyor. 😳

2. 

"Yavuklu" garip bir kelime değil mi "sevgili" demek için? Ama böyle samimi, sıcak bir havası var. Zira "yavuklu", Eski Türkçede "yakın", "hısım" anlamına gelen "yavuk"tan gelmiş. "Yağu-" fiil kökü yakınlaşmayı, "yağuk" da yakınlaşmış olanı anlatmış.

Yani sevmekten ziyade yakın olmakla alakalı "yavuklu". "Yavuklanmak" dendiğinde de kastedilen, "nişanlanmak" ya da "sözlenmek" oluyor. Sevenlerin yavuklu kalması, yavukluların birbirini sevmesi dileğiyle. 😉💑

3. 

Ergenliğin olmazsa olmazlarından "sivilce"nin adı çok garip değil mi? Sanki böyle "sivil" ama yeterince değil gibi... Sanki biraz sivilleşmiş ama muasır medeniyet seviyesine erişememiş gibi.

Sizce neden "sivilce"? Çünkü aslında kelime Fransızcada "şehirli", "medeni" anlamına gelen "sivil"den değil, Eski Türkçe bir kelime olan "siğil"den geliyor. "Siğil"in ne olduğunu bilirsiniz. "Siğilce" de "-ce" ekiyle küçülüp, onun önemsizi olmuş. Zaman içerisinde oynaya oynaya kelimeyi "sivilce" yapmışız. Oynamayın mikrop kapar diyoruz, dinletemiyoruz!

4. 

Kaymakam! Öğelerine ayırırken çok dikkatli olunmalı zira kötülerin eline geçerse çok tehlikeli bir silaha dönüşebilir. Tıpkı "makam" gibi (sosyal mesaj anlamında)...
Arapçada "durdu" demek olan "kama" fiilinden gelen "makam", durulan yeri anlatmış. "Makam"ın önünde duran "kaym" yani "kaim" kelimesi ise yine aynı fiilden, durmaktan geliyor! Yani "kaymakam" demek "makamın kaimi", "durulan yerin duranı" demek. Bu son derece faal, üretken, dinamik kelimemize makamında başarılar diliyoruz.

5. 

"CİNNEEEAATTT!"... Tasvir ettiği ruh halini ses olarak çok güzel yansıtan bir kelime değil mi? 
Peki geçirilir mi, getirilir mi "cinnet"? İki şekil de sözlükte mevcut. Bize sanki "cinnet geçirmek" daha istem dışı, ""cinnet getirmek" ise daha kontrollü, göstere göstere delirmek gibi geliyor. 
Arapçadan gelen "cinnet"in içinde "cin" var. Zira iki kelime de "gizleme, saklama, örtme" fikrini veren "canna" fiilinden türemiş: "Cin" gizli, saklı, bilinmeyen varlık gibi; "cinnet" de bilincin örtünmesi gibi bir şey oluyor. 
Kökleri Aramice, İbraniceye uzanan ve aynı kavramdan türeyen iki kelime daha: Etrafı çevrili, kapatılmış bahçeyi anlatan "cennet" ve yine örtünmüş, saklanmış canlıyı anlatan "cenin". Cin, cinnet, cennet, cenin... Kel alaka, değil mi? Değilmiş meğer. 👻😱

6. 

"Çaydanlık" kelimesi tabii ki "çay"dan geliyor. Fakat biraz yanlış gelmiş. 
Söz konusu bitkinin Farsça ismi olan "çay"a eklenen "-dan" eki, Farsçanın "-lık" eki oluyor. Yani "çaydan" demek "çaylık" demek. Aynı mantıkta "şamdan" kelimesi "mumluk", "cüzdan" kelimesi "cüzlük", "buhurdan" kelimesiyse "buharlık, tütsülük" anlamına geliyor. 
Yani "çaydanlık" dediğimizde aslında "çaylıklık" demiş oluyoruz. "Yağdanlık" gibi. "Geri dönmek" gibi. "Nüans farkı" gibi...

7. 

Ooo, çok havalı, çok özel bir kelime, öyle herkese nasip olmaz. Bir kere Orta Anadolu sakinlerine falan peşinen geçmiş olsun. Deniz gören eviniz olacak, öyle yapay göl falan da kurtarmıyor. 
"Lebiderya"yı Farsçadan almışız. Bu dilde "lab" kelimesi "dudak", "darya" da "deniz" demek olduğundan, "denizin dudağı" demek oluyor "leb-i derya".
Aslında evin deniz görmesi de yetmiyor, denizin kıyısında, dudağında olması lazım. Fakat günümüz emlak piyasasında ucundan kenarından kazara bir su birikintisi gören konutlar da hemen "lebiderya" oluverya. 😬🌊🏡

8. 

Ne ola ki bu "naçizane"? "Aciz" kelimesini çağrıştırıyor sanki? "Acizce söylüyorum ki..." gibi bir şey mi?.. Yok, o kelime "acizane". "Nacizane" ise zaten hiç varolmamış, "ç" lazım. 

Farsça "naçizane"nin içinde "naçiz" var. "Na-" hecesinden şimdiye dek en az üç kez bahsetmediysek "na"merdiz: Olumsuz kılıyor. "Çiz" ise "şey" kelimesinin Farsçası olduğundan, "naçiz" kelimesi "şey olmayan", "bir şey değil", "hiçbir şey" demek oluyor. "+Ane" ekini ise "dost-ane", "şah-ane", "cansiper-ane"den hatırlarsınız; zarflaştırıyor, durum tarif ediyor. Haliyle "na+çiz+ane" dediğimizde, "bir şey olmayaraktan", "bir şey değil ama" demiş gibi oluyoruz. 

Yani size naçizane değil ama naçiz bir önerimiz olacak: "Naçiz"i sıfat, "naçizane"yi zarf olarak kullanabilirsiniz, naçizane. 🙊 😁

9. 

"Seni gidi köftehor" ne minnoş bir kalıp, değil mi? Değil. "Köftehor"daki "köfte"yi kaçırmamışsınızdır. Farsçada "dövülmüş, ezilmiş, çiğnenmiş yiyecek" demekmiş "kufta". "Hor" ise yiyeni, yiyiciyi anlatmış. Hani biyoloji dersindeki etçil, et yiyici "karnivor" vardı ya, işte o Latince "vor" ile Farsça "hor" aynı yiyici.

Yani "köftehor" esasen "çiğnenmiş lokma yiyen" anlamına geliyor ve şaka yollu kullandığımız bu hitap... (iğrenç kısma geliyoruz) karısının başkalarıyla beraber olmasına göz yuman erkeği ifade ediyor. Eş anlamlısı: Deyyus. "Köftehor"un İngilizcedeki dengi "cuckold" ve Batı dillerindeki türevleri de guguk kuşundan geliyor çünkü bu hayvanın dişisi başkalarının yuvalarına yumurtlarmış.
İnsanoğlu gerçekten garip... Yani sen git guguk kuşunun üremesini gözlemleyip, çiğnenmiş lokmaya bakıp oradan o aşağılayıcı, hayli cinsiyetçi bağlantıyı kur... Sonra da gel, çoluğu çocuğu "Seni gidi köftehor!" diye sev. Ha bu arada "gidi" de "ahlaksız" anlamına geliyor! 😳

10. 

"Hırdavat" ne garip bir kelime değil mi? "Hırvat"ı hatırlatıyor. Biraz da "edevat"ı. Sanki ikisinin çocuğu gibi... Ufak tefek çivi, tel, metal eşya için kullandığımız "hırdavat" aslında "hurda"nın çoğulu, ama nasıl? 

Farsça "hurda"nın içinde "yeme" kavramını veren "hor" var, geçen günkü "köftehor"daki. "Horda" ise "yenmiş şey", "yemek artığı" demek aslında. Biz "metal artığı" olarak benimsemişiz kelimeyi. Sonra bir de bu Farsça kelimenin sonuna Arapça çoğul eki "-at" gelmiş (örneğin: vuku -> vukuat). Olmuş size Fars - Arap melezi "hırdavat": Yenmiş, artmış eşya! "Eşya" da Arapça "şey"in çoğulu zaten... Ne eşyalar, ne hırdavatlar duyduk, zaten yoktular... 😔

11. 

"Ödev" kelimesinin kökünü herhalde tahmin etmişsinizdir: "öde". Peki bu kelimeyi neden ödemeyle ilgili işler yerine ders dışında yapılan çalışmalar, zorunluluklar için kullanıyoruz? Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Öztürkçeleştirme çalışmalarının meyvesi olan "ödev" kelimesi, Fransızca "devoir" kelimesinden ilham alınarak oluşturulmuş. "Devoir" hem bir şeyi yapma zorunluluğunu hem de borçlanmayı anlatmış. Biz de o zorunluluk fikrini "öde" fiiline uyarlayıp "ödev"i icat etmişiz. 📝😉

12. 

"Ebeveyn" çok garip sesli bir kelime değil mi? Con Veyn ya da Kalamiti Ceyn* gibi: Vahşi Batı'nın en hızlı ebesi Ebe Veyn. Halbuki içinde "ebe" yok, "ebu" var. 
Arapçada "ebu" kelimesi "baba" anlamına geliyor (örneğin "Ebubekir" = "Bekir'in babası"). "Ebeveyn"in sonundaki "-eyn" eki de çiftlemeye yarıyor. Haliyle "ebeveyn", "baba çifti", "bir çift baba", "babalar" anlamına geliyor. Tabii burada kastedilen aslında "anne ve baba" ama çiftin annesi ataerkilliğe kurban gitmiş gibi duruyor?!

13. 

"Egzotik" deyince bizim aklımıza samandan etekli, çiçekten kolyeli, "Alohaa!" diyen Hawaii dansçıları falan geliyor. Böyle de klişeyiz işte. 
Halbuki "egzotik" sıfatı içeriden, bizden olmayan her şeyi ifade edebilir. "Exo" ön eki Yunancada "dışarı, dış taraf"ı anlatmış. Haliyle kendi ortamımız, kültürümüzün dışında kalan her şey bizin için "egzotik"; muhtemelen biz de dışarıdakiler için... "Egzotik" ile kardeş bir kelime de "eksantrik": O da "dış" anlamındaki "ex"in yanı sıra "merkez" anlamındaki "santr" (centre) kelimesinden oluşuyor. "Egzotik" doğrudan "dışarıya ait", "yabancıl" demek iken; "eksantrik" sıfatı "merkezin dışında", "olağan dışı", "marjinal" şeyleri anlatıyor.

14. 

Seks! Çok ayıp bir kelimemiz çünkü ayıp yatakta olur. Ama bugün hayattaysak bu da birilerinin ayıbı. 
Bildiğiniz gibi "seks" hem cinsiyeti hem de cinsel münasebeti anlatıyor. Kelimenin kökünde ise Latincede "kesmek", "bölmek" anlamına gelen "secare" fiili var. Tabii bu, insanlar seksi seksi kesiştiği için falan değil; canlı türleri dişi ve erkek olarak ikiye bölündüğü için. Sonra bu "seks"ler seks ile türlerinin devamlılığını sağlıyor işte... "Cinsiyetçilik" anlamında kullanılan "seksizm" kelimesi de "ayrımcılık" kavramıyla sandığımızdan daha da alakalı oluyor bu durumda. Türlerin refahı için "sekse evet, seksizme hayır" diyor ve bu ayıp konuyu buracıkta kesiyoruz. 🔪💑

15. 

"Robot" deyince akla metal vücutlu insansı makineler veya mutfak robotu geliyor ama aslında ilk robotlar insanmış. "Robot" kelimesi ilk kez, Çek yazar Karel Capek'in 1920 tarihli bilim kurgu oyunu "Rossum'un Evrensel Robotları"nda kullanılmış. Kaynağı ise Çekçede "köle, zorla çalıştırılan işçi" anlamındaki "robotnik" kelimesi. Bu vesileyle ilk kez Çekçe bir kelime işlemiş olduk, hatta bildiğimiz tek Çekçe kelime "robot" desek yeridir.

16. 

Edepsiz "edebiyat" olur mu? Kelimeye bakacak olursak hayır çünkü "edebiyat" hakikaten "edep"ten gelmiş. Kültür ve ahlaka, görgü kurallarına ilişkin literatüre topluca "edebiyat" denmiş. "Edep", "adap", "edebiyat"; tüm bu kelimelerin kökünde Arapçada "konuk ağırladı, terbiyeli ve kültürlü idi" anlamındaki "adaba" fiili var. 📝😉

17. 

Tatil dedin miydi gezilecek yerler için ferman gibi listeler yapan, bir o yana bir bu yana koşturanlardan mısınız? O zaman siz "tatil" yapmıyorsunuz. Zira "tatil"in içinde "atıl" var, "atalet" var. Tüm bu kelimeler Arapçada "hareketsiz, başıboş idi" anlamındaki "atala" fiilinden gelmiş. "Tatil" de haliyle "salma", "başıboş bırakma", "ihmal etme" anlamına geliyor.

18. 

Dünyanın en düzeltilen hatalarından biridir "ince bir nüans farkı". Birisi böyle dediğinde, bir başkasının çıkagelip "nüans farkı" denmemesi gerektiğini, "nüans"ın zaten "ince fark" anlamına geldiğini söylemesi adettendir. 
Peki nedir hakikaten "nüans"? Fransızcadan gelen bu kelimenin içinde "bulut" anlamına gelen "nue" kelimesi var. "Nuance" yani bizdeki okunuşuyla "nüans" ise, bulutlarda gözlemlenen çok küçük ton kaymalarını anlatıyor. 
Yani "nüans" derken, tıpkı o tonlar arasındaki gibi belli belirsiz farkları kastediyoruz... Kastediyormuşuz. Meğer! 😉

19. 

Hafakanlar basıyor mu? Kim bu hafakanlar? İn mi, cin mi, atlı sürüsü falan mı? Neden baskın yapıyorlar? Hem bu kelime "afakan" değil miydi, ne ara "hafakan" oldu? "Hafakan" kelimesi Arapçada "kalp çarpıntısı" anlamına geliyor. Kökünde "kalbi hızlı attı, titredi" anlamındaki "hafaka" fiili var.

Yani "hafakanlar basıyor" dediğimizde baskın falan olmuyormuş meğer. Kalp vücuda fazla kan basıyormuş sadece. Yani iki derin nefes alsak kafi.

20. 

"Gelin". Anlattığı şeyin zarafetini güzel yansıtan bir sesi var bu kelimenin. Anlamı da malumuz, evliliğe yelken açan kadın demek. "Gelin" de aslında diğer pek çok kelimemiz gibi bir yerlerden geliyor ama biz onu yekpare bir sözcük, bir kalıp olarak bellemişiz bir kere. "Gelin"in içindeki kelimeyi şimdi fark ettiniz mi? "Gel". "Gelmek" fiilinin Eski Türkçesi "kel" kökünden gelen "kelin", zaman içinde yumuşayarak "gelin"e dönüşmüş.

Yani bizim telli duvaklı "gelin", aslında yeni bir aileye, yeni haneye "gelen" kadını anlatıyor. Kültürümüz hakkında ipucu veren, hayli eski, hayli cinsiyetçi bir kelime "gelin". Ama tek cinsiyetçi dil bizimki değil tabii, İngiliz gelini "bride" da "üvey kız evlat" anlamındaki bir kelimeden gelmiş ve kökünde "pişirmek", "yahni yapmak" anlamına gelen "bru-" fiili var.

21. 

“Kadın“, Eski Türkçede “kraliçe, hakan eşi, prenses” anlamlarına gelen “katun“dan geliyor. “Hatun“un da kökeni olan bu kelime, Farsçanın eski bir akrabası olan Orta Asya dili Soğdcadaki “hvaten” kelimesinden gelmiş. Kimi kaynaklara göre “hvaten“, Eski Yunancada gücü, erki temsil eden “krat” (bkz: otokrat, demokrat) kelimesiyle bağlantılı ve sonuna gelen “-en” ekiyle “dişi” gücü anlatmış.

22. 

Dünyanın en rahat ayakkabı çeşidi olan terliğin ismi neden "terlik"? Ter mi alıyor? Mesela fanila, atlet, kafa bandı gibi giysiler dururken "terlik" ismini neden bir ayakkabı çeşidine vermişiz? "Ter" Eski Türkçe bir kelime. "Terlik" de öyle. İlk terlikler, atın eğerinin altına at terlemesin diye koyulan keçe parçasından ibaretmiş. Sonra bu terlik, binicinin bacaklarından ayağına doğru inerek dıgıdıktan şıpıdığa geçiş yapmış.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
dunyabiryana

Hadi yine iyisin bugün de Subliminalsiz kalmadık. SEKS'i verdin inceden aklımıza- gidip bi osbir mi çekelim istiyosun nedir bu denli SEKS SEKS SEKS??? Derdiniz ne olum sizin?

ozdenydn

Sanki araştırıp yazmış değil de kelimeleri kendi anladığınız şekilde açıklamışsınız. Çaydanlık olayı berbat. Bence gidin biraz Türk dili eğitimi alın. O zaman iyelik eki, çoğul eki, yapım eki, çekim eki... (daha bir sürü var) ne demekmiş öğrenirsiniz.

kenanelmaogullari

neyini alkisladiniz bunun? salak alak şeyler. 👎

kenanelmaogullari

düzenleme yok mu aq 😂

kutsal-kase

hepsini unutucak olsam da cok severek gecirdigim bi 5-10 dakika oldu 😍

fatihsema2645

Son zamanlarda okuduğum en güzel, en açıklayıcı içerikti. Ellerinize sağlık, umarım emek hırsızlığı yoktur.

Başlıklar

BilimCinnetCinsellikİngiltereInstagramRobotSeksiçayetminnoştatilyiyecek
Görüş Bildir