Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Billur Aktürk Yazio: Markar Eseyan’ın Ölümü ve Düşündürdükleri

120PAYLAŞIM
Yazio Banner

Çok sevgili dostum Markar Eseyan’ın ölümü büyük acı vermekle birlikte, bu ülkenin derinden derine kanayan yarasını bir kez daha gözler önüne serdi. Kendisi için doğru olduğunu düşündüğü şeyin, başkaları içinde öyle olması gerektiğine inanan, buna bağlı olarak da başkalarına kendi doğrularını dayatmakta bir beis görmeyen bir grup insanın ve en önemlisi sözde kimi aydınların, Eseyan’ın ölümüne dair tavırları, kullandıkları dil, yorumları karşısında insan gözyaşlarını tutamıyor. Bir fikre körü körüne bağlılığın getirdiği dilin yansıması, vandallığı utanç verici. Toplumda birine bilerek ve isteyerek zarar vermenin, vermek istemenin nedenlerini ve sonuçlarını, toplum psikologları, sosyologlar daha iyi araştırmalı. Öte yandan kendine siyasi kimlik addeden her cenahtaki vasat, diğerinin kaybının üzerine bu kabalıkta abanıyorken,  bu böyle gitmez. Bu iş patlar ve birilerinin de ekmeğine yağ sürülür. Sonuçta kaybeden hepimiz oluruz. Tabi geldiğimiz noktadan bakınca, artık hepimiz kim isek? Yine de hadi vasat bir yana, sözde aydınlara şunu sormadan geçemeyeceğim; sayın sözde aydın, aklının kavramsal ve anlamsal evrimi, psikolojik temelleri, psiko-dinamikleri nasıl oldu da sizi bu kadar vasat ve câni kıldı?

Sevgili okur, bu dil meselesi her yönüyle toplumun köklerinde büyük savrulmalara neden oluyor

Örneğin Türkiye’nin sınırlarında yaşanan mücadeleye destek fikriyatı ile kullanılan dil,  Müslüman olmayan kesim üzerinde fırtınalar yaratıyor. Dolayısı ile sınırlarımızda gelişen olayları ‘azınlık’ dediğimiz vatandaşlarımızla (ki bu tanıma şiddetle karşıyım) konuşmak isteseniz de hiçbiri size düşüncelerini rahatça açıklamıyor- açıklayamıyor. Tarihsel reflekslerden doğan bu iç karartıcı tutumu anlamak elbette zor değil.  Hâlâ sonuçları tartışılan, çözülememiş tehcir meselesi, dönem dönem cumhuriyet tarihinde yaşananlar (6-7 Eylül olayları, bir gecede 150 bin Yunan tebaalı Rum’un evlerinden çıkarılıp gönderilmesi, Aşkale olayları vs.) büyüklerinden tarihsel döneme ait duyduğu anlatılar, ülkeye dair konularda rahatça konuşmalarını engelliyor. Hele bugün vasatın vandal dili, hastalıklı ekalliyet algısı geçmişte olan olayların tekrarlanabileceğine dair bir kuşku yaratıyor.  Dahası hepimiz biliyoruz ki, hassaslık gösteren bu vatandaşlarımızın, söylemeseler de ifade etmeseler de arka planlarında yaşanan acıların bir kabulü var.  Hatırlamak istemezler, konuşmazlar ama, tekrar etmek gerekirse,  derinlerde bir yerde kendilerine karşı olumsuz duyguların tekrar gün ışığına çıkabileceğini düşünüyorlar. Duygusal tepkileri de buna uygun olarak beliriyor. Sonuçta düşüncenin merkezinde, kökeninde böyle bir kopuş olduğu için, birbirimizi anlamakta da zorluk çekiyoruz. Reflekslerimiz farklı oluyor. Bu yüzden de, kritik anlara ilişkin bir uzlaşma alanı bulmakta zorlanıyoruz. Dolayısı ile ortamın bu atmosferi aidiyet duygularını zayıflatıyor ve bu ülkede kabul görmediklerini, içten içe kendilerine düşmanlık beslendiğini düşündürüyor. Bu da içlerine daha çok kapanmalarına neden oluyor.

Öte yandan, bugün siyaset o kadar kaba yapılıyor ki bu halka da sinmiş bir ruh hali oluşturuyor.

Bunda medyanın da itici gücü var. Kimi medya, öyle başlıklarla öyle haberler veriyor ki toplumun ayrımcı atmosferi tetikleniyor. Bu çok tehlikeli. Unutmayalım ki bu atmosferi sadece cahil insanlar kaldırır. Toplumun bir bütün olarak Vandal topluma dönüşebileceği atmosferi körüklemek, kimsenin işine yaramaz.  Mesela bugün sosyal medyada Azerbaycan- Ermenistan gerginliği üzerinden, Osmanlı’nın millet- i sadıka dediği Ermeni vatandaşlarımızı da içine alan yorum ve paylaşımlara bakınca, bu kadar alaturkalığı nereye sığdıracağınızı bilemiyorsunuz. Sanki olan bitenden Ermeni vatandaşlarımız suçlu. Öte yandan, elbette Ermenistan’la, hatta Yunanistan’la ya da Türkiye’yi ilgilendiren herhangi bir nokta ile ilgili yaşanan sorunları eleştirebilirsiniz.  Elbette sivil öldürüyorlar diye dünyayı ayağa kaldırabilirsiniz, kaldırmalısınız da. Elbette, ülkenin çıkarları için, bütünlüğü için tüm dünya ile mücadele etmeyi göze alabilirsiniz. Almalısınız da. Ama meselelerin odağına kendi vatandaşlarınızı katmadan. Bu ülkenin savunması ya da geleceği sadece bir şehrin - bir grubun - bir düşüncenin- bir inancın- bir anlayışın vs. ahalisi ile belirlenemez. Mücadele topyekûndür. Kimse kimseden daha imtiyazlı değildir. Herkes eşit vatandaştır.  Güzel olanda budur. Bu ülke de  Becky varsa, Alen varsa, Aret varsa, Abdullah varsa, Janset varsa, Zozan varsa güzeldir.  

Sonuçta, konular üzerinde insanların kendi kararları, beyanları elbette kendilerini ilgilendirir. Ama kararları sunuş biçimindeki tavır, beyanlarındaki dil, meselelerin sonuçlarını ve tepkilerini başka noktalara evirir. Kararlar ve beyanlar insanları çatışmalara yönlendiriyorsa burada durup düşünmek gerekir. Bugünkü klima, özellikle Müslüman olmayan vatandaşların kendini eşit vatandaş olarak görmelerini engelliyor. Dolayısı ile, bir ırk tanımı üzerinden değil, bir millet tanımı üzerinden tariflenen Türk kimliğini bile kabullenmekte zorlanıyorlar. Yine tekraren, bu Vandal dili, tutumu sürdürmek toplumu iyi bir yere götürmez. Aksine bizi otantik, içine kapalı, sevimsiz, başarısız bir kültüre hapsolmuş toplum haline çevirir. Düşünün, aklında ve kalbinde sürekli bir inkârı taşıyan kişilerden oluşan toplum, nasıl bir toplumdur? Bu toplum mutsuz, bağnaz, dünya ile bağlantısı kopmuş, entelektüel düzeyin çok gerisinde kalmış, ilkel kavramlarla halk bütünlüğünü sağlamaya çalışan, yerele hapsolmuş bir toplum olmaz mı? Bu duruma en iyi örnekte, şu sıralar çok konuştuğumuz Libya’yı verebiliriz. Zamanında birçok bakımdan, entelektüel anlamda da önemli bir merkez olan Libya bugün batının çöplüğü haline geldi. Yani bu akademisinden sokağına her alanda artan vasatlaşma, içinde büyük tehlike barındırıyor. Sonuçta, böyle bir toplumda bir aklı evvel çıkar, bir söz söyler, Trabzon’dan biri gelir Hrant Dink’i öldürür.

Sevgili okur, Türkiye’de toplumun bir grup kaymak kesimi, entelektüellerden, akademisyenlere, gençlerden, iyi eğitim gören kişilere kadar birçok kişi yurt dışında yaşama hayali kuruyor

Sevgili okur, Türkiye’de toplumun bir grup kaymak kesimi, entelektüellerden, akademisyenlere, gençlerden, iyi eğitim gören kişilere kadar birçok kişi yurt dışında yaşama hayali kuruyor. Gençlerimizin bu topraklara ve kültüre aidiyet duygusu zayıflıyor. Bu durumu makbul bir şeymiş gibi, özenti ile dile getiren kişilere sesleniyorum, bu durum sadece toplumda artan vasatlaşmayı pekiştiriyor. Öte yandan ne acıdır ki gitmeye öykünen bu insanların, kendi dilinin konuşulmadığı, rüyaların başka dilde görüldüğü bir yerde, yaşamak zorunda kalacakları trajediden haberleri yok. Göçmen olarak yaşamayı kolay bir şey sanıyorlar. Düşünmüyorlar ki Türkiye’den giden, gönderilen azınlıklar bile hala uzakta olmanın acısını çekiyorlar. Üstelik uzak kaldığın, sahipsiz bıraktığın, yarasını kucaklamadığın ülkenin geleceğine katkı sunma hakkını sana veren olacak mı?   

Sevgili okur, ezcümle… Elbette hâlâ çok güzel bir toplum olabiliriz. Hâlâ şansımız var. Eskilerin dediği gibi, dilimize, belimize, elimize sahip olmak yeter. Sen abidik gubidik konuşursan, adadaki fırıncı çırağı gider Ermeni teyzenin gırtlağına çöker, Yannis amcanın bahçesine çöreklenir. 6-7 eylülde olduğu gibi.  Bu nedenle, büyük Türkiye’nin güzel vatandaşları, hepimiz aynı gemideyiz. Üstelik geminin batması hiçbirimizi sağ koymaz. Farklılıklara, inançlara saygı duyarak bu topraklarda nasıl 600 sene yan yana yaşadıysak, yine öyle yaşayabiliriz. Böyle olursa, kimse kaybetmez, hepimiz kazanırız.

Sevgili Markar… Ruhun şad olsun… Nur içinde uyu.

Twitter
Instagram

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
mesutilica

Neden milleti sadıka falan olmadığı defalarca ispatlanmış ermenileri sevgi pıtırcığı olarak göstermeye çalışıyorsunuz? Daha yeni masum sivil yerleşimleri bombaladılar azerbaycanda Pkk içindeki ermenileri saymakla bitmez Ez cümle sn yazar domuzdan post gavurdan dost olmaz diye boşa dememişler yoksa kendi kafanıza füze yiyince anlarsınız ata sözünü...

zangoccocuk

Köşe yazarına açık mektup: İsim ve soyisminizden dolayı kimlerden olduğunuzu anlamak zor değil, hep söylüyorum soyadında Ak ve/veya Türk olanlara dikkat! Çünkü çoğunlukla Türk olmayıp Türk GİBİ gözüküyorlar zaten verdiğiniz örnek "Hâlâ sonuçları tartışılan, çözülememiş tehcir meselesi, dönem dönem cumhuriyet tarihinde yaşananlar, 6-7 Eylül olayları, bir gecede 150 bin Yunan tebaalı Rum’un evlerinden çıkarılıp gönderilmesi, Aşkale olayları vs." bunun kanıtı. Sevgili hanımefendi vatanını seven, vatanında kalanlardan bahseder, gönderilenlerden değil. Köylerde toplu halde ırzına geçilip, göğüsleri kesilen, yakılan, öldürülen Türk kadınlarından, annesi gözünün önünde süngülenen çocuklardan, kaçamayıp hedef talimi yapılmış yaşlılardan neden bahsetmiyorsunuz? Bu gibi örnekleri devamlı göz ardı edip her fırsatta mağdur rolü oynamak neden? Geçiniz bu halkların kardeşliği, demokrasi, arkadaşlık laflarını, elinize fırsat geçtiğinde anında ötekileştiren sizlersiniz. Üzgünüm hiç samimi değilsiniz.

kendineassassin

"Afedersiniz 'Ermeni' dediler." diyen bir genel başkanın partisinde vekil değil miydi o "çok sevgili dostun", sayın köşemin yazarı?? Bu neyin popülizmi şimdi??

Görüş Bildir