Beyninizi Gıdıklayan Bu 12 Sorunun Cevabını Öğrenmekten Kendinizi Alıkoyamayacaksınız!

-

Zaman zaman bu sorular aklınıza gelmiştir, o halde artık her birinin yanıtını öğrenmenin tam zamanı.

1. Çekici İnsanlara Bakmaktan Kendimizi Neden Alıkoyamayız?

Norveçli psikologlar; insanların hedonist yani haz duyan canlılar olduğunu doğruladılar. Elbette ki; her insan kendi çapında güzel ve özeldir, fakat araştırmalar; yüz çekiciliği söz konusu olduğunda güzellik konusunda büyük oranda aynı fikirde olunduğunu gösteriyor. Ve aslında, güzelliğin de bir bilimi var; çünkü Altın Oran’a göre şekilli “Fibonacci Yüzleri” daha çok seviyoruz.

Araştırmacılar evrimsel sürece bakarak bulgularına dair açıklamalar geliştirdiler. Makalenin yazarlarından Olga Cheknokov; geçmişte yapılan araştırmaların, türümüzün yayılması için önemli birkaç faktör (örneğin; sağlık ve iyi bir üreme potansiyeli) ile yüz çekiciliği arasında bağlar olduğunu ortaya koyduğunu söylüyor. Yani; çekici bir yüze bakmak isteyişimizin ve beynimizin bundan haz duymasının ardında evrimsel bir neden olabilir. Öte yandan, katılımcıların diğer yüz bölgelerinden ziyade gözlere daha uzun süre boyunca odaklandıklarını da belirtmekte fayda var. Evrimsel açıdan bakıldığında bu durum oldukça mantıklı geliyor. Çünkü gözler; duygusal işaretleri de içeren bir sürü sosyal bilgiyi ifade ederler ve eğer gözleri kapalıysa yüzleri tanımakta güçlük çekeriz.

Kaynak

2. Köpeklerin Dilleri Neden Sürekli Dışarıdadır ?

Köpekler de insanlar gibi, “memeliler” sınıfının üyeleridir. Memeliler, vücut sıcaklıklarını belli bir seviyede tutmaya uyum sağlamışlardır (sabit vücut sıcaklıklı canlılar). Sabit vücut sıcaklıklı hayvanların hepsinde, sıcak havalarda vücut sıcaklığını dengeleyebilmek için farklı stratejiler izlenir. İnsanlar bunu vücutlarının çeşitli bölgelerine dağılmış olan ter bezleriyle sağlar. Birçok memeli ise, kürkleri ve kılları yüzünden bu şekilde terleyemez. Köpeklerde ise, esas olarak ayak altlarında ve çok az bir miktar da deri altında ter bezleri bulunur. Dillerini dışarıda tutarak pratikte aslında bizimle aynı şeyi yaparlar: Buharlaşma. Buharlaşan su, vücudun ısı kaybetmesine neden olur. Köpeklerin özellikle de koştuktan sonra çok daha fazla ve hızlı hızlı soluduklarını görürüz. Kediler de bazen çok sıcakladıklarında köpekler gibi dillerini dışarı çıkararak solurlar.

Kaynak

3. Deniz Kabuğunda Dalga Sesi Nasıl Oluşur?

Deniz kabuğunu kulağımıza dayadığımızda denizdeki dalgaların sesiymiş gibi duyduğumuz rahatlatıcı sesler, etrafımızdaki seslerin özel ve akustik biçimde yeniden organize olmuş halidir. Deniz kabuğunun şekline, hammaddesine (kalsiyum, silikat, sodyum gibi), büyüklüğüne ve oluşum şekline göre güçlenen, zayıflayan, sönümlenen ya da baskınlaşan frekanslar, kulağımıza denizdeki dalgalarının sesiymiş gibi gelir.

Yani spiral ve kıvrımlı yapıya sahip olan deniz kabuklarının iç duvarlarına çarparak, kulağımıza çoğunlukla bir hışırtı veya uğultu şeklinde yansıyan bu seslerin nedeni, deniz kabuğunun fiziki yapısı nedeni ile kulağımıza daha dar bir ses frekansından iletilmesinden kaynaklanmaktadır.

Kaynak

4. Arka Koltukta Oturunca Neden Araç Tutması Yaşanıyor?

Arkada oturunca ufuk çizgisi görülmüyor. Araç tutması; iç kulakta hareket algılanırken, gözlerden sabit olduğunuz bilgisinin gelmesi nedeniyle yaşanır. Yani arkada otururken, aracın hareket ettiğini anlayamaz beyin ve böylece vücut dengesi bozulur.

Kaynak

5. İnsanların Derilerinin Rengi Neden Farklıdır?

Derimizin rengi, vücudumuzda bulunan ve genel adıyla melanin olarak bilinen pigmentlerin türüne ve yoğunluğuna bağlı olarak oluşur. Melanosit adlı hücrelerden salgılanan bu pigmentlerden ömelanin ve feomelanin deri renginin oluşmasında rol oynar. Ömelanin yoğunluğunun feomelanine göre fazla olması derinin koyu renkte olmasına, feomelaninin daha fazla olması ise deri renginin daha açık olmasına neden olur.

Ömelanin pigmentleri aynı zamanda Güneş'ten gelen tehlikeli ışınları tutarak zarar görmemizi engeller. Bu sayede güneş ışınlarının yoğun olduğu Afrika’da insanların koyu ten rengi onları bir kalkan gibi korur.

Kaynak

6. Neden Uçakların Kalkış ve İnişlerinde Pencerelerin Açık Kalması İstenir?

Federal Havacılık Kurulu, tüm uçakların 90 saniye veya daha az sürede tamamen “tahliye edilebilir” olmasını istiyor. Yani acil durumlarda uçuş ekibinin yolcuları güvenli bir şekilde, acil durum kapılarına yönlendirerek uçaktan çıkarması için en fazla 90 saniyesi var.

Öyle ki, uçuşlarda en tehlikeli anların kalkışlar ve inişler olduğu da özellikle vurgulanıyor. Bu anlarda potansiyel bir tahliye durumu için uçuş ekibinin dışarıyı net bir şekilde görebilmesi gerekiyor. Uçuş güvenliği kabin ekibinin öncelikli olarak sağlaması gereken bir görevi olduğu için yolcular tek tek uyarılıyor.

Kaynak

7. Yaşlandıkça Boyumuz Neden Kısalır?

Yaşlandıkça vücut şeklimizde değişimler meydana gelir. Boyumuz kısalır, duruşumuz ve yürüme şeklimiz değişir. Bu durum vücuttaki farklı dokularda (örneğin kemik, kas dokularında) meydana gelen değişimler nedeniyle ortaya çıkar.

Omurgayı oluşturan omurlar arasında disk olarak isimlendirilen, jöleye benzer bir madde bulunur. İlerleyen yaşlarda bu madde su kaybetmeye ve küçülmeye başlar. Ayrıca yaşlandıkça kalsiyum ve mineral kayıplarından dolayı kemik yoğunluğu da azalır. Bu değişimler omurganın kısalmasına ve zamanla eğilmesine neden olur. Yaşlandıkça insanların boyunun kısalmasının temel nedeni, omurgada ortaya çıkan bu değişimlerdir. İnsanlar 40 yaşından sonra her 10 yılda bir ortalama 1 santimetre kısalır.

Bu süreçler engellenemese de hayat tarzında yapılacak değişiklikler sayesinde geciktirilebilir. Genetik faktörlerin bu süreçte önemli rolü vardır. Ayrıca büyüme döneminde kemiklerin gelişiminin sağlıklı olması ilerleyen yaşlarda kemik kaybının yavaş gerçekleşmesini sağlayabilir. Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin beslenmek, düzenli fiziksel aktivite de bu süreci geciktirebilir.

Kaynak

8. Muhabbet Kuşları ve Papağanlar Nasıl Konuşabiliyorlar?

Biz insanlar solunum organımızı, gırtlak ve ses tellerimizi, ağzımızı ve dilimizi kullanıyoruz konuşurken. Papağanlarda ses telleri bulunmaz, bunun yerine sesleri östaki borusuyla çıkarırlar. Kuşlarda östaki borusu soluk borusu ve bronşlardan oluşan alt gırtlak biçimindedir ve rezonans gövdesi görevini görür. 

Bronşlardan gelen hava, soluk borusu üzerinden gırtlağa geliyor. Bu şekilde rezonans gövdesinin ince diyaframı titreşerek sesleri üretir. Bu mekanizma, insandaki ses tellerine benzer. Fakat kuşun konuşmasında dilin de önemli bir rolü var. Kuşlar, dillerinin pozisyonunu bir milimetreden bile daha az değiştirerek farklı sesler çıkartabiliyorlar. 

Bu şekilde ortaya çıkan varyasyonlar bizim dilimizdeki A ve O kadar farklıdır. Doğada yaşayan papağanlar, hatta kargalar bile hemcinslerinin seslerini taklit ederler. Doğuştan var olan bu yetenek kuşlar arasındaki bağları güçlendirmekte. Fakat bu yetenek sayesinde istedikleri sesleri taklit edebildikleri için insan dili gibi yabancı sesleri de öğrenebiliyorlar.

Kaynak

9. Görme Engelliler Rüya Görür mü?

Görme engelliler de rüya görür. Rüya sadece görme duyusuna bağlı bir olgu değildir. Bütün duyu organlarından gelen uyarıların beyinde toplanmasıyla oluşur. Görme engelli insanın gördüğü rüya, yaşamında dünyayı nasıl algılıyorsa aynen öyledir. Doğuşundan beri hiç görmemiş bir kimse yaşamını nasıl, sesler, dokunuşlar ve kokular üzerine kurmuşsa, rüyaları da bunların üzerine kurulur. Buna karşılık çocukluk yıllarında az ya da çok gören ve bunu sonradan yitiren kimseler, eski dönemin olaylarını ve kişilerini rüyalarında görüntülü biçimde görürler. Çünkü onların beyninde bu imajlar saklıdır. Ancak şu tespit edilmiştir ki, bu kimselerin görsel hafızaları zamanla zayıflamakta ve görüntülü rüyaları azalmaktadır.

Kaynak

10. Çalışırken Müzik Dinlemek Dikkatimizi Dağıtır mı?

Müzik dinlemenin bilişsel yetenekler üzerindeki etkileri; müziğin türüne, ses düzeyine, kişilerin karakter özelliklerine ve yaşa bağlı olarak değişiyor. Bir araştırmada katılımcıların pop müzik dinlerken ve müziksiz bir ortamda öğrendikleri bir bilgiyi hatırlama ve okuduklarını anlama yeterliliği karşılaştırıldı ve pop müzik dinlerken içine kapanık insanların bilişsel yeteneklerinin dışa dönük insanlara kıyasla daha olumsuz etkilendiği anlaşıldı.

Dinlediğimiz müziğin türü de bilişsel performansımızı etkiliyor. 1993’te Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmada Mozart besteleri dinlemenin mekânsal algı yeteneğini geliştirdiği belirlendi. Duygusal müzikler dinlemenin ise otobiyografik belleği olumlu etkilediğini gösteren araştırmalar var. Popüler bir müzik dinlemek, şarkının sözlerinin olması müzik dinlerken dikkatin dağılmasına sebep olabilen etkenler.

Bir işle uğraşırken müzik dinlemek gençleri ve yaşlıları farklı şekillerde etkiliyor. Yakın zamanda yapılan bir araştırmada bir işle uğraşırken müzik de dinleyen yaşlıların bilişsel yeteneklerinin gençlere göre daha olumsuz etkilendiği belirlendi.

Sonuç olarak konsantrasyon gerektiren bir işle uğraşırken arka planda müzik çalması, dikkatin tamamen temel görevin üzerinde toplanmasını engelleyebilir. Otomatik bilişsel süreçler söz konusu olduğunda ise duygusal durumumuz üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle yararlı olabilir.

Kaynak

11. Sınav Sırasında Bildiğimiz Her Şeyi Bir Anda Unutmamızın Sebebi Nedir?

Bir “beyin durması” sırasında neler olduğunu anlayabilmek için, odaklanmamız gereken üç temel beyin bölgesi vardır. Bu bölgelerden ilki; hipotalamustur. Hipotalamusu, tüm niyet ve amaçlara dair duygularınız ve fiziksel algılarınız arasında kurulan bir köprü olarak düşünebilirsiniz. Yani, beynin bu bölgesi, bütün vücudunuz boyunca akan hormon tipi ve miktarından sorumlu olan endokrin sisteminiz ile güçlü bağlantılara sahiptir. İkinci bölge ise, hipokampustur. Bir korteks altı yapısı olan hipokampus, olayların ve konseptlerin öğrenilmesi ve hatırlanmasında önemli bir role sahiptir. Hipokampusu, bilgilerin beyne girebilmesi ve çıkabilmesi için geçmesi gereken bir hafıza kapısı olarak düşünebilirsiniz. Odaklanmamız gereken üçüncü bölge ise, prefrontal kortekstir. Gözlerimizin arkasında bulunan bu bölge, beynimizin sakin, serin ve akılcı kısmıdır. Bir insan olarak kontrol ettiğiniz her şey, büyük ölçüde burada yönetilir: İşler belleğiniz (bilginin beyninizde tutulması ve işleme sokulması yetisi), dürtü kontrolü (istenmeyen davranışsal tepkilerin azaltılması), karar verme (çelişen olasılıklar arasında uygun seçimi yapabilme yetisi), vs.

Peki bu “beyin durması” nasıl meydana gelir?

Bir sınava, önceden kestirilebilir ve görece çok önemli olmadığını düşündüğünüz bir sınava hazırlanırken, mantıklı ve rasyonel düşünme süreci olan “soğuk bilişe” girmeniz muhtemeldir. Hepimizin aşina olduğu bir örnek verelim. Evinizde, rahat yatağınıza oturmuş, en sevdiğiniz müzikler eşliğinde çalışırken; hipotalamus, kilit önemdeki stres hormonlarının (aşağıda değinilecek) salınımını ve üretimini yavaşlatır, buna karşın prefrontal korteks ve hipokampus engelsiz bir biçimde çalışmasına devam eder. Fakat, bir şekilde tahmin edilemez ve son derece önem arz eden bir sınava hazırlık durumunda ise, mantıksız ve duygusal olarak yönlendirilen düşünme süreçlerine verilen bir isim olan “sıcak bilişe” girersiniz. Sıcak biliş, genellikle açık bir tehdit ya da oldukça stresli durumların neden olduğu bir tepkidir. Dolayısıyla, söz konusu sınav, son derece stresli ve zincirleme düşüncelere dalmanıza sebep olabilir. Örneğin, “Eğer bu sınavı geçemezsem, iyi bir üniversiteye ya da yüksek lisans programına giremeyeceğim. Dolayısıyla iyi bir işim olmayacak. İyi bir evlilik yapamayacağım. İyi bir aile kuramayacağım…” Bu tarz düşüncelerle dolan birisinin, bir sınavı tehdit olarak algılaması kadar normal bir şey olamaz. Tehdit belirlendiğinde de; hipotalamus, noradrenalin ve kortizol gibi bazı önemli hormonların üretimi için uyarımda bulunur. Yüksek seviyelerde noradrenalin, prefrontal kortekse girer ve nöronal akışı zayıflatarak etkili bir iletişimi kesintiye uğratır. Bu kesinti, esas olarak işler belleğinizi temizler (hatırlamaya çalıştığınız her şey artık gitmiştir) ve akılcı, mantıklı prefrontal korteksin diğer beyin bölgelerini etkilemesini durdurur. Aynı anda, yüksek seviyelerdeki kortizol, hipokampuse girer ve buradaki aktivasyon örgüsünü bozmakla kalmaz, aynı zamanda da (uzun süreli bir hasarla) hipokampal nöronları öldürür. Bu durum, eski anılara erişme kabiliyetini engeller, algıyı çarpıtır ve yeni hafızaların depolanmasını engeller. Yani, bir sınav, tehdit olarak yorumlanır ve stres tepkisi tetiklendiğinde; işler bellek silinir, hatırlama mekanizmaları bozulur ve hipotalamus tarafından yönlendirilen duygusal yüklü sıcak biliş, prefrontal korteks tarafından yönlendirilen normal, akılcı ve mantıklı soğuk bilişe üstün gelir. Neticede de, bu süreç, mantıksal bilişsel faaliyetin üstlenilmesini zorlaştırarak beyin durmasına neden olmaktadır.

Kaynak

12. Kadınlar Neden Erkeklerden Daha Uzun Yaşar?

Erkeklerin doğdukları andan itibaren nüfusun yarısına kıyasla daha erken ölecekleri bellidir. Zira erkek oldukları için, kadınlardan ortalama üç yıl daha az yaşayacaklardır. Peki ama neden?

Bu sorunun cevabı evrimde yatıyor. Uzmanlar yaşlanmada asıl belirleyenin biyolojimizde yattığına inanıyor. Her hücrenin DNA’sındaki kromozomlarda birçok potansiyel mekanizma vardır. Kromozomlar çift halde bulunur: Kadınlarda iki X kromozomu, erkeklerde ise X ve Y kromozomu vardır.

Bu fark hücrelerin yaşlanmasını değiştirir. İki X kromozomu olması nedeniyle kadınlar her genin kopyasını tutar; yani bir gende sorun varsa yedeği de vardır. Erkeklerinse böyle bir takviye imkanı yoktur. Bu nedenle zamanla daha fazla hücre arıza gösterip erkekleri daha büyük hastalık riskiyle karşı karşıya bırakır. 

Diğer açıklamalar arasında "tempolu koşan kadın kalbi" hipotezi de vardır.

Kadınların adet döngüsünün ikinci yarısında kalp atışları hızlanır; bunun hafif türden egzersiz etkisi vardır. Bu nedenle kalp ve damar hastalıkları daha geç yaşta ortaya çıkar.

Beden büyüklüğü de bir etken olabilir. Uzun boylularda daha fazla hücre vardır. Bu ise hücrelerin mutasyon riskini artırır. Ayrıca büyük bedenler daha fazla enerji harcar ve bunun atıkları vücutta daha fazla yıpranmaya yol açar. Erkekler daha uzun boylu oldukları için uzun vadede daha fazla hasara uğrarlar.

Ama belki de asıl sorun erkeklere ses, fazla kıl ve kellik gibi diğer özelliklerini de veren testosteron hormonundadır.

Koreli bilim adamı Han-Nam Park 19. yüzyılda saray hayatını incelerken, normal erkeklerin 50 yaşına kadar yaşadığını, ergenlikten önce hadım edilen 81 kişinin ortalama yaşının ise 70 olduğunu görmüş. Krallar bile onlardan daha erken ölüyormuş. 

Hadım edilmiş başka erkekler incelendiğinde bu kadar bariz bir fark görülmemiş olsa da genel olarak testisleri alınmış insanların daha uzun yaşadığına inanılıyor.

Londra’daki UCL Üniversitesinden David Gem ise ergenlik sona erdiğinde erkeklerin artık görebilecekleri hasarı görmüş olduklarına inanıyor. ABD’de 20 yüzyılda akıl hastanesinde yatan erkeklerin bazıları zorunlu kısırlaştırmaya tabi tutuluyordu. Bu erkeklere 15 yaşından önce bu işlem yapılmış ise diğer tutuklulardan daha fazla yaşadıkları görülmüştü. Testosteron kısa dönemde vücudu daha güçlü kılsa da yol açtığı değişiklikler daha ileri yaşlarda kişiyi kalp hastalıklarına, enfeksiyona ve kansere daha açık hale getiriyor.

Kadınlar sadece testosteron riskinden uzak durmakla kalmıyor, aynı zamanda kendi "gençlik iksirleri"nden de faydalanıyorlar.

Kadın cinsiyet hormonu östrojen "antioksidan" işlevi görür ve hücrelere zarar veren zehirli kimyasalları temizler. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde, yumurtalıkları alınmış olanların hücre tamirini yeterince yapamadıkları, bu nedenle daha az uzun yaşadıkları görülmüştür.

Uzmanlar bunun nedenlerini evrimsel ödüllendirmeye bağlıyor.

Bu, erkekler açısından acı bir gerçek olabilir; fakat bilim insanları, ortalama ömür bakımından kadınlarla erkekler arasındaki farkın ne ölçüde hormon faktörüyle açıklanabileceğini ve bu sorunun cevabını aramaya devam etmek gerektiğini söylüyor.

Kaynak

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
comawhite

Çekiçi insanlara bakmaktan kendimizi neden alıkoyamayız? Sapıklıktan değil yani? Oh çok şükür beynimizin şeysiymiş, ben de sanıyorum kendi sapıklığım... Boşu boşuna günahımı almışım.

Gizli Kullanıcı

Yani sınavda bildiğimiz şeyleri unutmamak için strese girmemek mi gerekiyor

apollonia-corleone

100 üme kadar yaşayacağım en yaşlı insan rekorunu da kırmak istiyorum ama tabi iki büklüm halde değil

dirdir

çok güzel 👍

teknoooo

KADINLAR NE ŞANSLI YARATIKLAR YA.... HAYRAN KALMAK ELDE DEĞİL :)

metolah

dimi... okurken aynı tepkiyi verdim :)

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

AltınAmerika Birleşik DevletleriBilimEvlilikkadınlarmüziktahliye
Görüş Bildir